Avukat Gözde Engin: Pandemi cinsel istismar faillerine fırsat olarak görüldü

  • 09:07 31 Mart 2020
  • Hukuk
Şehriban Aslan-Zeynep Durgut
 
DİYARBAKIR - Roza Kadın Derneği yöneticisi Avukat Gözde Engin, infaz yasa tasarısı ile siyasi tutsaklara ayrımcı bir tutum sergilendiğini, aynı zamanda tasarının cinsel istismar faillerine bir fırsat olarak sunulduğunu vurguladı. 
 
Cezaevlerinde sayıları 300 bini bulan tutuklu ve hükümlü, hızla yayılan koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle büyük risk altında. Adalet Bakanlığı tarafından alınan kısmi önlemler hem tutsak yakınları hem de insan hakları savunucuları tarafından yetersiz bulunurken, kamuoyuna “infaz yasası” olarak yansıyan düzenlemeye karşı da sosyal medyadan “İnfaz yasasında eşitlik” mesajı veriliyor. Düzenleme, siyasi tutsakların dışında cinsel suçlar ve kadına yönelik şiddet, katliam faillerinin cezalarında indirim ve erken tahliye yolunu açıyor. Roza Kadın Derneği yöneticisi Avukat Gözde Engin, yeni infaz düzenlemesine ve yaşanacaklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Devlet sorumluluk sahibi olmalı’
 
Gözde, ceza infaz kurumlarında kalan her kişi açısından devletlerin, ilk olarak yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı kapsamında sorumluluğunun olduğunu söyledi. Ceza infaz kurumlarında kalanların, kendilerini korumak açısından devlet karşısındaki dezavantajlı konumlarının da dikkate aldığını belirten Gözde, bu tür kurumlarda virüs kaynaklı ortaya çıkabilecek her bir yaşam hakkının ihlali ya da tedavi görme konusunda yaşanacak eksikliğin sebep olacağı kötü muameleden devletin bizzat sorumlu olduğunu kaydetti. Gözde, “Bu minvalde, sorumluluk sahibi olan devletin yükümlülüklerini iki ihtimalli olarak değerlendirmekte fayda görüyorum. Öncelikle belirtmek gerekir ki eğer ceza infaz kurumlarındaki durum kontrol edilemez bir seviyeye ulaşmış ise evrensel insan hakları hukuku bağlamında devlet, hiçbir suç ayrımı gözetmeksizin yaşatma yükümlülüğü kapsamında hareket etmek zorundadır. Bu seviyeye ulaşmış bir tehlike karşısında herhangi bir suçun kapsam dışında kalma ihtimali de bulunmamaktadır. Keza bu durumun aksi yaşam hakkına müdahale teşkil etmektedir. İkinci ihtimal ise cezaevlerinin doluluk oranının azaltılması sayesinde tutuklu ve hükümlülerin bir kısmının sağlıklı bir ortamda tutulmasının hala mümkün olabileceği durumdur. Bu ihtimal, tutuklu ve hükümlüler arasında belirli bir sistematik ve temel değerler ekseninde bir seçim yapmayı zorunlu kılar” dedi.
 
‘Korumasız grupların öncelenmesi gerekir’
 
“Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ve oldukça fazla tepki çeken infaz düzenlemesinin ise maalesef herhangi bir sistematik ya da temel değeri esas almamaktadır” diyen Gözde, ceza infaz kurumlarında bir seyreltmeye gidildiğinde yapılacak olan seçimin tutarlı bir temelinin olması gerektiğinin altını çizdi. Bu temelin ise en korumasız olan grupların öncelenmesiyle mümkün olacağına dikkat çeken Gözde, “Bugün cezaevlerinde binlerce hasta, 65 yaş üstü ve çocuk mahpus bulunmaktadır. Yaşam hakkı açısından bu grupta olanların öncelikle tahliye edilmesi gerekmektedir. Ayrıca tutuklu yargılama son çare olmak zorundayken bugün binlerce kişi tutuklu yargılanmaktadır. İstisnai birkaç durum haricinde bütün tutukluların salıverilmesi gerekmektedir” sözlerine yer verdi. 
 
‘Siyasi tutsaklara ayrımcı tutum sergileniyor’
 
En önemli kriterlerden birinin siyasi tutsaklara uygulanan ayrımcı tutum olduğunun altını çizen Gözde,  hükümlülere dair yapılacak olan seçimin, kamu düzeni için tehdit oluşturup oluşturmama üzerinden kurulması gerektiğini ifade etti. Hükümlülüğün, doğrudan bir şiddet eylemine dayanıp dayanmadığına göre belirlenebileceğine değinen Gözde, “Muğlak ‘terör’ tanımı ve bir o kadar belirsiz olan uygulama yüzünden bugün binlerce gazeteci, yazar, öğrenci, siyasetçi ve insan hakları savunucusu; Anayasal ve Sözleşmesi temel hakları olan ifade özgürlüğü ya da toplantı ve gösteri özgürlüğünü kullandığı için TMK kapsamında yargılanmaktadır. Bu kişilerin çok büyük bir çoğunluğu hiçbir doğrudan şiddet eylemine karışmamış, demokratik toplumların temel taşı olan ve kavşak hak olarak tanımlanan ifade özgürlüğünü kullanmış kişilerdir. TMK ve bu kanuna özgü infaz düzenlemesi, demokratik muhalefeti bastırmak için bir araca dönüşmüş durumdadır. Şu anki haliyle tasarı, tek bir şiddet eylemine dahil olmamış siyasi tutsakları düzenleme dışında bırakırken, doğrudan şiddet uygulamış cinsel saldırı ve çocuğa yönelik cinsel istismar faillerini kapsamına almaktadır. Bu durum başlı başına izaha muhtaçtır” şeklinde konuştu.
 
‘Pandemi fırsat olarak görüldü’
 
Gözde devamında ise şunları kaydetti: “Yıllar boyunca, devlete karşı işlenen suçlarda indirim olabileceğini fakat kişilere karşı işlenen suçlarda indirim yapılamayacağını belirten iktidar, son birkaç senedir taban tabana zıt bir söylem geliştirmekte ve sürekli olarak cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara dair bir indirimi gündemleştirmektedir. Kadın örgütlerinin mücadelesi ve bu konuya dair geri adım atmamasının da bir kazanımı olarak her defasında cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlara dair düzenleme geri çekilmek zorunda kalmıştır. Şu anda ise pandeminin yaratmış olduğu fırsatın da etkisiyle, tasarının ilk halinde yer almayan bu suç grubu bir kez daha düzenleme kapsamına alınmaya çalışılmaktadır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların infaz düzenlemesinde yer alması, mağdur olan kişilerin adalete olan güvenini sarsmakla kalmayacak, failin öngörülemez eylemleri sonucu mağdurun tekrar hayati tehlike yaşamasının da önünü açacaktır.”
 
‘Telafisi olmayan zararlara sebep olacak’
 
Tasarının bu haliyle kanunlaşmasının cinsel şiddet mağduru olan kadın ve çocukların can güvenlikleri ve psikolojileri açısından telafisi imkânsız zararlara sebep olacağını ifade eden Gözde, “Bu durumun yol açabileceği sonuçları görmek için, mücbir sebepler dolayısıyla ceza infaz kurumlarında seyreltme yapan Almanya’ya bakmak ön açıcı olacaktır. Almanya’da yapılan infaz düzenlemesinde de cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar kapsam dışı bırakılmaktadır. Kısacası devletlerin, her koşulda, yaşam hakkı ve cezasızlığın sebep olacağı neticeleri dengeleyecek bir çözüm üretmesi ve bunu yaparken de temelini insan hakları hukukunun prensiplerine dayandırması gerekmektedir” diyerek oluşabilecek sorunlara dikkat çekti. 
 
‘Başka bir dünya mümkün’
 
Açığa çıkan pandeminin herkese, başka bir dünyanın mümkün olduğunu, daha da ötesi başka bir dünyanın zorunlu olduğunu gösterdiğini söyleyen Gözde, “Bu başka dünya hayalini şu andakinden daha güzel kılabilecek tek şey ise, kadın hakları mücadelesine olan güven ve şiddetsiz bir toplumu kuracağımıza dair umudumuz. Bu düzenleme henüz tasarı halinde ve son halini almış değil. Dolayısıyla bütün kadınlar ve muhalifler olarak ortak bir cepheden ‘cinsel şiddetin, saldırının, istismarın affı olmaz’ demeye ve siyasi mahpusların yaşam hakkını savunmaya devam etme sorumluluğundayız” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.