Gönül Erden: Cezaevi kampus hastanelerinde bu süreç tamamlanamaz

  • 09:04 1 Haziran 2019
  • Güncel
Habibe Eren 
 
ANKARA - Açlık grevlerinin bitmesinin ardından neredeyse bütün cezaevlerinde sorunlar yaşandığına dikkat çeken SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, “Her yanlış müdahale, her yanlış beslenme beraberinde hayatı riski getirdiği gibi kalıcı hasar da bırakabiliyor. Cezaevi hastanelerinde bu süreç tamamlanamaz” dedi.
 
Cezaevlerinde açlık grevi ve ölüm oruçlarının sonlandırılması ardından tutsakların hastaneye sevkleri yapılmadığı gibi kelepçeli muayene dayatması ve ilk beslemeye geçişte birçok sorun kamuoyunun gündemine geldi. Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) aralarında bulunduğu Ankara merkezli oluşturulan kriz masasına da birçok hak ihlali gelmeye devam ediyor. 
 
Kriz masasında yer alan SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, açlık grevi sonrası kendilerine gelen bilgilere ve yaşanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
’90 cezaevinin tamamında kelepçeli muayene dayatması yaşandı’
90 cezaevinde 3 bin 65 mahpusun açlık grevine girdiğini hatırlatan Gönül, açlık grevlerinin sonlanması ile beraber 90 cezaevinin tamamında birçok sorun yaşandığına dikkat çekti. Çok az sayıda tutsağın hastaneye sevkinin yapıldığı bilgisini veren Gönül, “Mahpuslar birçok yerde ringlerle taşınırken, kelepçeli muayene dayatılması neredeyse 90 cezaevinin tamamında yaşandı. Bazı yerlerde daha fazla yaşandı, bazı yerlerde kısmen yerellerdeki cezaevi müdürünün ve kurulların inisiyatif almasıyla çözüldü ama sorun Pazar gününden bu yana devam ediyor” dedi. 
 
‘Cezaevi kampüs hastanelerinde bu süreç tamamlanamaz’
 
Bu sorunların temel nedeninin Adalet ve Sağlık bakanlıklarının bir çaba içerisine girmemesi olduğunu söyleyen Gönül, “Defalarca uyarmamıza rağmen, açlık grevlerinin bitmesi sonrası ilk müdahalenin sağlık sorunları yaşamamaları açısından çok kritik olduğu vurgusunu yapmamıza, birlikte çalışmaya hazır olduğumuzu ifade etmemize rağmen hem bizimle koordineli çalışmadılar hem de gördük ki hazırlıkları yok. Cezaevi koşullarında ve cezaevi revirlerinde, kampüs hastanelerinde bu sürecin tamamlanması mümkün değil. Daha detaylı tetkiklerin yapılması gerekiyor. İlk değerlendirmenin hastane koşullarında ve uzman ekiplerince değerlendirilmesi gerekiyor. Kaldı ki bu mahpusların sağlığa erişim hakkının engellenmesidir aynı zamanda. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı. 
 
‘Sincan Cezaevi’nde dışarı ile temas kurmama hali var’
 
Sincan Cezaevi’nde 3 tutsağın ilk grupta yer aldığını geri kalan 25 tutsağın da 1 Mart itibarıyla açlık grevine başladığını anımsatan Gönül, şöyle dedi: “Mahpuslara müdahalenin daha hızlı olması gerekiyordu. Özellikle 1 Mart öncesi başlayanların triaj yapılarak çok daha hızlı tedavi edilmeleri gerekiyordu. Maalesef ilk gün ısrarla aramamız sonucu edindiğimiz bilgiler, cezaevindeki kampus hastanesine götürüldükleri, ilk değerlendirmelerin yapılıp geri cezaevlerine götürüldükleri yönündeydi. Kontrollerin cezaevleri kampus hastanesinde yürütüldüğü bilgisi var. Sincan Cezaevi’nde dışarı ile bir temas kurulmama, dışarıya bir bilgi vermeme hali var. İçeriye de giremediğimiz için bilgi de alamıyoruz.”
 
‘Mahpusların sağlık ve insan hakkı evrenseldir’
 
Tüm cezaevlerinde temel sorunun sevk problemi olduğu ve sınırlı sayıda sevkin yapılabildiğine dikkat çeken Gönül, bu yapılan sevklerde bir iki saat sonra tutsakların cezaevlerine gönderildiğini ifade etti. Gönül, “Bazen de yaşadığı kötü muameleden kaynaklı mahpusların kendisi o koşullarda daha fazla kalmamak adına dönmek istediler. Mahpusların sağlık ve insan hakkı evrenseldir. Urfa’da kelepçeli muayene dayatılması sonucu bir mahpus kan alınırken düşüp kafasını yardı. Yine Mersin’de ringlerle sevklerin yapılması sonucu saatlerce susuz bekletildikleri tarafımıza gelen bir bilgi. Bütün cezaevlerinin tamamında diyete uyulmadı. Hatta normalden daha kötü yemekler çıktı. Oysa ki beslenmeye ilk geçiş itibarıyla çok önemli. Ancak cezaevlerinde yağlı, salçalı, acı gibi sindirimi zor besinlerin verilmesi açlık grevinden yeni çıkmış bir mahpusun sağlığını bozmak için yeterli bir sebeptir. Bu direkt hayati tehlikedir” dedi. 
 
‘Her yanlış uygulama kalıcı bir hasar bırakabilir’
 
“Açlık grevlerine ilişkin konuşurken maalesef yaşadığımız kötü süreçlerin sonunda edindiğimiz deneyimlerimiz var” diyen Gönül, 2000 yılında açlık grevini bitiren tutsaklara yönelik ilk müdahalede dekstrozun boş takılması ve içine b1 vitamini konulmaması sonucu birçok tutsakta Wernicce Korsakoff hastalığı yaşandığını aktardı. Bu hastalığın geri dönüşümü ve tedavi sürecinin olmadığına dikkat çeken Gönül, “Bu uyarıları defalarca yaptık. Her yanlış müdahale, her yanlış beslenme beraberinde hayati riski getirdiği gibi kalıcı hasar da bırakabiliyor. Bunu şu an için söylemek mümkün değil. Yapılan müdahalenin süresi açlık grevi süresine göre değişebiliyor ama yediği bir yağlı yemek bağırsak ve mide üzerinde olumsu etki yapabilir ve farklı komplikasyonlar oluşabilir. Her yanlış uygulama kalıcı bir hasar bırakabilir. Bu kalıcı hasarın oluşmaması için çok uğraştık ve çağrıda bulunduk” diye konuştu. 
 
‘Kişiye özel diyet çıkması gerekiyor’
 
TTB’nin hazırladığı beslemeye geçiş algoritmasını bütün cezaevlerine gönderdiklerini söyleyen Gönül, “Kişiye göre diyetin çıkması gerekiyor. Bu çok önemli. Ama tarafımıza ulaşan bilgiler buna özen gösterilmediğini gösteriyor" ifadelerini kullandı. 
 
‘Sağlıkçılar etik dışı müdahaleye zorlanmamalıdır’
 
Cezaevlerindeki hekimlere ve sağlık emekçilerine evrensel değerler üzerinden yaklaşmaları çağrısı yapan Gönül, şunları ekledi: “Evrensel değerler, etik değerlerimiz, mesleki yükümlülüklerimiz üzerinden açlık grevlerine ilişkin bir yaklaşımız vardır. Bu noktada kimin niye açlık grevi yaptığı, hangi ideolojide, hangi ırkta, hangi renkte olduğuna bakmaksızın mesleki hükümlükleri yerine getirmemiz gerekiyor. Pek çok yerde sağlık emekçilerin baskıya maruz kaldığını da biliyoruz. Sevklerden tutalım da ilk müdahaleye kadar pek çok yerde baskıya maruz kaldıklarını biliyoruz. Bir kez daha şunu ifade edebiliriz, hiç kimse sağlıkçıların kendi etiği dışında müdahaleye zorlamamalıdır.”