‘Neden kadınların talebi göz önünde bulundurulmuyor?’

  • 09:04 12 Ağustos 2020
  • Güncel
VAN - İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nin feshine dönük başlattığı tartışmalara dair konuşan TJA aktivisti Deniz Abukan, “‘Ailemiz dağılıyor’ diye yaygara koparan üç beş erkeğin talebi göz önünde bulunduruluyor da neden kadınların talebi göz önünde bulundurulmuyor” diye sordu. 
 
Ajansımızın derlediği verilere göre sadece Temmuz ayında erkekler, 35 kadını katletti. Cezasızlık politikaları sonucunda erkek şiddeti artarken, kadınların kazanımları sonucu 2011 yılında imzalanan ve şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi de iktidar tarafından gündeme getirildi. Sözleşmeyi imzalayan ancak uygulamayan AKP’ye ve kadın düşmanı söylemlere karşı kadınlar uzun süredir sesini yükseltiyor. Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Deniz Abukan, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin konuştu.
 
‘Türkiye ev içi şiddetle yargılanan ilk devlet’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetle mücadele sözleşmesi olduğunu belirten Deniz, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olmasının sebebinin ise 2002 tarihinde Nahide Opuz’un davasında Türkiye’nin mahkûm edilmesi olduğunu hatırlattı. Deniz, “Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) kadına yönelik şiddette ‘ev içi’ şiddetle yargılanan ilk devlet olma niteliği taşıyor. O tarihlerde Türkiye’de kadına yönelik şiddette başvurular olmasına rağmen o dönemler açısından ev içi şiddetin, aile içi şiddetin ‘özel alan’ olduğu ve ‘özel alana müdahale edemeyiz’ gerekçesiyle kadınlar katledildi” dedi. 
 
‘Kadınların talebi neden göz önünde bulundurulmuyor?’
 
Dünyanın birçok yerinde kadınların erkek şiddetine ve katletmelere maruz kaldığını ifade eden Deniz, “Burada nafaka gibi belli durumlarla işte ‘ailemiz dağılıyor’ diye yaygara koparan üç beş erkeğin talebi göz önünde bulunduruluyor da neden Türkiye'nin birçok yerinde, bu coğrafyada kadınların talebi göz önünde bulundurulmuyor” diye sordu. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi durumunda şiddetin artacağını vurguladı. Deniz, “Sözleşme, imzası bulunan her bir ülkeye kadına yönelik şiddete karşı görevlendirme atfediyor, dolayısıyla hepsinin sorumluluğu var. Kamusal alandan tutalım, aileden tutalım, eğitim müfredatına kadar programına alması ve bunu işlemesi, bununla mücadele etmesi gerekir. Aynı zamanda kadınlara yaşadıkları sorunlara ilişkin özgün alanlar yaratılması gerekir” şeklinde konuştu.
 
‘Sözleşmenin imzalanmasında katledilen kadınların kanı var’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı yasanın uygulanması gerektiğinin altını çizen Deniz, “6284 sayılı kanunun kadınların mevcut sıkıntılarına çözüm üretebilecek yeterlilikte bile olmadığını tartışırken, mevcut durumda kadınlar olarak kazandığımız haklarımızı koruma pozisyonuna geldik. O açıdan bizler mevcut haklarımızı kazanım olarak değerlendiriyoruz. Bu sözleşmede Emine Bulut’un, Pınar Gültekin’in kanı var. Bu tarihe kadar katledilen her kadının, bu sözleşmenin imzalanmasında kanı vardır, bu kazanımlarda bir rolü vardır. Bırakalım İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını, mesela insanlar yaşamak istediğini söylüyor. Bu onların en insani, en doğal hakkıdır. Bizler yaşam hakkımızı koruyamaz durumdayız” ifadelerinde bulundu.
 
‘İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplenmeye çağırıyoruz’
 
Kadına yönelik şiddetle mücadelede hem kadın hareketi hem de HDP Kadın Meclisi ve parti olarak kendilerini bu konunun merkezinde gördüklerine vurgu yapan Deniz, şunları kaydetti: “Bu nedenle kadına ve çocuğa dönük her türlü istismar, şiddet, taciz ve tecavüzde buna yönelik gelişecek teklifte bile en ön safta yer almaktayız. Pandemi sürecinde erkekle yüz yüze kaldığımız dönemde kadına yönelik şiddetin arttığına dair veriler var. O yüzden de bu mücadeleyi sürdüreceğimizi söylüyor, bu anlamda tüm kadınları İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çağırıyoruz. İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyoruz.”