Kadınlar nasıl kentlerde yaşamak istiyor? -5

  • 09:01 21 Haziran 2019
  • Güncel
'Kültürüyle, diliyle var olan Cizre’yi geri istiyoruz'
 
ŞIRNAK - Cizreli kadınlar yaşanan katliamın üzerinden geçen 3 yılın ardından ‘nasıl bir Cizre’ istediklerini anlatarak, “Kadın, genç ve çocuklar için yapılan çalışmaları engelleyenlere inat biz 2019 yılında tüm çalışmalarımızı yeniden hayata geçirelim. Kültür-Sanat, spor, kadın, çocuk alanlarımızı yeniden oluşturup yaşanan sürece cevap olalım. Kültürüyle, diliyle var olan Cizre’yi geri istiyoruz” diye vurguladı. 
 
Yüzyıllardan bu yana var olan ve Kürt tarihinde ‘Serhıldanların kenti’ olarak bilinen Cizre bu asırlık döneminde birden fazla savaşa ve katliama tanık oldu. Yüz ölçüm ve nüfus bakımından kentin en kalabalık ilçesi olan Cizre son olarak 2018 yılında elde edilen verilere göre 143.124 bin nüfusu bünyesinde barındırıyor. Alibey, Cudi, Dağkapı, Dicle, Kale, Konak, Nur, Sur, Şah ve Yafes adlarıyla 10 mahallesi olan ilçenin tarihi geçmişi Demir Çağı’na kadar uzanıyor. 10’uncu yüzyılda Musul ile beraber Uguail merkezi olarak bilinen Cizre, o dönemlerde Cezire ismiyle anılır. Cezire, Arapça'da "ada" anlamına gelir, çünkü Dicle Nehri burada kıvrılır, bir su adası gibi bir alan oluşturur.
 
Birçok medeniyeti bağrında barındırdı
 
M.Ö. 2000 yılından itibaren, Babil, Araplar, Asurlular, Medler, Kürtler, Persler, Selevkos ve Sasanilerin; İslamiyet’in bölgeye gelmesi ile beraber Emevi ve Abbasilerin hâkimiyeti altında kalan Cizre, 1096 yılında Büyük Selçuklular tarafından idare edilir. 1627 yılından sonra ilçe Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altına geçti. Önceleri Diyarbakır Sancak Beyliğine bağlı iken 1841 yılında Musul'a bağlanır. Fransızların da bir dönem almak için uğraştığı ilçede halkın direnişi son derece etkili olur. Cizre, birçok önemli isme ve tarihi gelişmelere tanıklık eden oldukça kritik bir coğrafi bölgede yer alıyor. Tarihi binalar ve tarihi eserleriyle ünlü Cizre, birçok turistin şehre gelmesine neden oluyor.
 
‘Mem û Zin’ ruhunun yaşatıldığı kent
 
Tarihi yapısı ve eserleri ile birden çok destana, hikâyeye ve romana ilham kaynağı olan kent daha çok ‘Mem û Zin’in aşk hikâyesiyle hafızalarda adını korur. ‘Manevi bir aşktan ilahi aşka giden bir yol’ olarak özetlenen bu hikâyede birbirlerini çok sevmesine rağmen kavuşamayan sonunda ise hayatını kaybeden iki genci konu alıyor. Kürt halkının içine işleyen ve uzun yıllar sonra bile filmlere konu olan bu aşk hikâyesi Cizrelilerin gönlünde halen tazeliğini koruyor.
 
Aşkın, tarihin ve direnişin kenti…
 
Aşkın ve tarihin olduğu kadar direnişin de kenti olan Cizre’de yukarıda bahsettiğimiz tarihi süreç ve aşk hikâyelerinin yerini 90’lı yıllardan sonra direniş alıyor. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin yükseldiği zamanlarda Cizre’de bu özgürlük mücadelesine ev sahipliği yapan yerlerden biri oluyor. Çoğunlukta Kürt halkının yaşadığı ilçede 1992 yılında bu direniş saldırılar ile kısa zamanda halk serhıldanına dönüşüyor. 1992 yılının Newrozunda o güne dek görmedikleri baskılara maruz kalan onlarca Cizreli devletin kurşunlarına hedef olup yaşamını yitiriyor. ‘ Mem û Zin’in kenti diye bilinen Cizre o tarihten sonra ‘Mem û Zin’le birlikte bütün geçmişini de alıp özgürlük mücadelesini sırtlamaya başlıyor. Onlarca insanın yaşamını yitirdiği kentte 92’den sonra halkın gördüğü en büyük katliam da şüphesiz ki bundan dört yıl önce 2015-16 yılları arasında öz yönetim ilanıyla birlikte yaşanan çatışmalar oluyor.
 
92’den sonra bir başka katliam 2016’da yaşandı!
 
2015 yılında aynı anda birden çok yerde ilan edilen öz yönetim açıklamasına ev sahipliği yapan ilçelerden biri de Cizre. Açıklamadan sonra tanklarla ablukaya alınan ilçede ilk yasak 4 Eylül 2015’de ilan edildi. Aralarında kadın ve çocukların da olduğu 21 kişi 8 gün süren bu yasaklarda yaşamını yitirdi. Bu süre boyunca kısa süreli aralıklarla yasağın ilan edilip çatışmaların yaşandığı ilçede en son yasak 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edildi. 79 gün süren bu yasaklarda nüfusu 120 bin olan ilçede sadece 20 bin kişi kaldı. Yaşanan çatışmalarda yüzlerce kişi yaşamını yitirirken, o günlerde yaşamını yitiren onlarca cenazeye bile halen ulaşılmış değil.
 
Kayyım 2019 yılında rekor bir oyla geri gönderildi
 
Kısa geçmişini bu şekilde ele aldığımız ilçenin kadın nüfusu ise 69 bin. Genç nüfusunun da önemli bir ölçüde yüksek olduğu kentin 2016 yılında Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kayyım atanan belediyesi 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde HDP, yüzde 76 gibi rekor bir oyla Cizre Belediyesi’ni aldı. 
 
Cizreli kadınlar nasıl bir kentin hayalini kuruyor?
 
Peki yaşanan bunca olaylardan sonra Cizreli kadınlar ne istiyor? Çatışma ve olayların dinmediği kentte kadınların yaşamda yeri nedir? HDP’ye geçen Cizre Belediyesi kente kadın çalışmaları için nasıl bir yol ve yöntem izleyecek? Cizreli kadınlar nasıl bir Cizre’nin hayalini kuruyor? JİNNEWS olarak direniş tarihi her daim aynı olsa da demografik yapısı her dönemde değişen bu kentteki kadınlardan bu soruların cevaplarını almak için mikrofon uzattık.
 
‘ Kayyım kadının adının geçtiği her şeyi ortadan kaldırmış’
 
İlk olarak kayyımdan geri alınan Cizre Belediyesi’nin Eşbaşkanı Berivan Kutlu sorularımızı yanıtlıyor. Kayyımın giderayak 260 milyona yakın borç bıraktığı belediyede daha önceden var olan kadın kurumu da farklı devlet kurumlarına hibe edilmiş. Belediyeyi aldıklarında ilk işlerinin kadın danışmanlık merkezi açmak olduğunu ama bunun için belediyeye ait tek bir bina bile bırakılmadığını ifade eden Berivan yaşanan süreci şöyle özetliyor: “Daha önceki süreçlerde belediyeye bağlı kadın kurumumuz ve çalışanlarımız vardı. Kayyım atandıktan sonra bu kurum ve çalışanlar dışında çalışmalardan eser kalmadı. Kadınların burada umudu nedir nasıl etkinlik ya da ne istiyorlar sorusuna dair bir istekleri de kalmadı. Zaten kayyımın gelir gelmez ilk işi bu kadın çalışmalarını durdurmak oldu. Burada her alanda kadınlar üzerinde çok fazla baskı var.”
 
‘Tüm kadın kurumlarımız devredildi’
 
2015’e kadar kentin seçilmişleri tarafından kadın sorunları noktasında çözüm gücü olunmaya çalışıldığını dile getiren Berivan, partilerinin politikası dahilinde çözüm arayışları olduğunu ancak bunu hazmedemeyen zihniyet tarafından atanan kayyımlarla ilk olarak kadın çalışmalarına saldırıldığını belirtiyor. Kayyımların ilk olarak kadın kurumlarını kapattığına değinen Berivan, “Şu anda kadın kurumu da Kaymakamlığa devredildi. Kadın atölyemiz vardı o da kayyımın talimatıyla kapatıldı. Bunla birlikte bütün kadın çalışmalarını dağıttılar. Biz de belediyeye ilk girdiğimiz gibi bu kadın çalışmalarını yeniden aktifleştirmek için çalışmalara başladık. İlk önce eski çalışanlar, eski çalışmalar ile ilgili bir çalışmaya başladık. Bize bu çalışmalar kapsamında o dönemde yapılan bütün çalışmaların ortadan kaldırıldığını söylediler. Biz bu sefer de eski belediye eşbaşkanımızdan bilgi aldık” diye anlatıyor.
 
‘Kadın danışmanlık merkezini aktif hale getireceğiz’
 
Berivan şöyle devam ediyor: “Biz kadın çalışmalarını yeniden eski haline getirmek istiyoruz. Belediyenin durumu da iyi biliniyor. Kayyım tarafından bırakılan borçlar nedeniyle birden çok firmaya icra gelmiş durumda. Bu neden kadın çalışmalarına başlamamızın önünde engeller çok. Ama yine de kadın danışmanlık kurumunu yeniden açmak istiyoruz. Şu anda kurumu açmak için bir yer arıyoruz. Bu kurumla ve çalışanlarımızla birlikte kadınların sorunlarına da bir nebze çözüm olabiliriz. Toplumsal anlamda hem fiziki hem de psikolojik olarak kadınların üzerinde baskı var. Bu kurumda çalışmalarımız ile birlikte kadınlara umut olmak istiyoruz. Kadınları yapacağımız çalışmalar ile cesaret vermek istiyoruz. Şuan burada kadınların çalıştığı bir alan yok. Olsa da erkeklerin baskın olduğu yerlerde çalışmalarını sürdürüyorlar. Kadınlara market açma gibi bir planımız var. Kadınlar burada kendi emeğiyle hak ettikleri parayı da alabilirler. Partimize ve kadın ideolojimizle bu kadın çalışmalarını başlatacağız.”
 
‘Bir genç olarak tek isteğim kentimin eski haline geri dönmesi’
 
Kentin gençlerinden Esra İplik de üniversite mezunu ve iş arıyor. Esra “nasıl bir kent” sorumuza “Kültür çalışmalarının olduğu, gençlerin kendi kimliğiyle yaşadığı bir kent istiyorum” cevabıyla karşılık veriyor. Esra devamında şunları kaydediyor: “Cizre kültüründen koparılmak isteniyor ve bunu da biz gençler üzerinden hayata geçiriyorlar. Buradaki gençler yaşanan süreçlerden sonra ne kültürlerini ne de kendi hayallerini yaşatamıyorlar. Benim burayla ilgili tek isteğim ve hayalim Cizre’nin eski haline dönmesidir. Eskiden bir sokaktan geçtiğimizde herkes herkese selam verirdi. Ama şimdi kimse kimseyi tanımıyor. Herkes kendini düşünüyor. Gençlerimiz kendilerini düşündükleri için de halka ya da topluma inemiyorlar. Özellikle yasaktan sonra gençlerin madde kullanımı daha da arttı. Süreç her seferinde daha kötü olduğu için gençlerimiz düzelmek yerine daha da kötü oluyor. Ama eskiden buranın gençleri her şeyin farkındaydı. Her şeyi farkında olarak ve bilerek yapıyorlardı. Kültürünü kaybeden bir insan özgür olamaz.” 
 
‘Gençlerin sürekli gelişmesi için çalışmalar yapılmalı’
 
Yaşanan travmanın etkilerinin artık en aza indirilmesi için çalışmaların yapılması gerektiğinin altını çizen Esra, bunun da ancak kadın, çocuk, gençlik ve kültürel çalışmaların daha aktif hale getirilmesiyle mümkün olacağına dikkat çekiyor. Esra, “Gençler burada iş sıkıntısı çekiyor. Özellikle kadınlar burada her konuda olduğu gibi iş konusunda da çok eziliyor. Zar zor iş buluyor iş bulduğunda da emeğinin çok altında para alıyor. İlk önce bu eşitsizliğin giderilmesi daha sonra da gençlerin önünün açılması gerek. Sistemin zaten bir baskısı var. Önemli olan kadının sisteme göre gitmemesi gerekiyor. Kadınların kendi iradesine sahip çıkması gerekiyor. Gençler için daha yaratıcı daha güzel bir Cizre hayalim var. Gençlerin eski haline dönmesi spora, kültürlerine, diline sahip çıkması için sadece belediye değil toplumdan her kesimin bir şey yapması gerek. Spor merkezleri, dil kursları ve kütüphaneler açılabilir. Gençlerin bir an olsun boş durmaması lazım. Hep öne geçmek hep gelişmek için elinden gelen her şeyi yapmalı. Kısacası kültürüyle, diliyle var olan Cizre’yi geri istiyoruz” diye kaydetti
 
‘Burada sahada olan çok az kadın var çünkü şans tanınmıyor’
 
Cizre’de 2 yıldır esnaflık yapan Mehdiye Sain (51), yaşanan süreçler nedeniyle esnaflık dahi yapamaz hale geldiğini dile getiriyor. Mehdiye, “İş sahibi olmak sadece erkeklerin elinde olmamalı. Biz kadınların da başı dik ve parasını kazanması gerekiyor. Bakıyorsun her yerde erkek esnaf var her yerde erkek en çok parayı kazanıyor. Ama bizim de artık alanda olmamız gözükmemiz gerek. Kadınların kendi ayakları üzerinde durması çok güzel bir şey. Kendim gibi başka esnaf kadın gördüm mü çok hoşuma gidiyor. Giden gelen kadınlara da çalışmalarını bir şeyler yapmaları gerektiğini söylüyorum” diye ifade ediyor. 
 
‘Ekonomik kriz en çok kadınları etkiledi’
 
Yaşanan ekonomik kriz ve öncesi yaşanan çatışmalı sürecin özellikle kadınları mağdur ettiğini kaydeden Mehdiye, olumsuz süreçlere rağmen kadınların bir çatı altında toplanması ve çalışmaya teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle kooperatifleşmenin bu süreçte önemli olacağını sözlerine ekleyen Mehdiye, kayyımlardan önce kadınların istihdam alanında görünür olduğunu hatırlatıyor. Mehdiye, “Kadın çalışmaları durduruldu bir dönem ama artık yeniden toparlanıp çalışmalara başlamak gerek. Biz kadınlar güvenli ve kendi ayaklarımızın üzerine basabileceği alanlar istiyoruz. Kadınların oturabileceği parkların oluşturulması gerekiyor. Buradaki gençler ve kadınlar için daha iyi bir Cizre olacaksa temiz olmalı. O yüzden önce çevremizi temizlememiz gerekiyor. Burada kötü olan ne varsa yok etmek ve her şeye yeniden başlamamız gerekiyor. Belediye de önce genel bir çalışma yapıp ‘biz Cizre için ne yapabiliriz’ sorusunu sorması gerekiyor” diye belirtiyor.
 
‘Yasak zamanı yaşadıklarımızı asla unutmayacağız’
 
Sokağa çıkma yasaklarında katledilen ve sandıkta cenazesi bulunan Sahip Edin’in eşi Berivan Edin ise sorumuzu şu şekilde yanıtlıyor:  “Eşim yaşamını yitirdiğinde ben üç aylık hamileydim. Benim ailemden sadece 5 kişi bu yasaklarda yaşamını yitirdi. O günleri asla unutamıyorum. Aylarca yasak altında kaldık son yasakta çıkmak zorunda kaldık. Eşim son bodrumlar sırasında son gün bile beni aradı ‘ben yaşıyorum’ dedi. Ama yasak kalktıktan sonra geldiğimizde onun cenazesini bodrumlardaki bir evde sandıkta bulduk. O günlerin sonrasında yıllar geçti ama hala her şey aynı gibi geliyor. Benim oğlum babasından 6 ay sonra dünyaya geldi babasının adını ona verdik.  Son damla kanımıza kadar davamızın peşindeyiz. Yasakta o kadar ölüm gördük o kadar olay gördük ama yine de geri adım atmadık. O süreçte de şimdi de Cizre’de en çok kadınlar direniyor. Biri düştü diye biz de düşelim demedik. O günleri asla unutmayacağız. Torunlarımızın torunları dahi olsa onlara o günleri anlatacağız.”
 
‘Eski çalışmalarımız geri gelmeli gençlerimiz bilinçlendirilmeli’
 
3 yılın ardından nasıl bir Cizre ile karşı karşıya kaldığını ve nasıl bir Cizre istediğini anlatan Berivan şunları ifade ediyor: “Kayyımlardan belediyemizi, kentimizi geri aldığımız an ki mutluluğumuzu anlatamam. Bir anda gelip her şeyimize el koydular ve bize ait olan alanlara girmemizi engellediler. Şimdi belediyelerimizi geri aldık ve kayyım eliyle yok edilen çalışmalarımızı yeniden hayata geçirmeliyiz. Kadın, genç ve çocuk çalışmalarına başlanılmalıdır. Gençlerimiz, kadınlarımız eski haline dönerse benim eşim de arkadaşları da amacına ulaştı derim. Her yerde zırhlı araç görüyoruz her yerde bir duvar ya da engel var. Cizre’nin her yerinde sorunlar var. Ne insanlar ne gençler ne de burası eski Cizre değil. Bu sorunun bir an önce çözülmesi gerek. Çok mu çalışmamız gerekiyor çalışalım. Yeter ki var olan bu sorunları çözelim. Kadınlarımızın sorunlarını çözelim, gençlerimize alternatifler sunalım. Kadın kurumlarımız yeniden açılsın. Spor sahalarımız, kültürler etkinlerimiz yeniden faaliyete geçsin. Gençlerimiz kendi dillerinde yeniden eğitim görmeye başlasın.” 
 
Yarın:‘Kadın odaklı projelerle kadın dostu kentler oluşabilir’