Nusaybin davası: Tankla topla saldırsanız halk kendisi savunur

  • 17:29 16 Nisan 2018
  • Hukuk

 

MARDİN - Nusaybin yasağında tahliye edildikten sonra tutuklananların yargılandığı dava duruşması sona erdi. Efrîn’e dönük saldırılara tepki gösteren tutuklular, “Siz Cizre, Sur ve Nusaybin'e tankla topla girerseniz  halk kendini savunur. Özyönetim direnişi yarınlara ışık olacak” dedi.
 
Mardin'in Nusaybin ilçesinde 14 Mart 2016'da ilan edilen “sokağa çıkma yasağı”nın devam ettiği 26 Mayıs 2016'da mahallelerden tahliye edildikten sonra çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan 67 kişiden 50 kişinin yargılandığı davanın 2’nci duruşması, Mardin 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü binasının mahkeme salonuna çevrilen bölümde yapılan yargılama için Tokat, Elazığ, Mardin ve Siverek’teki cezaevlerinde bulunan tutuklular duruşma salonuna getirildi. 
 
‘Halk üzerinde ciddi baskılar söz konusudur’ 
 
Yapılan kimlik tespitinin ardından başlayan duruşmada savunmalara geçildi. İlk olarak Elazığ T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan İsmail Yılmaz savunma yaptı. Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) üyesi olduğunu belirten İsmail, parti tüzüklerinde bulunan “Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı” maddesine dikkat çekti. Kendi kaderlerini tayin etme haklarını elde etmeleri için Kürt halkına destek verdiğini belirten İsmail, Kürt halkı üzerinde uzun bir süredir ciddi baskıların olduğunu kaydetti. 
 
‘Burada yargılanacak tek şey sistemdir’
 
ÖSO'nun da DAİŞ gibi devletin ve Türkiye halklarının başına bela olacağını söyleyen İsmail, "ÖSO denilen çete de aynı olacak. Paris Devrimi olduğunda, 70 gün süren devrimin 1917’lere geldiğinde bunun Sovyet devrimine ışık tuttuğunu biliyoruz. Her ulusun kendi hakkını savunması meşrudur doğaldır. Bu mahkemelerden adalet çıkacağını düşünmüyoruz ve böylesi bir beklenti içinde de değiliz. Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve kadınlar her  gün baskı altında, o yüzden kimse bizi adaletin olduğuna inandırmaya kalkmasın. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı her gün kalkıyor birilerine hakaret ediyor. Burada bir faşizm oluşturuluyor. Bugün yaşadığımız şeyler arasında Hitler ile ilgili bir fark yok. Burada yargılanacak bir şey varsa o da bu sistemdir"  dedi.
 
‘Özyönetim modeli yarınlara ışık olacaktır’
 
Savunmasının devamında Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını belirten İsmail, kimi eski davaların sonuçlarını hatırlattı. “Türkiye halkları faşizmin baskısı altında tutuluyor” diye konuşan İsmail, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Özyönetim, belki bugün kazanmamıştır. Paris Komünü 70 gün sürmüştü. Biz özyönetim direnişi ışığını Paris Komünü’nden aldık. Bu günkü özyönetim direnişlerinin ışığı da yarınların ışığı olacaktır. Rojava kazanacak. İşgalciler gidecek, halklar kazanacak ve mutlaka bu güneşi göreceğiz.” İsmail’in savunması, salondaki diğer tutsaklar ve izleyiciler tarafından alkışlandı. 
 
Ardından savunmasını yapan Süleyman Göksel Yerdurt ise, demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alındığına dikkat çekti. Süleyman, OHAL altında KHK'lar ile yasal eşitlik ve hukukun üstünlüğü ilkesinin kaldırıldığı bu dönemde Elazığ 1 Nolu Cezaevi’nde her türlü eşitliğe karşı mücadele ederek mahkeme de bulunduğunu söyledi. Süleyman, “Öz yönetimle halkların kendi kendini savunmasının da desteklediğimi söylemek istiyorum. Tekçi homojen politikalar ile varlığı inkâr edilen halkın kendi iradesini ortaya koyması en büyük hakkıdır. Soykırımcı zihniyet karşısında devrimci bir duruş sergilemekten onur duyarım" diye kaydetti.
 
‘Tankla, topla saldırırsanız halk kendini korur’
 
Çözüm sürecinin bitirilmesiyle birlikte PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin daha da ağırlaştırıldığına dikkat çeken Süleyman, şunları söyledi: “Siz Cizre, Sur ve Nusaybin'e tankla topla girerseniz, halk kendini savunur. AKP'nin Kürt politikası ülkeyi yıkıma götürüyor. AKP korku ve tedirginlik içindedir. AKP, Kürt düşmanlığında dolayı çıldırmış durumdadır. ‘AKP yaşasın insanlar ölsün’ politikası devreye konulmuştur.” 
 
İddianamede geçen “terör örgütü” ifadesine tepki gösteren Süleyman, “İddia makamı bir ‘terör örgütü’ arıyorsa, AKP'ye bakması yeterlidir" dedi. Mahkeme Başkanı’nın, "Sen savunma yapmadın sadece kendi düşüncelerini anlattın" demesi üzerine Süleyman, “Adil yargılama olmadığı için diyeceklerim bu kadardır” cevabını verdi.  
 
Duruşmaya 10 dakikalık ara verildi.
 
Verilen aranın ardından yeniden başlayan duruşmada savunma yapan  Halepçeli tutsak Akar İkbal, Kürtçe yaptığı savunmada şunları kaydetti: "Nusaybin’de yapılanlar yaşanan katliamlara karşıydı. Kürdistan'da yapılan katliamlardan birinin de sanığı Saddam’dı. Sömürgeci devletler Kürtlerin mücadelesinden rahatsız oldular. Yapılan mücadeleye karşı da yaşanan katliamlar bir an olsun durmadı. Bunlardan biri de Efrîn'e yapıldı. Herkes iyi bilsin ki Kürt halkı daima barış ve özgürlük için mücadele etti. 2015 yılından sonra barış süreci bozuldu. Hayata geçirilen politikalara karşı da Kürt halkı ayaklandı. Cizre bodrumlarında, Sur’da olanları gördükten sonra yönümü Kuzey Kürdistan'a verdim. Barış için ben canımı veririm. Bugün baktığımızda zaman da başkanımız üzerinde bir tecrit vardır. Bu tecridi lanetliyorum. Yaşasın Kürt halkı, Yaşasın PKK yaşasın halkların kardeşliği." 
 
‘Halklar Cizre, Nusaybin ve Sur’un hesabını soracaktır’
 
Ardından Tokat Cezaevi’nde bulunan tutsaklar adına hazırlanan toplu savunmayı okuyan tutsak İbrahim Halil Ildız, Kürtçe yaptığı savunmada şunlara yer verdi: 
 
"Başta Önder Öcalan üzerinde yapılan tecridi kınıyorum. Artık bu durum tecridi de geçmiştir. Biz biliyoruz ki bu tecrit sadece İmralı üzerinde uygulanmıyor. Türkiye, Kürdistan ve bütün halklara yapılıyor. İmralı’daki tecrit bitmeyene kadar Türkiye'ye barış, özgürlük ve refah gelmez. Bütün halk Cizre'nin, Sur'un ve Nusaybin’in hesabını soracaktır. Türkiye’deki kamuoyu da Erdoğan'ın faşizmine karşı sessiz kılınmak isteniyor. Demokratikleşme bütün eylemler, bu faşizme karşı daima büyüyor. Bunun sonun da direniş olacaktır. Bu yanlış faşizmin hesapları sonunda ortaya çıkacaktır. Bu politik durum bitmeyene kadar bizim tutukluluğumuz da anlaşılmaz.
 
‘Tüm kınamalara rağmen yaptıklarınızdan utanmadınız’
 
İşkence ile alınan ifadeler ile bizi mahkûm etmek istiyorlar. Üzerinden 2-3 yıl geçmesine rağmen Avrupa bunu hala kınıyor ama eminiz ki siz bundan asla utanmadınız asla da utanmayacaksınız. Mahkeme neden bu ifadeleri esas alıyor, çünkü yukarıdan emir alıyor. Savcı ve mahkeme heyeti bu işkencenin ortaklarıdır. Bize işkence eden polislerin görevden alınması ve yargılanması gerekiyor. Her birimiz ayrı cezaevlerinde kalıyoruz ne avukatlarımızı görebiliyoruz ne de dosyamızı. Neden çünkü AKP iktidarı avukatları da terörist olarak görüyor. Bütün haklarımız elimizden alınıyor. Mahkeme heyetinin bu olaylara müdahale edip düzeltmeleri gerektiğini ifade ediyoruz.” 
 
Duruşmada ilk gün sona ererken, avukatlar ailelerden sadece 10 kişinin salona alınmasına tepki göstererek, daha çok sayıda ailenin duruşmaya katılmasını talep etti. Getirilmeyen tutsakların da olduğuna dikkat çeken avukatlar, bazı cezaevlerinin hiçbir gerekçe sunmadan tutsakları mahkemeye göndermediğine dikkat çekti. 
 
Yapılan savunmaların ardından bugünkü duruşma sona ererken, Cuma gününe kadar duruşmanın süreceği kaydedildi.