İntikamcı zihniyetin izdüşümü: İnsanlar cezaevinde ölüme terk edilecek

  • 09:04 28 Mart 2020
  • Hukuk
Gülistan Azak
 
İSTANBUL- Hükümetin hazırladığı 3’üncü Yargı Paketi’nin devletin intikamcı zihniyetinin tarihsel izdüşümü olduğunu söyleyen avukat Gülizar Tuncer,  “Gerçek muhalefet olması gerekenler, daha açık daha gür sesle bu pakete karşı çıkmalı. Gerekirse sokaklara dahi çıkılmalı. Şu an demezsek artık bir anlamı kalmayacak. O insanlar cezaevlerinde ölüme terk edilecek” dedi. 
 
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüse karşı birçok ülke farklı adımlar atarken, Türkiye’de de koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Koronavirüse karşı “evde kal” uyarıları yapılırken, bu konuda en fazla risk taşıyan alanların başında ise koşulları nedeniyle cezaevleri geliyor. Kamuoyu cezaevlerinden acil tahliyelerin yapılmasını talep ederken, hükümetin 3. Yargı Paketi’nde af kapsamı içinde siyasi tutuklu ve hükümlüler bulunmuyor. 
 
Açıklanan pakette siyasi tutsaklar kapsam dışı bırakılırken, “af kapsamı” içerisine “uyuşturucu ticareti” girdi. Paketin içerisindeki başka bir düzenlemeye göre “örgüt lideri” olmamak kaydıyla 60 yaşından büyük hasta her tutuklu ‘denetimli serbestlikten’ yararlanacak ve bu kişiler için denetimli serbestlik 4 yıl olarak uygulanacak. Ayrıca yargılamada, reform yapılarak evde infaz uygulamasına geçilecek ve yaşlılar ile hamileler ceza sürecini evde geçirecek. 
 
‘Tutsakların ölümünü istemenin açık göstergesi’ 
 
Yargı paketinin içeriğini değerlendiren avukat Gülizar Tuncer, siyasi iktidarın izdüşümü olduğunu söyledi. Devletin intikamcı politikalarını korona salgını sürecinde dahi göstermekten çekinmediğini söyleyen Gülizar, Kürt illerindeki belediyelere atanan kayyımları anımsatarak, “Devlet tarafından insanların hala ayrımcılığa tabi tutulduğunu görüyoruz. Özellikle bu süreçte dayatılan ayrımcılık ölümlere neden olacaktır. Yargı paketinden siyasileri kapsam dışında tutmak onları ölümlerini istemenin açık bir izahıdır. Söz konusu durum devletin bu zamana kadar ki intikamcı yaklaşımlarını ortaya koymaktır aslında. Bu düşmanlığı gözaltı sürecinden, infaz sürecine kadar eşitliğe aykırı, ayrımcı ve hukuksuz uygulamalara kadar görebiliyoruz. İnsanları göz göre göre ölüme terk etmenin başka bir açıklaması olamaz. Yine insanların salgınla mücadele edilmeye çalışıldığı böylesi bir süreçte belediyelere kayyım atandığını, insanların gözaltına alındığını görüyoruz. Buna fırsatçılık denir. Bu iktidarın niteliğini açıkça ortaya koyuyor” dedi. 
 
Türkiye’nin salgına dair gerekli önlemleri almadığını, aksine tüm tehditleri açık hale getirdiğini, dışarısı için durum buyken cezaevlerinin durumuna dikkat çeken Gülizar, “Hala ama hala bu süreçte dahi insanlar gözaltına alınıp tutuklanabiliyor. ‘Mümkün mü ‘ diye sorabilirsiniz. Evet, bu ülke için her şey mümkün” ifadelerini kullandı.
 
‘Bu ülkede herkes ‘terörist’ şu an’
 
Pakette kapsam dışı bırakılan “terör” suçlarından ceza almış tutsakların neden cezaevinde olduklarının sorulması gerektiğini söyleyen Gülizar, herkesin ‘terör’ suçlusu olarak görüldüğü Türkiye’de  ‘Terör suçları’ tanımlamasının açıkça yapılması gerektiğini vurguladı. Gülizar,  şöyle devam etti: “Terör suçu denilen suçun kapsamı ne? Herkes terörist bu memlekette zaten. ‘Suç nedir?’, ‘terör suçu neye deniyor?’ bunların tanımlanması gerekir. Her şey o kadar muğlaklaştırıldı ki devlet ve siyasi iktidar gibi düşünmeyen herkes ‘terörist’ ilan ediliyor. CHP geçtiğimiz günlerde ‘gazeteciler serbest bırakılsın’ diyordu. Ama bu ülkede gazetecilerin de terörist olarak görüldüğünü unutmuşa benziyor şu an. Çünkü bu paketi destekler eğilimde olduklarını görüyoruz. Öğrencilerin, yerel yönetimlerin, kadın yaşam savunucularının anayasal hakları kapsamında dile getirdikleri fikirleri nedeniyle haksız yere ağır cezalandırıldıkları bu ülkede, özellikle de koronavirüs salgının bu denli ciddi sonuçlara yol açtığı bu süreçte hazırlanan yargı paketine dahil edilmemeleri kabul edilemez.”
 
‘Yargı paketine karşı gerekirse sokaklara çıkılmalı’
 
Cezaevlerinde 300 bini aşan tutuklu ve hükümlünün yaşam ve sağlık hakkının korunması için uygun adli kontrol şartlarıyla infaz ertelemeleri önemine dikkat çeken Gülizar, yaşam hakkını savunan her insanın yargı paketine karşı tepkisini yüksek sesle göstermesini, gerekirse sokaklara dahi çıkması gerektiğini vurguladı. Gülizar, “Gerçek muhalefet olması gerekenler, daha açık, daha gür sesle bu pakete karşı çıkmalı. Gerekirse sokaklara dahi çıkılmalı. Bir şey demeliyiz. ‘Dur’ demeliyiz. Şu an demezsek artık bir anlamı kalmayacak. O insanlar cezaevlerinde ölüme terk edilecek. Derhal bir şey demeli” çağrısında bulundu.