Yüksel Mutlu: Cemaat ve tarikat yapılanması Rêya Heqî inancına saldırıdır

  • 09:01 17 Ocak 2021
  • Güncel
 
Kibriye Evren
 
MERSİN - Cemaat ve tarikat yapılanması ile Dersim’de yürütülen politikalara dikkat çeken Akdeniz Belediye önceki dönem Eşbaşkanı Yüksel Mutlu, “Bu, sadece spesifik tarikat cemaat örgütlendirmesi değildir; aynı zamanda, kadına yönelik şiddetin de yükselmesi, çocuğa taciz ve istismar demektir. O nedenle her bir Dersimlinin, siyasetçi olsun olmasın; kadın, genç, çocuk, her bir ailenin, her bir bireyin bu konuda çok dikkatli olması gerekir” dedi.
 
Dersim Araştırma Merkezi (DAM), kentte tarikatların örgütlenmesine dair geçtiğimiz aylarda saha çalışması yaptı. Söz konusu çalışmaya ilişkin açıklama yapan DAM, tahminlerin ötesinde bir tarikat ve cemaat örgütlenmesiyle karşılaştıklarını kamuoyuna duyurmuştu.
 
Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eşbaşkanı Yüksel Mutlu ile Dersim’deki tarikat örgütlenmelerine, kentteki yoksulluğun kullanım biçimi ve Alevi kurumların bu yapılanmaya karşı nasıl bir tutum alması gerektiğine ilişkin konuştuk.
 
*DAM Dersim’de çok sayıda tarikatın farklı isim altında faaliyet yürüttüğü ve bu tarikatlara paralel ticari işletmeler açıldığı ve bunların her geçen gün çoğaldığı ifade ediliyor. Bunu nasıl okumak gerekir?
 
Dersim denildiğinde ilk olarak Kürtlüğü ve Aleviliğiyle; ikincisi direnişçi bir tarihiyle; üçüncü olarak da iktidarların ve devletin bugüne kadar yürüttüğü yüzyıllık müdahalesiyle aklımızda kalan bir kent. Dersim Araştırma Merkezi bu son dönem tarikatlar ve cemaatler üzerine bir çalışma yürüttü. Aslında bu çalışmalar daha önce de vardı. Mesela Mesut Özcan’ın bu konuda Munzur Üniversitesi’nin yaptığı tarikat cemaat örgütlenmesi, yine Valiliğin yaptığı tarikat cemaat örgütlenmesi, daha öncesi 80 döneminden başlayarak Dersimli aydın, yazar, akademisyen yine diasporada yaşayan birçok düşünür bu konuyla ilgili yazdılar, çizdiler fikir beyan ettiler ve zaman zaman tüm bunları Dersimlilerin bulunduğu platformlarda tartıştık. Fakat gündemimizde olduğu halde o kadar da öncelemediğimiz bir meseleydi.
 
DAM’ın yaptığı araştırmadan sonra tartışılmasının ve gündem olmasının nedeni artık buna bir dur deme vaktinin geldiği ve bir doygunluğa ulaştığı, ikincisi sosyal medya, üçüncüsü de Dersimlilerin son dönemdeki lobi faaliyetleri. O nedenle bu araştırmanın önemli olduğunu, kıymetli olduğunu bu verilerin bizi gerçeğe yaklaştırdığını bilmemiz gerekiyor.
 
“Devlet burada birçok yöntemi devreye koyuyor. Bu son dönem yaptığı şey de tarikat ve cemaat örgütlenmesi. Diğer hiçbir hükümet döneminde bu yapılmadı. İlk defa bu iktidar döneminde yapılıyor. Menzilciler, Süleymancılar ve Ensar gibi vakıf tarikat ve cemaatler marifetiyle yapılıyor. Yine üniversite ve en tehlikeli olanı ise kentteki yoksulluk üzerinden devletin imkân ve olanaklarını kullanarak kendilerini kurumsallaştırıyorlar.”
 
*Araştırmada dikkat çeken bir husus ise tarikatların yoksulluğu kullanması, yine birincil hedefleri gençler, memurlar ve kadınlar. Neden özellikle bu kesimler tarikatların hedefleri arasında?
 
Bugüne kadar devlet ve iktidar Dersim’e karşı sürekli bir müdahale ve mücadele halinde. Fakat her iktidar kendi ideolojik yapısına ve dünya görüşüne göre müdahale yöntemlerini değiştiriyor. Kimi zaman zor aygıtlarıyla, kimi zaman güvenlik politikalarıyla, kimi zaman da oradaki yoksulluk ve yoksunluğu sürdüren yöntemleri devreye koyuyor. Ama değişmeyen tek şey; asimilasyon politikaları. Kuruluşunda bugüne kadar, devletin ve gelen çeşitli hükümetlerin Dersim’e dair müdahalesi sürekli asimilasyoncu ve soykırım politikaları oldu. 
 
1937- 38 öncesi ve sonrasından bugüne kadar, Dersim’in sürekli müdahale ile karşılaşmasının temel nedeni ise, ulus devlet zihniyetini yeniden yeniden yaratmaya çalışılıyor olması, bu zihniyetle Türklük ve Sünnilik inşa ediliyor; yani tekçilik, teklik politikası kapsamında devlet elindeki tüm imkân ve olanakları kullanılıyor olmasıdır.
 
Devlet burada birçok yöntemi devreye koyuyor. Bu son dönem yaptığı şey de tarikat ve cemaat örgütlenmesi. Diğer hiçbir hükümet döneminde bu yapılmadı. İlk defa bu iktidar döneminde yapılıyor. Menzilciler, Süleymancılar ve Ensar gibi vakıf tarikat ve cemaatler marifetiyle yapılıyor. Yine üniversite ve en tehlikeli olanı ise kentteki yoksulluk üzerinden devletin imkân ve olanaklarını kullanarak kendilerini kurumsallaştırıyorlar.
 
Tarikatı, üniversite de ya da cami aracılığıyla kurduğunda, oradaki insanlara adeta misyoner faaliyeti gibi yürüttürüyor. Mesela çok çarpıcı olması açısından, Munzur Üniversitesi ilk kurucu Rektörü Durmuş Boztuğ diye birisi, Tunceli Üniversitesi’nde kurucu olduktan sonra Alevilik - Bektaşilik Araştırma Enstitüsü kuruyor. Bu enstitü üzerinden Aleviliği tanımlamaya çalışıyorlar. Munzur Üniversitesi Dersim’de yaşayan halkın inancını tekrar tanımlamaya çalışıyor. Böyle bir şey mümkün değil. Tam da devletin resmi ideolojisini tanımlamaya çalışıyor. Orada asimilasyon politikasının bir aracı haline geliyor. Bu kurucu rektör, daha sonra AKP milletvekili oluyor. ODTÜ’ de Göktürk uydusu üzerine gençler bir tartışma yürütüyor ve çalışma yapıyorlar. ODTÜ’deki öğrenciler bu Göktürk uydusuna karşı eylem yaparken, gözaltına alınıyorlar. Munzur Üniversitesi, kendi web sitesinde bu eylemi yapan gençleri kınıyor. Yine aynı üniversite Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Nobel ödülüne aday gösteriyor. Bir yandan kendi milletvekilliğini örme hazırlıkları, bir yandan da oradaki bu tarikatları içerisine çekme… Munzur Üniversitesi’ne daha çok, din görevlileri, ilahiyatçıları atıyorlar. Mesela sosyoloji bölümüne, ilahiyatçı atanıyor.  Bunların hepsi problem aslında. Bu enstitü üzerinde asimilasyon politikaları yürütülüyor. 2010 yılında Dersim’de Cumhurbaşkanlığının himayesinde bir sempozyum yapılıyor. Bu sempozyuma, Kur’an kursuna giden öğrenciler ilahiler eşliğinde başlıyor. Bunu aslında 2010 yılında Fetöcüler yapıyor. Buradan da şunu söyleyebiliriz; bu tarikatların bir desteği var. Hem iktidardan bir desteği var, hem de Fetöcülerin desteğiyle yürütülmüş. Üniversite üzerinden Kur’an kursları üzerinden yürütülmüş bir durum. 
 
Aslından bunun örnekleri bu hükümetten önce de var: Şunu biliyoruz ki, 1980 darbesinden sonra, Vali Kenan Güven zamanında, köy köy dolaşılarak, Dersimli küçük yoksul çocukların, ailelerinden alındılar. “Çocuklarınızı götürüp okutacağız” denilerek kuran kurslarına ve imam hatiplere götürüldüler. Bu çocukların zorla götürüldüklerini biliyoruz. Ailelere de, ‘çocuklarınızı okutacağız’ deniliyor, fakat sonra anlaşılıyor ki Kur’an kurslarına veya imam hatiplere götürülmüşler. Bu aileler çocuklarını Kur’an kurslarına götürüldüğünü bilse, bu duruma itiraz edecek, göndermeyecek. Bu müdahaleleri de biliyoruz.  Tam da darbeden sonra, faşizmin kurumsallaşması adım adım budur.  Bugün vardığımız nokta, Dersimliler açısından aslında tarikat ve cemaat örgütlendirilmesi, bu işin son noktasıdır. O yüzden bu çok tehlikeli bir durum ve buna karşı dikkatli olmak lazım. 
 
Bir şey daha belirtmek isterim. Bu sempozyumda bu zat, Durmuş Boztuğ bir konuşma yapıyor. Bu konuşmaya dikkat çekmek istiyorum. Cümleleri aynen şöyle; “Ortak yaşam kültürünü geliştirmediler. Dediler ki; burası Dersim, burada herkes solcu, burada herkes Alevi, herkes Kürt, herkes bizim gibi olur, dediler. Hayır, dedim burası Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Üniversitesi, burada herkes olacak siz olmayacaksınız.” Bu, bir meydan okuma cümlesi; yani üniversitenin rektörü bir güce dayanarak bunu söylüyor. Ve diyor, yani herkes olacak, ama siz olamayacaksınız.
 
Üniversiteden önce bir Munzur Koleji kuruldu. Fetöcülerin kurduğu bir kolejdi. Dersimli çocukların eğitim gördüğü, hatta Dersimlilerin iyi eğitim veriliyor diyerek birçok demokrat, solcu olarak bildiğimiz arkadaşların çocuklarını gönderdiği bir kolejdi. O kolejde o küçücük çocuklara nasıl ince bir Sünnileştirme, Türkleştirme politikası izlediğini biliyoruz. Çünkü bu bir siyasal İslam projesidir. Sen sefer yaptın olmadı; sürdün ettin olmadı; katlettin olmadı; her türlü ezayı çektirdin olmadı.  Bu insanlar ne Kürtlüğünden vazgeçiyorlar, ne Aleviliğinden vazgeçiyorlar. O halde ne yapalım, böyle diz çöktürelim. Onun için, yoksullukla terbiye etme meselesi çok önemli. Kadınlara, küçük çocuklara ve gençlere yönelik olması çok önemli. Neden önce kadınlar, gençler ve çocuklar? Çünkü gelecek onlarda… Çünkü öncü güç… Çünkü kadını ve genci ikna ederse, asimilasyonu, devletçi zihniyeti ve egemen Sünni geleneğini daha çabuk kabul ettirecek.
 
Yoksullukla terbiye, sadece tarikatların tabela açması olarak karşımıza çıkmıyor Dersim’de. Bu tarikatlar sonra, o tabelanın yanında ticari işletmeler açıyor ve o ticari işletmeler de yoksul insanı parayla düşürme yoluna gidiyor.  Özel savaş politikası aslında devreye konuluyor para veriyor, devletin olanaklarını kullanacağını söylüyor ve böyle aslında hiç farkına varmadan toplumu bir bütün cendere altına alan, abluka içine alan bütüncül bir çalışmadır. Bu sadece spesifik tarikat cemaat örgütlendirmesi değildir; aynı zamanda, kadına yönelik şiddetin de yükselmesi, çocuğa taciz ve istismar demektir. O nedenle her bir Dersimlinin, siyasetçi olsun olmasın; kadın, genç, çocuk, her bir ailenin, her bir bireyin bu konuda çok dikkatli olması gerekir.
 
*Dersim’de uzun bir süredir taciz, tecavüz,  cinsel istismar olaylarında asker, polis ve uzman çavuşların adı geçmektedir. Tarikat örgütlenmesinin tüm bunlarda rolü nedir?
 
Tarikat ve cemaat örgütlenmesi, bu işin merkezinde. Kanımca şöyle; Örneğin güncel olması açısından Gülistan Doku örneğini alalım. Gülistan Doku üniversite öğrencisi genç bir kadın. Dersim’de yaprağın kıpırdadığını devlet bilir. Hem istihbarat bilir,  hem de dört bir tarafta, her sokakta, her caddede mobese kameralarının olduğu bir kentte bir genç kadın kayboluyor. Birçok iddia var. Ve uzun bir süredir arıyoruz diyorlar, bulamıyorlar. Sadece sulara yöneliyor insanlar. Sadece Gülistan Doku değil; öncesi de var. Kadına yönelik şiddette, işte bu tarikat ve cemaat örgütlenmelerinin bir parmağı olduğunu; toplumumuzu bozmak, dağıtmak için olduğunu; Dersimlilerin ve üniversiteye gelen diğer gençlerin bu konuda uyanık ve dikkatli olmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Gülistan Doku, bunun en son ve acı örneği, genç bir kadın kaybedildi. Ve hala ne olduğunu bilmiyoruz. Bu konuda yargı boyutunda bir gelişme de yok. O nedenle bu bir özel savaş konseptidir.  Özellikle güvenlik mensuplarının, üniversitedeki genç kadınlarla duygusal ilişkiler geliştirerek onları düşürmesidir. Ve aynı zamanda, bu bir dejenerasyondur.
 
“Diyecekler ki, ey vatandaş, ey Dersimli! Dikkat et, çocuğunu tarikatlara ve cemaatlere karşı koru! Bu toplum dışı örgütlenmelerin risklerini topluma anlat ve bunlara karşı demokratik mücadeleni sürdür. Aksi halde halkın yoksulluğundan ve yoksunluğundan cesaret alıp bu tarikatlar daha ileri adım atabilirler.”
 
*Toplum buna karşı ne yapmalı?
 
Buna karşı toplumumuzun uyanık olması gerekiyor. Nasıl olacak bu? Bunu Dersim’de bulunan siyasi partiler yapacak. Demokrasiden yana olan, barıştan ve çözümden yana olan, tüm farklılıkları kabul eden ve zenginlik olarak gören sivil örgütler ve kadın örgütleri, emek ve demokrasi platformları halkı aydınlatacak.  Diyecekler ki, ey vatandaş, ey Dersimli! Dikkat et, çocuğunu tarikatlara ve cemaatlere karşı koru! Bu toplum dışı örgütlenmelerin risklerini topluma anlat ve bunlara karşı demokratik mücadeleni sürdür. Aksi halde halkın yoksulluğundan ve yoksunluğundan cesaret alıp bu tarikatlar daha ileri adım atabilirler. 
 
Çünkü Rêya Heqî Aleviliğinin özgün bir durumu söz konusu. Bölge itibari ile “Rêya Heqî Aleviliği” her canlının doğaya, insana, hayvana tahakküm etmediği cem-i cümle canlının bir arada yaşamayı amaçladığı bir inançtır, bir hakikattir. Bu, hakikate bir saldırıdır aynı zamanda. Tarikat örgütlendirilmesinin altında, bir Türkleştirme politikası var. İkincisi, inancımıza bir müdahale var. Bu inanç ve etnik kökenimize olan müdahale de, o kadar inceltilmiş bir politika ile yapılıyor ki, örneğin Munzur Koleji’nde öğrencilerine sormuştum; ne yapıyorlar diye… Etek boylarımıza karışmıyorlar, başımızı örttürmüyorlar. Yani özgürlük sadece etek boyu ve baş örtmek değildir. İşte o seni orada yavaş yavaş küçük küçük yetiştiriyor hazırlıyor. Neye hazırlıyor? İşte, tarikat ve cemaatler Dersim’e girmeyi başarmışsa, o tabelayı oraya asmayı başarmışsa, bu, bizim de sorunumuzdur. Dersimlilerin bu konuda uyanık olması gerekiyor. Çok ciddi önlemler alması gerekiyor.
 
“Alevi örgütleri, bir araya gelerek birlik beraberlik içerisinde, bu konuyu esas alarak tarikat cemaat örgütlenmesinin Dersim Kürt Kızılbaş Aleviliğinin üzerindeki riskleri ve tehlikeleri halka anlatması gerekiyor. Bu buna dair bir plan yapıp ve gerekirse de bu yapanlarla hükümet yetkilileriyle, parlamentoda grubu olan partilerle, basınla, uluslararası insan hakları örgütüyle bütünlüklü uzun süreli bir yol haritası oluşturmak zorundadır.”
 
*DAM verileri önemli olmakla beraber, aslında uzun süredir birçok kesim Dersim’de bu tür tarikat örgütlenmesine işaret ediyordu. Peki, neden bu kadar geç kalındı? Bundan sonra ne yapılmalı, Aleviler nasıl bir yol haritası önlerine koymalı?
 
Bu konuda geç kaldık. Buna tepki göstermek için sadece Dersimli olmak gerekmiyor. Bunun için inançların farklılığından, etnik kökenlerin farklılığından, hepimizin bu topraklarda bir arada özgürce, mutlu ve adaletli bir şekilde yaşamamız için.  Her bir Türkün, her bir Sünni’nin bu farklılıkların yaşamasından yana olan yani faşist, milliyetçi, ırkçı, militarist, cinsiyetçi olmayan her bir bireyin, her bir sivil toplum örgütünün, tüm siyasi partilerin kendine insanım diyen herkesin. Dersim’de yaşananlara itiraz etmesi lazım.
 
Şöyle bir itirazı, bir Sünni’nin yapması gerekir: ey tarikat, ey cemaat, ey hükümet… sen ne yapmak istiyorsun?.. Halkının yüzde 90’dan fazlasının Alevi olduğu bir kentte, sen neden camii kuruyorsun? Neden bu tarikatları oraya sokuyorsun ve ne yapmak istiyorsun? Bu soruyu sormak yeterlidir. Fazlasına gerek yok. Bu soruyu sorduğunuzda, zaten onun karşısında mücadele de yürütürsünüz. Bundan dolayı geç kaldığımızı düşünüyorum. Alevi örgütleri geç kaldı. Alevi örgütlerinin, daha ciddi bir refleks vermesi gerekiyor. Şimdiye kadar birçok çalışma yürütmeleri gerekiyordu, sadece bir açıklamayla yapılacak bir şey değil. Bence Dersim’de Alevi örgütleri tekrar sempozyum, panel, konferans, büyük salonlar tutarak halkı bilgilendirmeli. Alevi örgütleri, bir araya gelerek birlik beraberlik içerisinde, bu konuyu esas alarak tarikat cemaat örgütlenmesinin Dersim Kürt Kızılbaş Aleviliğinin üzerindeki riskleri ve tehlikeleri halka anlatması gerekiyor. Bu buna dair bir plan yapıp ve gerekirse de bunu  yapanlarla hükümet yetkilileriyle, parlamentoda grubu olan partilerle, basınla, uluslararası insan hakları örgütüyle bütünlüklü uzun süreli bir yol haritası oluşturmak zorundadır.
 
Asimilasyonu sadece inanç boyutu üzerinden tartışmıyoruz; dil boyutu da tehlikeli. Asimilasyon sadece inancımıza yönelik değil, bu cemaatler, Kırmançki dilinin kamusal alandan kaldırmaya kadar bir çalışma içerisinde olacaklar. İşte Türkçülük ve siyasal İslam’ın tekçi ulus anlayışı, Dersim üzerinde bir tehlikedir. Bu tehlikeyi görüp, ona işaret edip, ona göre de tüm bu sivil toplum örgütlerinin, şahısların, partilerin bir çalışma yürütmesi gerekiyor.
 
“Bugüne kadar direnen ve bugüne kadar geleneklerimizi, ‘Rêya Heqî Alevilik’ inancını bugüne kadar getiren, özelde annelerimizin önünde saygıyla eğiliyorum, yeni kuşaklara bunu aktarmalarını diliyorum. Yoksul olabiliriz, ama bizim bir felsefemiz var. Bizden sonraki kuşaklara bunları aktarmak zorundayız.”
 
*Son olarak bir siyasetçi ve kadın olarak; Alevi örgütlerine, sivil topluma, muhalefete ve kadınlara çağrınız nedir?
 
Öncelikle ailelere çağrım olacak; aileler çok uyanık olacak, aile içerisinde çocuklarına bu riskleri anlatacaklar. Dersim’deki sivil toplum örgütleri, Alevi örgütleri ve barıştan demokrasiden yana olan tüm partiler, şahsiyetler, STK’lar bu konuda bir çalışma yapacaklar.  Özellikle kadın örgütlerinin mesela Türkiye feminist hareketinin bu konuda Dersim'de bir çalışma yapması gerekir. 
 
Feministlere buradan bir çağrımdır! Çünkü sistemin öncü olarak gördüğü kadına yöneldiğinde, biliyor ki, kadını düşürecektir. Kadını düşürdüğünde de, toplumu bir bütün düşürecektir. O nedenle, kızlarımıza uyarımız, bunlara karşı uyanık olmalılar.  Bunlara karşı mücadele etmeliler. Dersim’de bunun mücadelesini bizzat yürütmek zorundayız. Bir diğeri, ailelerin kendi çocuklarına Kırmancki’yi öğretmesi gerekiyor. Dil konusundaki hassasiyetimizin geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde, dilimiz ve inancımız üzerindeki baskılar gittikçe artıyor ve tehlikeli bir duruma doğru gidiyoruz. Ama bugüne kadar direnen ve bugüne kadar geleneklerimizi, “Rêya Heqî Alevilik” inancını bugüne kadar getiren, özelde annelerimizin önünde saygıyla eğiliyorum, yeni kuşaklara bunu aktarmalarını diliyorum. Kız çocuklarımızın da bu cemaat, tarikat örgütlerine karşı dikkatli olmaları gerekiyor. Para pul, bu tür ilişkilere dikkat etmeleri gerekiyor. Yoksul olabiliriz, ama bizim bir felsefemiz var. Bizden sonraki kuşaklara bunları aktarmak zorundayız.