Barolar çocuklar için bir arada: Hukukun üstünlüğü sağlanmalı

  • 12:04 1 Nisan 2018
  • Çocuk

 

Duygu Ciniviz
 
DİYARBAKIR - Çocuk hakları ihlalleri ve çözüm önerilerinin tartışıldığı “Çocuk Çalıştayı”na İzmir’den katılan Avukat İlke Erol, “Hak ihlallerinde birlikte mücadele edebilme ve toplumsal farkındalığı arttırmalıyız aynı zamanda çocuğun hak ihlaline uğradığı yerde hukuksal ‘üstünlüğü’ sağlamak için çabalarımızı sürdürmeliyiz” dedi. 
 
Türkiye ve bölge kentlerinden 32 baronun Çocuk Hakları Komisyonu temsilcileri, Diyarbakır Barosu’nun ev sahipliğinde bir araya geldi. Live Suit otelde "Çocuk Çalıştayı”na Adana, Adıyaman, Urfa, Şırnak, Trabzon ve İzmir’den katılan temsilciler, çocuklara yönelik hak ihlalleri ve çözüm önerilerini tartıştı. Çalıştaya katılan İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Avukat İlke Erol, çocuk alanında yapılacak çok fazla şey olduğunu bu yüzden yan yana gelerek, bu mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. 
 
Çocuk alanındaki hemen her konuya dair tartışmaların yürütüldüğünü ifade eden İlke, “Öncelikle cinsel istismarı, cezaevi ve kapalı kurumlarda ki çocuklarımız, çocuk işçiliği, erken yaş evlilikleri, sosyal medyada çocuğa yapılan ihlaller, çocuğun yaşam, eğitim ve sağlık hakkı konuları bu çalıştayın temel gündemi oldu” dedi. 
 
‘Toplumsal farkındalık arttırılmalı'
 
“Çocuklarla ilgili konular hepimizin önceliği” diyen İlke, konunun ülkenin geleceği açısından Çocuk Hakları Bildirgesi’nde de yer verildiği gibi “İnsanlığın sorumluluğu” olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Cinsel saldırı ve cinsel istismara karşı uzun zamandır dünya çapında kadınların bir mücadele içerisinde olduğuna dikkat çeken İlke, “2. Dünya Savaşı’nda yaşanan ağır hak ihlallerinin ardından İnsan Hakları Bildirgesi yayınlandı. 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi Türkiye’de 2 Ekim 1995’te uygulanmaya başlandı. Bu süreçten sonra ise Çocuk Hakları Sözleşmesi tüm dünyadan 193 ülkenin katılımıyla herkesin görüş birliğine vardığı, imzaladığı ve halen de uluslararası belge olması özelliğini koruyan durumdadır” diye konuştu. 
 
Türkiye’de çocuğa yönelik hak ihlallerini “buz dağının görünen yüzü” olarak değerlendiren İlke, ihlallere karşı mücadele edildiğini ancak bu mücadele karşısında aynı oranda saldırılarda da bir artışın söz konusu olduğunu söyledi. Hukukçular olarak hak ihlalleri karşısında verilen mücadelede ısrarcı olduklarının altını çizen İlke,  “Türkiye’nin her yerinde barolar ile birlikte güç birliği oluşturarak ilerlemeyi önemsiyoruz. Hak ihlallerinde birlikte mücadele edebilme ve toplumsal farkındalığı arttırmalıyız aynı zamanda çocuğun hak ihlaline uğradığı yerde hukuksal ‘üstünlüğü’ sağlamak için çabalarımızı sürdürmeliyiz” ifadelerini kullandı. 
 
‘Çocuk söz konusu olduğunda ayrım yapılamaz’
 
Çocukların aile içerisinde, okulda, medyada aslında hayatın birçok alanında istismara maruz kaldığını belirten İlke, şöyle devam etti: “Çocuğun istismara maruz bırakılması bu çalıştayın temel gündemleri arasında yer alıyor. Yine Türkiye açısından değerlendirecek olursak mülteci çocuklara yönelik sistematikleşen saldırılar söz konusu. Bilindiği gibi İstanbul Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Sözleşmesi gereği BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde, ‘Çocuklar bulundukları ülkenin yasalarına tabidir’ maddesi yer almaktadır. Dolayısıyla çocuk söz konusu olduğunda hiçbir ayrım yapılamaz ve o ülke vatandaşı olan çocuklar hangi haktan yararlanıyorsa mülteci çocuklarda aynı haklara sahiptir. Bu konular aslında biz hukukçuların hassasiyetle yaklaştığı meselelerdir.” 
 
‘Çocuk ve cezaevi kavramlarını bir kabul etmiyoruz’
 
İlke, İzmir Barosu’nun yaptığı çalışmalardan örnekler vererek “Medeni Kanun’da ergenlik yaşı 18 kabul edilmekle birlikte mahkeme kararıyla 16 yaşında, ebeveyn onayı ile 17 yaşında erken evliliğe izin veriliyor. Biz, mahkeme kararı ile ilgili olan ya da ailenin onayı ile olan bu yasa maddelerinin değiştirilmesine yönelik stratejik davaları takip ediyoruz. Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığımız kimi dosyalar da mevcut. Çünkü biz bu maddelerin iptali için mücadelemizi sürdürüyoruz. İzmir Barosu olarak yaptığımız bu çalışmayı meslektaşlarımızla bu çalıştay vasıtasıyla paylaşacağız. Yine aynı şekilde cezaevinde kalan çocukların durumuna ilişkin Adalet Bakanlığı ve İzmir Barosu Çocuk Hakları komisyonu olarak bir sözleşmemiz de mevcut. Biz, İzmir Barosu olarak çocuk ve cezaevi kavramını bir arada kabul etmiyoruz. Hiçbir çocuğun cezaevinde olmaması gerekiyor” dedi.
 
‘Cezaevi’ndeki çocuklar toplumsal yarayı temsil ediyor’
 
Anneleriyle cezaevinde tutulan çocukların durumuna da dikkat çeken İlke, “Cezaevinde anneleriyle birlikte kalmak zorunda olan çocuklarımız da aynı zamanda bir toplumsal yarayı temsil ediyor. Hiçbir çocuğun annesinin mahkûmiyetinden dolayı cezaevi ortamında yaşamaması gerekiyor. Çünkü o çocuklar özgür olmalı. Çocuk alanında yapılacak çok fazla şey var bu yüzden yan yana gelerek bu mücadeleyi sürdüreceğiz” vurgusu yaptı.