KESK Meclis üyeleri: Bireysel değil örgütlü harekete geçmeli

  • 09:09 15 Nisan 2019
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
İSTANBUL - Tecride karşı sürdürülen açlık grevlerini bireysel olarak desteklemenin bir yararı olmadığını söyleyen KESK İstanbul Kadın Meclisi üyeleri, STK’lar, aydınlar, yazarlar ve toplumun her kesimden insanların örgütlü bir şekilde harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkâri Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevleri dünyanın birçok yerinde ve cezaevlerinde devam ediyor. 7 bin tutsağın açlık grevi eylemi sürerken, iktidar hala sessizliğini koruyor. Emek cephesinden kadınlar örgütlü mücadeleye dikkat çekti. 
 
‘Türkiye, Anayasası’nı işletmediği için bedenler açlığa yatırıldı’ 
 
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Kadın Meclisi üyesi Gülseren Göngördü, 21. yüzyılda demokrasinin, hukukun ilerlediği bir çağda Türkiye’nin tecrit uygulamasıyla bunun tamamen gerisine düşen bir yerde olduğunu vurguladı. Türkiye kendi hukukunu ve Anayasası’nı uygulamadığı için bugün insanların bedenlerini açlığa yatırdığının altını çizen Gülseren, “Bu bizim için en büyük demokrasi kaybıdır ve hukuksuzluğun adıdır. Ciddi anlamda hepimizi derinden yaralayan ve insanların içerisinde artık demokrasi umudunun olmadığı görüyoruz. Artık var olan demokrasi kırıntılarının da kalmadığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç içerisinde en fazla yine yıpranan kadınlardır. Çünkü çocuklarını kaybediyorlar. En büyük emek çocuk diyoruz. Dünyaya getiriyorsun, büyütüyorsun, devlet Anayasası’nı işletmediği için bedenleri eriyor. Devlet yasalarını işletmediği için onlar canlarından oluyor” dedi.
 
‘Artık birebir insanlara ulaşmak gerekiyor’
 
Tecride karşı yaşamına son veren tutsaklara değinen Gülseren, “Artık acaba bugün de başka birinin haberini alarak mı uyanacağız. O psikolojiyle uyanıyoruz” diye belirtti. Toplum sağlığının da bozulduğuna işaret eden Gülseren, “Bu tecrit sadece cezaevinde yaşanan bir tecrit değil. Binlerce kişinin açlık grevine olduğunu biliyoruz. Biz biliyoruz ama maalesef ki kamuoyu üzerinde uygulanan tecrit nedeniyle toplumun tamamı bilmiyor. Şuanda basın üzerinde de bir tecrit uygulanıyor. En hızlı şekilde artık birebir gidip insanlara ulaşmak gerekiyor. Medyanın gözünü kapattığı topluma gidip anlatmak gerekiyor. Bunu artık sokakları kullanarak gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Biz iş yerlerimizde de bunları istediğimiz şekilde dile getiremiyoruz” ifadelerini kullandı.  
 
‘Toplumun sessizliği ölüm getiriyor’ 
 
Kadime Arslan ise, sindirilmiş bir toplum yaratıldığını ancak buna karşı mücadele etmek gerektiğini ifade ederek, şöyle dedi: “Biz bize değil dışarıda insanlara bunu anlatmalıyız. Biz eğer dışarıda insanlarla, halkla buluşamazsak, destek alamazsak sonuçları daha kötü olacaktır diye düşünüyorum. Bu süreci biz 1990’larda da yaşadık. O zaman da kayıplar yaşandı. En azından o dönemde insanlar cenazelerini kaldırabiliyordu. Kendilerini ifade edebiliyordu. Cezaevinde yatan insanları rahatlıkla ziyarete gidebiliyorduk. Şimdi aileler görüştürülmüyor. Toplum olarak ses çıkaramamamız ölümleri getiriyor.” 
 
‘Bireysel olarak kaybedersiniz ama toplum olarak kazanırsınız’ 
 
Bireysel olarak desteklemenin bir yararı olmayacağının altını çizen Kadime, “Sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler, sanatçılar her bir kesimin desteklemesi gerekiyor. Tecride karşı ses çıkardıkça evet işinden olan insanlar olur, bireysel olarak kaybedeceği şeyler olacaktır ama toplum olarak daha güçlü bir kazanım sağlayacağız. Biz bunu yaygınlaştırıp çoklu destek verirsek devlet de geri adım atar” dedi.