Cezaevlerinde Kürtçe kitaplara yasak: Tepki toplumsallaşmalı

  • 09:05 18 Ocak 2021
  • Güncel
İSTANBUL - Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki tutsak Reyhan Coşmuşlu’ya gönderilen 4 kitap Kürtçe oldukları gerekçesiyle iade edildi. MA-TUHAYDER yöneticisi Fatma Akaltun, cezaevlerinde artan baskılara dikkat çekerek, toplumsal bir tepkinin açığa çıkması gerektiğini ifade etti. 
 
Türkiye ve bölge cezaevlerinde siyasi tutsaklar 27 Kasım 2020 tarihinden bu yana ağırlaşan İmralı tecridine karşı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eyleminde. Başta İmralı olmak üzere tüm cezaevlerinde hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasını isteyen tutsaklar, her gün yeni bir ihlal ile karşı karşıya kalıyor. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Reyhan Coşmuşlu’ya geçtiğimiz haftalarda görüşçüsü tarafından götürülen Selim Temo, Evîn Şikakî, Ali Aydın Çiçek ve Soran Amed’in şiir ve araştırma kitapları Kürtçe yazıldıkları gerekçesiyle cezaevi yönetimince kabul edilmeyerek iade edildi. 
 
Marmara Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MA-TUHAYDER) yöneticisi ve aynı zamanda tutsak Reyhan Coşmuşlu’nun görüşçüsü Fatma Akaltun, gönderdiği kitapların iade edilme sürecine ve cezaevlerinde artan baskılara ilişkin ajansımıza konuştu. 
 
‘Kürtçe kitap Türkçeye çevrilsin’
 
Yaklaşık 3 yıldır Bakırköy Cezaevi’ne görüşçü olarak gittiğini söyleyen Fatma, kendisinin de daha önce cezaevinde kaldığını hatırlattı. Fatma, son süreçte tutsakların kendisinden Kürtçe kitaplar istediğini belirterek, şunları ifade etti: “Kitapları götürdüğümde cezaevi yönetimi herhangi bir şey demeden teslim aldı. Herhangi bir yasak olduğunu da söylemediler. Kitapları not aldılar ve sadece biraz bekletileceğini söylediler. İki hafta sonra tekrar görüşe gittik. Görevlilere kitapların verilip verilmediğini sorduğumda oradaki görevli verilmediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ise Kürtçe olduğunu, Türkçeye çevrilmesi gerektiğini, çevrilmeden kitap almanın yasak olduğunu söylediler. ‘Türkçeye çevirin öyle alabiliriz. Bizde tercüman yok’ dediler. Görüşüne gittiğim arkadaş da kitapların kendilerine verilmediğini ve yazı ile kendilerine tebliğ edildiğini belirtti.”
 
‘Kitaplar bandrollüydü’
 
Gönderdiği kitapların yasaklı olmadığını ve bandrollü olduğunu vurgulayan Fatma, şiir, araştırma ve gramer kitapları olduğunun altını çizdi.  Herhangi bir yasağının olmamasına rağmen kitapların alınmamasına tepki gösteren Fatma, “Türkiye tarafından kabul görülen, herhangi bir sakıncası olmadığı tespit edilen kitaplardır. Yasak olması için bir neden yok. Sadece nedeni Kürtçe kitap olması. Konuyu cezaevi idaresi ile görüşmek istediğimde ise ayrı bir tavır ile karşılaştım. İdareden biri geldi ulu orta yetkili olduğunu ve sorunu konuşabileceklerini söyledi. Tutsakların ve ailelerinin yaşadığı sorunların beraber görüşülüp ortak akıl ile çözülmesini talep ettim. Bana ‘Burası otel değil cezaevidir. Bu ortamda bu koşullarda konuşabiliriz’ dediler. Zaten biz konuşamadan yetkili kişiye telefon var denilerek çağrıldı. Bu yapılan nezaketsizlikti. Bize bir görüşme ortamı sağlayıp, sorunları görüşme imkanı sağlayabilirlerdi” diye ekledi. 
 
‘Tecrit biran önce sonlandırılmalı’
 
Kendisinin de 4 ay cezaevinde kaldığını hatırlatan Fatma, cezaevi koşullarının her anlamda çok kötü olduğunu vurguladı. Fatma, cezaevi memurlarının tutumları, sürekli koğuş aramaları, ani baskınlar, tutsakların elindeki malzemelerin gerekçe gösterilmeden alınması gibi cezaevlerinde birçok haksızlık ve hukuksuzluğun olduğunu ifade etti. Cezaevinde çıkan yemeklerin sağlıksız olduğunun altını çizen Fatma, vitamin ve direnç artırıcı herhangi bir yemeğin tutsaklara verilmediğini kaydetti. Fatma cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine de değinerek, “Tutsaklar birçok sorun yaşıyor. Pandemi ile beraber bu sorunlar daha da arttı. Birçoğu revire ve hastaneye gidemiyor. Gittiklerinde tecride maruz kalıyor. Tutsaklar şuan bir açlık grevinde. Temel talepleri İmralı tecridinin sonlandırılması. Devlet ve bütün kamuoyu buna sessiz kalmamalı. Daha önce zaten ciddi bir açlık grevi sürecinden geçtiler. Bu eylemlerini de ölüm orucuna döndürülmesi ve şahadetlerin olmasını düşünmek istemiyoruz. Biran önce tecridin son bulması ve cezaevlerinde devam eden haksızlık ve hukuksuzluklara son verilmeli” dedi. 
 
‘Türkçe bilmeyen ailelerden HES kodu almaları isteniyor’ 
 
Tutsakların yaşadıkları sorunlar için cezaevi idaresi ile görüşme taleplerinin olduğunu fakat kabul edilmediğini söyleyen Fatma, tutsak yakınlarının da pek çok sorunlar karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Fatma, “Tutsak yakınlarına HES kodu dayatılıyor her seferinde ama herhangi bir yardımcı olma durumu olmuyor. Çoğu aile uygulamayı kullanamıyor. Dil bilmedikleri için de ayrıca HES kodu almada ciddi sorunlar yaşıyorlar. Ailelerden HES kodu isteniyor ama orada çalışanlar her istediklerinde içeri girip çıkıyorlar ama bu özellikle ailelere dayatılıyor” şeklinde konuştu. 
 
‘Tepki toplumsallaşmalı’
 
Tutsaklar ve ailelerinin yaşadığı bu baskılara karşı kamuoyunda ciddi bir tepkinin açığa çıkmamasını eleştiren Fatma, “Tepkinin toplumsallaşması lazım. Sadece tutsak ailelerinin tepkisi ile olmaz. Kürtlere yapılanların aynısı şuan Türkiye’de muhalif tüm kesimlere yapılıyor. Susmamalıyız. Sustukça sıra herkese gelecek. Tutsaklara özellikle de açlık grevinde olan tutsaklara din, dil, cins, ırk ayrımı yapılmaksızın devrimciyim, demokratım, insanım diyen herkesin ses çıkarması ve katkı sağlaması gerekiyor. Ya hep beraber batacağız ya da hep beraber bu antidemokrat uygulamalardan çıkacağız” diye belirtti.