‘Kutuplaşma iklimini sürdürmek için kadınlar bilinçli hedef alınıyor’

  • 09:00 23 Mart 2019
  • Güncel
Habibe Eren 
 
ANKARA - Kadınların kararlı duruşları nedeniyle bilinçli hedef alınıp karalama kampanyalarının yürütüldüğünü belirten feminist aktivist Berrin Sönmez, saldırıların nedenlerinden birinin de Müslüman feministlerin giderek artan görünürlüğünden duyulan rahatsızlık olduğunu söyledi. Berrin, “Kadın hareketi, toplumsal kutuplaşmayı durduracak buz kırıcı etki gücüne sahip ve bu ürkütücü geliyor olmalı” dedi. 
 
İstanbul’da 8 Mart günü gerçekleşen 17’nci Feminist Gece Yürüyüşü’nde polis saldırısına maruz kalan kadınlar, “ezanı ıslıkladılar” sözleriyle hedef gösterilip, yürüyüş manipüle edildi. Seçim meydanlarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından direk hedef gösteren açıklamalarını peşi sıra hükümet yetkililerinin tehdit ve hakaretleri izledi. Öyleki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir televizyon programında Feminist Gece Yürüyüşü’ndeki ezan manipülasyonunu tekrarlayarak Çorum ve Maraş olaylarını hatırlattı. Tüm bu tartışmalar gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.
 
‘Kadınlar bu yıl daha kararlıydı’
 
Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist yazar Berrin Sönmez, bir önceki yıl da Feminist Gece Yürüyüşü’nün engellendiğini ve İstiklal Caddesi’nin kadınlara kapatıldığını hatırlatarak, “Bu yıl kadınlar da güvenlik güçleri de daha kararlıydı. Yine de önleyemedikleri için 8 Mart’ın ertesinde karalama kampanyası hem iktidar hem destekçileri tarafından medya ve sosyal medya aracılığıyla sürdürüldü. İfade hürriyetinin bunca daraltıldığı ortamda bütün gösteriler alabildiğine engellendiği halde, kadınları engelleyemeyişlerinin bedeli olarak bu karalama kampanyasının bilinçli sürdürüldüğünü söyleyebiliriz” dedi. 
 
‘Kadınlar bilinçli hedef alınıyor’
 
Berrin, kadın hareketinin geçmişe kıyasla giderek çeşitlenmesi ve şimdiye kadar yürütülen “tuzu kuru kadınlardan oluşan bir avuç feminist” söylemiyle eleştirilemeyecek hale gelmesinin saldırıların en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. Bu nedenle kadınların bilinçli hedef alındığını kaydeden Berrin, “Hiçbir politik örgütlenme böylesi yürüyüşler yapamazken, bu ortamda kadınların yürüyebilmesi de etkenlerden. Ama her halde en önemlisi, kutuplaşma ortamında her politik duruş kendi safına çekilmişken, kadın hareketinin hala farklı kesimlerden farklı politikalardan kadınları aynı alanda, aynı söylemde birleştirebilme gücünü kırabilmek için yani kutuplaşma iklimini sürdürebilmek için tercih ediliyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘Halkın zihnini bulandırmak istiyorlar’
 
İktidarın kendi politikalarını sürdürebilmek için geniş halk kesimlerinin kadınları “potansiyel suçlu” olarak görmesini sağlamak istediğini belirten Berrin, “1970’lerin büyük acılarından Çorum ve Maraş olaylarıyla gerçekte 8 Mart Gece yürüyüşü arasında en ufak bir benzerlik olmadığı halde kullanılan benzetme ile halkın zihnini bulandırmayı hedefliyorlar. Bir de galiba gelecek yıl 8 Mart Gece Yürüyüşü’ne daha keskin yasaklar getirmek için gerekçeler üretiliyor bu söylemlerle” diye konuştu. 
 
‘Durum geçmişten farklı değil'
 
Özellikle yerel seçimler öncesi iktidarın kadın mücadelesine saldırmasına değinen Berrin, şunları söyledi: “Ülkemizde seçimler ne yazık ki hiçbir zaman eşit ve adil siyasi rekabet ortamında yaşanmadı. Kampanya süreçleri daima iktidarlarca kamu kaynakları, kendi partilerinin seçim yarışını önde tamamlaması için kullanıldı. Her devirde böyleydi. Yerel yönetimler de buna dahil. Her belediye başkanı da kendisi ve partisi için belediye kaynaklarını seçim yarışında kullandı. Demokrasinden nasiplenemeyen bir ülke olarak usulsüzlüklerin usul sayıldığı toplumuz bu anlamda. 2000’lerde 2010’larda da durum geçmişten daha farklı değil. Seçim yarışları, siyasi partilerin adil rekabetiyle gerçekleşmiyor.”
 
'İslami değerler milliyetçiliğin aracına dönüştürülüyor'
 
Tüm dünyada yükselen ırkçılığın dini inançların sömürülmesi şeklinde gerçekleştiğini ve etnisitenin ırkçılığın yeni biçimi olarak karşımıza çıktığını vurgulayan Berrin, “Bir yerlerde İslamofobi yükselirken, bizde de İslami değerlerin aşırı ön plana çıkarılması, aşırı anlamlar yüklenmesi biçiminde devletçi-milliyetçiliğin aracına dönüştüğünü görüyoruz. Üzücü olan siyasi argümana dönüştürülen bazı kutsal değerlerin putlaştırılması. İnanç esaslarına dair zafiyetler yaratan bu putlaştırmaların Müslüman gençlerin dini algılarında sorunlar yaratması da çok önemli bir diğer mesele ama siyaset seçim kazanmaktan ötesiyle ilgilenmiyor. Pragmatik muhafazakar politikacıların seçimi kazandıracak her söylemi kullanması bilinen gerçeklerden zaten. İktidarda kaldıkları sürece nelere zarar verdiklerini önemsemezler” dedi. 
 
‘Müslüman feministlerin pankartları ezber bozdu’
 
8 Mart’ta en çok hedef alınan kesimlerden birinin de muhafazakar kadınların tuttuğu pankartlar oldu. Başörtülü bir kadının, “Allah mısınız aileniz batsın” yazılı pankartı sosyal medya da hedef gösterildi. Berrin’e göre, pankartları nedeniyle dindar kadınların eleştirilme ve itham edilme nedenlerinden birinin, Müslüman feministlerin giderek artan görünürlüğünden rahatsız olunması. Berrin, Müslüman feministlerin hedef alınmasına ilişkin ise şunları söyledi: “Çünkü Müslüman feministler arttıkça, feminizmi şeytanileştiren geleneksel argümanları zayıflıyor. Din özellikle İslam karşıtı ithamıyla feminizmi yabancı, dış tehdit olarak sunamaz hale geliyorlar. Bir diğeri pankartların içeriğiyle ilgili. Bu içeriklerin geniş kesimlere açıkça şok etki yaptığını görebiliyoruz. Ezber bozuyor çünkü. Kalıplaşmış önyargıları yapı-söküm yoluyla değiştirerek yeniden inşa etme yöntemi feminizmin çok uzun yıllardır gerçekleştirdiği, ataerkiyi geriletme aracıdır. Şimdi bu yöntemle Müslüman feministler, dini değer gibi ezberlenen/ezberletilen bazı kalıp yargıları, aile gibi mesela, tepetaklak eden pankartı açıkça gözler önüne serdiğinde refleksif tepkiler verenler oluyor. Ama tabi daha yaygın olarak patriyarkal tutumun din anlayışını bilinçli sürdürmek isteyenler durumun farkında olarak adeta ‘mevzi kaybetme’ endişesiyle saldırganlaşıyor. Bir de kutuplaşma sürecinden siyasi fayda umanların toplumsal kesimler arasındaki ortaklaşma ihtimalini bile yok etme arzusu var. Kadın hareketi içinde her politik duruştan, her düşünce ve inançtan kadınların birlikte hareket edebilmesi toplumsal kutuplaşmayı durduracak buz kırıcı etki gücüne sahip ve bu ürkütücü geliyor olmalı.”