‘Kürtaj yapmayan hastaneler hakkında yasal işlem yapılabilir’

  • 09:04 7 Haziran 2019
  • Okumadan Geçme!
İZMİR - Türkiye’deki kürtaj hakkı yasal olmasına rağmen devletin uygulamaları nedeniyle fiilen yasak olduğunu ve dar gelirli kadınların sağlıksız yöntemlere itildiğini belirten SES İzmir Şube Kadın Sekreteri Semra Doğan, kürtaj yapmayan doktor ve hastaneler hakkında yasal işlem yapılabileceğine işaret etti.
 
Türkiye'de kadınların gebeliği güvenli olmayan yöntemlerle sonlandırma oranı ve anne ölümlerinde artış olmasıyla 1965 yılında çıkan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile gebeliği önleyici yöntemlerin satışı, 1983'te çıkan kanun ile de isteğe bağlı düşükler yasallaştı. 2003 yılında başlatılan "Sağlıkta Dönüşüm Programı"nın ardından birinci basamakta üreme sağlığı hizmetlerinde aktif olan Ana ve Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezleri'nin (AÇSAP) yerini kısmen Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) kısmen de Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM) aldı. 2011’de ise Sağlık Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılmasıyla Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü kapatıldı yerine Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, müdürlük olarak tanımlanarak il ve ilçelerde yeniden şekillendirildi. Böylece kurum isimlerinde "ana ve çocuk sağlığı"nın yerini "toplum ve aile sağlığı" almış oldu. 
 
‘Kadınlar gebeliği sonlandıramama riski ile karşı karşıya bırakılıyor’
 
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Kadın Sekreteri Semra Doğan, kürtaj hakkına getirilen kısıtlamalara ilişkin bilgi verdi. Tepecik’te modern bir "aile planlama merkezi" olmasına rağmen İzmir’de kürtaj olmak isteyenlerin, çalışan sayısı yetersiz olan Buca Kadın Doğum Hastanesi’ne yönlendirildiğini, tek merkez olduğu için de hastanede yığılma olduğunu belirten Semra, kadınların gebeliği zamanında sonlandıramama riski ile karşı karşıya bırakıldığını aktardı. Semra, “Daha önce 2012’ de Cumhurbaşkanı'nın sarf ettiği ‘her kürtaj bir cinayet, bir Uludere’dir’ sözünden sonraki süreçten farklı bir süreç yaşanmıyor. O zaman bile kürtaj yapılabilecek merkezler biraz daha fazlayken şimdi her ilde en fazla bir iki merkez var” dedi.
 
‘MEDULA’dan isteğe bağlı kürtajın kaldırılması fiili yasak demek’
 
Hastanelerde işlem yapılması için kullanılan otomasyon sistemi olan MEDULA’dan "isteğe bağlı kürtaj" butonunun kaldırılmasıyla kürtajın fiilen kaldırıldığını kaydeden Semra, hekimlerin "Oral Kontraseptif" denen ilaçlar ile kondom verebildiğini, 1 aylık veya 3 aylık iğnelerin ihaleye girememe gibi nedenlerle verilemediğini fakat hekimin reçete yazarak eczanelerden 30 TL fiyat ödeyerek alınabildiğini söyledi. Semra, "Riya" denen ve kadın doğumcuların taktığı rahim içi araçlar veya heyet raporu gerektiren hormon tedavilerinin de devlet hastanelerinde yapılabildiğini dile getirdi.  
 
‘Kürtajda eş rızası kaldırılmalı’
 
2012’den bu yana yasalarda olan kadının eşinden rıza alma zorunluluğunun kaldırılması gerektiğini vurgulayan Semra, “Siyasal erkin çoğalma, azalma, asker yetiştirme, iş gücü kazanma amacıyla kadın bedeni üzerindeki politikalarının sonuçları olarak kadının karar verme yetkisi elinden alınıyor. Kendi bedeni üzerinde kararı vermesi gereken kadındır” ifadelerini kullandı. 
 
‘Kürtaj yapmayan hastaneler hakkında yasal işlem yapılabilir’
 
Hastanelerde kadınların ikna edilerek yada "günah" gibi söylemlerle vazgeçirilmeye çalışıldığını kaydeden Semra, bunun yanı sıra kürtaj için tıbbi gerekçe arandığını da söyledi. Hekimlerin din, dil, ırk ayrımı yapmadan karşıdakinin isteğini yeterli bulması gerektiğinin altını çizen Semra, şöyle dedi: "Kürtajın sağlıkçılar eliyle yasadışı ilan edilmesi tehlikelidir. Oysa kürtaj yasak değil bu nedenle herhangi bir devlet hastanesine gidildiğinde veya özel hastanede yapmak istemezse doktor ve hastane hakkında yasal işlem yapılabilir.” 
 
‘Alt gelir grubundaki kadınlar sağlıksız yöntemlere itiliyor’
 
Dar gelirli kadınların kürtaj yaptırmak için özel hastanelere mecbur edilmelerinin sağlıksız ortam ve yöntemlerle gebeliği sonlandırmaya, ciddi sakatlanmalarla hatta ölümle sonuçlanabilecek risklere atıldığını ifade eden Semra, “Kendi vatandaşını bedenen ve ruhen siyasal iyilik halinde tutmakla görevli devletin istemediği bir gebeliği yaşayan kadının, hangi açıdan sağlıklı olmasını beklenebilir? Bunun çok bütünlüklü, kadın haklarını ortaya koyan perspektifle, kadın örgütleriyle diyalog kurulabilerek anlatılması gerekiyor. 2012’den sonraki taleplerden biri de erkeğin de korunmak için uygulanacak yöntemlerden faydalanması ve kadının kürtaj için onayının yeterli olmasıydı” dedi.
 
‘Kürtaj olabilme süresi uzatılmalı’
 
Cinsel istismar ve cinsel saldırı sonrası gebelik oluşan kadınların ve çocukların kürtaj hakkının mahkeme kararıyla 20 haftaya kadar uzatılabildiğini ancak birçok ülkede bu sürecin 24 haftaya kadar uzatılabildiğini aktaran Semra, “Bedeninden bir canlı çıkartıyoruz ama kıymeti bilinmeyen ve ilk gözden çıkartılan, hakları elinden alınan kadınlar. 2-3 yıl önce bir kadının gebeliğini sonlandırması kadın dayanışmasıyla gerçekleştirilebilmişti. Devletin daha önce ‘tecavüz sonrası çocuklara biz bakarız’ dediğini de biliriz. Bir çocuk istenerek dünyaya gelmeli ve ebeveynleriyle büyümeli” diye vurguladı.