Türkiye’de her yıl en az 180 bin kişi kansere yakalanıyor

  • 12:04 4 Şubat 2019
  • Sağlık
HABER MERKEZİ - 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle uzmanlar, dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon insanın Türkiye’de ise her yıl en az 180 bin kişinin kansere yakalandığını söylüyor. Uzmanlar, kanserle mücadelede risk faktörlerinden uzak durmanın ve erken tanının önemine dikkat  çekiyor.  
 
Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu'nun (IARC) tahminlerine göre, kanser 2030 yılındaki ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alacak. Tüm dünyada maddi ve manevi yükü en yüksek hastalıklardan biri olan kanser, her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açıyor.  4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle uzmanlar, son verilere göre her yıl dünyada yaklaşık 15 milyon Türkiye’de ise en az 180 bin kişinin kansere yakalandığını belirtiyor. 
 
Erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanseri
 
Tahminlere göre, dünyada erkeklerde genel olarak en sık akciğer, prostat ve kalın bağırsak kanserleri görülürken, sigara kullanımının yaygın olduğu ülkelerde ise prostat kanserinin en sık görülen kanser türü olduğu belirtiliyor. Dünyada kadınlarda ise en sık görülen kanser türleri ise meme kanseri, akciğer kanseri ve kalın bağırsak kanseri olurken, Türkiye’ye özgü bir durum olarak batı toplumlarına kıyasla mide kanserlerinin de daha yaygın görüldüğü kaydediliyor. 
 
Her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor
 
Meme kanseri dünya genelinde yaklaşık olarak her 8 kadından birinde görülüyor. Türkiye’de meme kanseri oranı ise bunun bir miktar daha altında. 2017 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan 2014 kanser istatistiklerine göre, meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Buna göre yılda her 100 bin kadının 43'ünde meme kanseri görülüyor. Bu oran ikinci sırada görülen tiroit kanserinin yaklaşık iki katı ve ikinci, üçüncü ve dördüncü sıklıkla görülen sırasıyla tiroit, kolorektal ve rahim kanserinin toplamına yakındır. Ya da başka bir deyimle Türkiye'de kadınlarda görülen her 100 kanser vakasının 4’te biri meme kanseridir. Meme kanseri yaklaşık yaklaşık 35 yaştan başlayarak 50 yaşına kadar artmaya başlamakta, 50 – 80 yaşı arasında plato şeklinde seyretmekte, 80 yaş sonrası azalıyor. 
 
Kadınlarda kanser sıklığı dünya ortalamasının altında 
 
Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Turhal’ın verdiği bilgilere göre, meme kanseri vakalarının Türkiye'deki dağılımı ise şöyle:  “Türkiye'de meme kanserlerinin yaklaşık yarısına yakını lokal evre, yaklaşık yüzde 43'ü de bölgesel lenf düğümlerine sıçramış, yaklaşık yüzde 10'u da uzak metastaz yapmış olarak saptanmaktadır. Kanser istatistiklerinin tutulduğu 2011-2014 yılları arasında meme kanserinin sıklığında herhangi bir artış görülmemiştir. İlginç bir şekilde 2012 yılından sonra kanser sıklığında Türkiye'de bir miktar hem erkeklerde hem kadınlarda gerileme olduğu görülmüştür, bunun tam olarak sebebini bilinmemekle birlikte tütün tüketiminin azalması ile ilişkili olma ihtimali vardır. Türkiye'ye bir bütün olarak bakıldığında ABD ve Avrupa Birliği'ne üye 28 ülkeye kıyasla daha düşük sayıda kanser vakası görülmektedir. Ancak tüm dünyadaki kanser sıklığı ortalamasının bir miktar üzerindedir. Kadınlarda ise kanser sıklığı dünyadaki ortalamanın da altında görülmektedir.”
 
‘Psikolojik destek ihmal edilmemeli’
 
Meme kanseri ile erken evre meme kanseri arasındaki farka dair ise uzmanlar şunları söylüyor:  “Metastatik meme kanserinde çoğunlukla hastalığın geriletilmesi, hastaya bir zarar verilmesinin geciktirilmesi amaçlanmaktayken erken evre meme kanserinde hastanın bu kanserden şifa bulması hedeflenmektedir. Bunun için meme kanserinin şifa bulunabilir erken evredeyken yakalanması büyük önem arz etmektedir. Meme kanseri tedavisindeki yeni yaklaşımlar çoğunlukla akıllı ilaç dediğimiz tümörün genetik özelliklerini hedef alarak, onları engelleyerek tümörün çoğalmasını durduran hedefe yönelik tedavilerdir. Bu hedefe yönelik tedaviler sayesinde de ortalama yaşam süresi kadınlarda bir miktar uzatılabilmiştir. Meme kanserinin kadınlar için psikolojik olarak da çarpıcı sonuçları olabilir. Tedavi süreci başarı ile götürülse bile hastanın pek çok psikolojik sarsıntılara girmesine yol açabilir ve bu aşamada ihtiyacı olan hastaların psikolojik destek alması onların yaşam kalitesinde önemli bir artış sağlayabilecektir. Bunun için psikolojik destek ihmal edilmemesi gereken bir durumdur.”
 
‘Kanser hücreleri bölünerek çoğalır’
 
Kanserin oluşum mekanizmasına dair ise uzmanlar şu tespitlerde bulunuyor:  “Vücuttaki hücreler her zaman için bir yenilenme içindedirler bu nedenle de bir bölünme kabiliyeti ve potansiyeli taşırlar. Kanser hücreleri bu bölünme potansiyelinin ihtiyaç olmadığı halde devam etmesi ve durdurulamaması sonucu oluşur. Oluşan hücreler organizmanın ihtiyacı olan amaçlara hizmet etmekten ziyade vücudun kaynaklarını kullanarak bu büyümeyi sonsuza kadar devam ettirme eğilimindedirler. Bu bozulmaya neden olan faktörlerin hepsini bilmemekle birlikte bazı kanserojen maddeler örneğin; sigara, çevresel faktörler örneğin güneş, endüstride kullanılan bazı kimyasal maddeler örneğin asbest gibi faktörlere ek olarak organizmanın yaşlanması ile de hücrelerin üzerindeki kontrolsüzlük durumlarının daha sık ortaya çıkabildiği bilinmektedir.”
 
Kanserle mücadelede üç sacayağı
 
Uzmanlar, kanserle mücadelede üç sacayağının mevcut olduğunun altını çiziyor. Kansere yol açan etmenlerden kaçınılan bir yaşam tarzının benimsenmesiyle kanserin üçte birinin önlenebileceği vurgulanıyor. Uzmanlar,  "Diğer üçte birlik kısım da, özellikle tarama programları ile erken tanı ve tedavi etmek yoluna gidilerek önlenebilir. Geriye kalan kanserler için de hızla gelişen modern tedavi yöntemleri ile baş etmek mümkün. Kansere neden olabilecek alışkanlıklardan uzak durmak, spor yapmak, fazla kilolardan kurtulmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek kanserle mücadelemizin ana unsurları. Tüm bunlarla kansere yakalanma riskini azaltmak mümkün" diyor.