‘Neyi bekliyoruz, herkesin yok edilmesini mi?’

  • 09:04 29 Temmuz 2019
  • Güncel
İlknur Karadeniz
 
HABER MERKEZİ - Zulümlerin artarak büyük bir yarığa dönüştüğünü belirten Merve Demirel, “Faşizm diyor ki; ‘Bakın ben insanları katlediyorum, gözünüzün önünde bir kıyım yapıyorum.’ Bunu alenen yüzümüze söylüyor, biz de bunu duyuyoruz. Neyi bekliyoruz, herkesin yok edilmesini mi?” diye sordu.
 
Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmelere karşı 991 gündür süren “İşimizi geri istiyoruz’ eylemine destek veren Merve ve Bengisu Demirel kardeşler, 13 Temmuz’da gözaltına alındı. Kamuoyu Merve’yi, 6 Şubat’ta Yüksel Caddesi’nde Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Derneği (TAYAD) tarafından gerçekleştirilen eylemde gözaltına alındığı sırada polisin cinsel saldırısına maruz kalmasıyla tanımıştı. Merve’nin gözaltı sırasında polisin cinsel saldırısına maruz kalması kamuoyunda büyük tepkiye neden olmuş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, polisin cinsel saldırısını “Babası Fetö’cü, kardeşi DHKP-C’li proje kadın” açıklamasıyla meşrulaştırmıştı. Gözaltı sırasında maruz kaldığı cinsel saldırı ve şiddet sırasında başörtüsü de zorla çıkarılmıştı.
 
13 Temmuz’da ise “terör örgütüne üye olmak” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Merve ve Bengisu, 12 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Merve adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken, Bengisu tutuklandı. KHK’li bir babanın kızları olan üniversite öğrencisi iki kardeşten Bengisu cezaevine gönderilirken, Merve’nin ise yaşam ve seyahat özgürlüğü gasp edildi.
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Twitter hesabından gerçekleştirdiği canlı yayına Merve Demirel ve babası Erol Demirel’i davet ederek yaşanan süreci dinledi.
 
‘Erkek polislerin yanında zorla üstümüzü aradılar’
 
Canlı yayında konuşan Merve Demirel, 12 gün boyunca gözaltında yaşadıklarını: “Yüksel eylemi sonrası götürüldüğüm hastane kontrolünden sonra apar topar tekrar gözaltına alınıp TEM Şube’ye götürüldük. Götürüldüğümüzde çeşitli işkencelere maruz kaldık ama bize hiçbir açıklama yapılmadı. Erkek polislerin yanında zorla üstümüzü aradılar. Başörtümü yine onların yanında çıkartıp bonemi bile başımdan aldılar. Erkek bir polis bana saçım açıkken yeni bir bone vermeye çalıştı. Bizi utandırmak ve moral motivasyonumuzu çökertmek için yaptılar bunu. Benim ahlakımı belirleyen şey o an kıyafetlerimin üzerimde olması değil, irademdir. Bir kadın olmamdan dolayı saçımı açarak, üzerimi erkeklerin önünde arayarak onurumu kırıp beni utandırabileceklerini sandılar. Meselenin bu boyutuna kadar hesap ediyorlar. Bunları insanlara bir işkence yöntemi olarak uyguluyorlar. Türkiye’de kadınlar sürekli ezilmeye maruz bırakıldıkları, utandırıldıkları için toplum baskısıyla kendilerini yüksek sesle ifade edemiyorlar. Böyle gördüklerinden dolayı bunları kadınlara yönelik özel olarak yapıyorlar” diyerek anlattı. 
 
‘Mahkeme salonundan alıp tekrar emniyete götürdüler’
 
Emniyetteki işlemlerinin ardından Salı günü kardeşi ve 75 yaşında hasta olan Mehmet Yılmaz ile birlikte savcılığa çıkarıldıklarını söyleyen Merve, Bengisu ile ayrı koridorlarda tutulduklarını aktardı.  Tutulduğu koridorun erkeklere ayrılan bir koridor olduğunu kaydeden Merve, “İki kadın isek birlikte kalmamızın doğru olduğunu ifade ettim ancak bizi yan yana koyamayacaklarını, talimat aldıklarını söylediler. Mehmet Yılmaz sorgusu alınmadan serbest bırakıldı. Mahkemeye çıkarıldığımızda hakim kararı söylemeden polis müdahale ederek, ‘gözaltı süreniz uzatıldı hadi gidiyoruz’ dedi ve apar topar tekrar emniyete götürüldük” dedi. 
 
‘Flash belleği örgütsel doküman olarak gösterdiler’
 
6 Şubat’ta polisin cinsel cinsel saldırısına maruz kaldığı gözaltından iki gün sonra hakkında bu soruşturmanın başlatıldığını ifade eden Merve, “12 gün gözaltı gerçekten çok uzun bir süre, saat kavramını yitiriyorsunuz. Avukatımıza haber vermeden bizi zorla hakim karşısına çıkardılar ve yeniden gözaltı süresini uzattılar. 12 günün ardından gözaltı süresi dolduğunda savcılığa çıkarıldık. Bizi ‘terör örgütüne üye olmakla’ suçluyorlar ama dosyaya koydukları ve bize gösterdikleri fotoğraflar kız kardeşimle buluştuğum, dışarıda arkadaşlarımla çorbacıya gittiğim, çorba içtiğim fotoğraflar. Kız kardeşim Bengisu’nun çantasında bulunan ve içinde ikimizin fotoğraflarının bulunduğu flash belleği örgütsel doküman olarak göstermişler. Kız kardeşimin tutuklanmasının komplo olduğunu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. 
 
‘İşkenceyle yıldıramadıklarını tutuklayarak yıldırmaya çalışıyorlar’
 
Merve, kardeşi Bengisu’nun tutuklanması ile ilgili düşüncelerini şöyle paylaştı: “Kardeşim 21 yaşında bir üniversite öğrencisi. Ne ilk tutuklanan öğrenci ne de son olacak biz bir şeyler yapmazsak. Hapishanelerde çok sayıda üniversite öğrencisi genç var. İşkenceyle yıldıramadıkları öğrencileri tutuklayarak yıldırmaya çalışıyorlar. Neden bir öğrencinin hayatı ortada iddia yokken tutuklanarak karartılıyor? Üniversite öğrencisi olması neden hiç göz önüne alınmıyor? Hapishaneye ilk götürüldüğünde kardeşim çırıl çıplak soyularak aranmış, su vermek yerine ‘tuvalet musluğundan su iç’ demişler. Üstelik şeker-tansiyon problemi olan bir insan. Yatağın bile olmadığı bir yere atılmış. Bu onursuz aramayı bütün siyasi tutsaklara yapıyorlar. Bütün işkenceleri hem psikolojik hem fiziksel boyutunu düşünerek yapıyorlar. İşkence bir insanlık suçudur.’’
 
‘Neyden korkmam gerektiğini orada öğrendim’
 
Merve, haksızlığa karşı mücadelesinin nasıl başladığını ise şöyle anlattı: “Kız kardeşimle Hacettepe Üniversitesi’ni kazandık. Kızılay’a birlikte kitapçılara, kafelere oturmaya gittiğimiz sıralarda Yüksel direnişi yeni başlamıştı. Uzaktan bakıyorduk ama elbette babamdan da kaynaklı ülke gündemini biliyorduk. Sürekli Yüksel Caddesi’nde iki kişi elinde dövizle çıkıyor apar topar gözaltına alınıyordu. Biz de oraya gidip ‘Burada ne oluyor, kimsiniz, neden sürekli gözaltına alınıyorsunuz?’ diye sorduk. Babamdan da dolayı çok fazla yakınlık duyduk. O döneme kadar polis insanları hırsızlık yapıp cinayet işlediği için gözaltına alır sanıyorduk. İlk başlarda müdahale olacağı sırada kenara çekiliyorduk. Zamanla düşünmeye başladık, ortada hukuksuz bir şey yok biz neden onları yalnız bırakalım, bize hiç etik gelmedi. Babamdan da evde öğrendiğimiz şey haksızlık karşısında susmamaktı. Semih Özakça’nın, ‘Evet ben polisin kolumu bacağımı kırmasından, kafamı vurmasından korkuyorum ama onursuz kalmaktan daha çok korkuyorum’ deyişi beni çok etkilemişti. Neyden korkmam gerektiğini orada öğrendim. Bütün zulümler artarak o kadar büyük bir yarığa dönüştü ki ben de bunlara susmamam gerektiğini düşündüm ve Yüksel Caddesi’ne çıkmaya başladım. KHK bir zulümdür, bir katliama dönüşmüştür” dedi. 
 
‘Zulümlerin ayırt edilmemesi gerekir’
 
6 Şubat’ta yaşadığı gözaltı sırasında maruz kaldığı cinsel saldırıdan sonra çok düşündüğünü belirten Merve, “Bir insan fikirleriyle vardır, bunun giyimiyle alakası yoktur. Dövmeli, piercingli insan, başörtüsüz insan haksızlığa karşı çıkabilir de başörtülüler ‘kader’ deyip geçer gibi bir algının olması beni rahatsız ediyor. Dönemin siyasi iktidarlarının karşısında durursan senin giyimine bakmaz.
Başörtülü müsün, şort mu giyiyorsun, ateist misin, dindar mısın, Hristiyan mısın diye bakmaz. Bu meselenin başörtülü olduğum için yaşandığını sanmıyorum. Bana destek olan herkese teşekkür ediyorum ama aynı süreçte avukatlar da açlık grevindeydi, bir kadın 6 ay işkence görmüştü. Ben zulümlerin ayırt edilmesi yerine bana yapılan hukuksuzluğa karşı çıkıldığı gibi diğer hukuksuzluklara da karşı çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Grup Yorum neden dinleyicileriyle buluşmak için açlık grevi yapmak zorunda kalsın? Bana gösterilen hassasiyet hapishanelerdeki çıplak aramalara karşı da gösterilmelidir. Cinsel saldırı vicdanımızı çok kanatıp açlık grevi daha az kanatmamalı. Selçuk Kozağaçlı’nın yazısında bir sözü vardı; ‘Faşizm kapımızı çalıp bizi kavgaya çağırıyor.’ diye. Faşizm diyor ki ‘bakın ben insanları katlediyorum, gözünüzün önünde bir kıyım yapıyorum.’ Bunu alenen yüzümüze söylüyor, biz de bunu duyuyoruz. Neyi bekliyoruz, herkesin yok edilmesini mi?” diye sordu. 
 
‘Emniyette tehditlerde bulunuldu’
 
Baba Erol Demirel ise, Bengisu ve Merve’nin Yüksel’deki demokratik eylemlere katılmasının ardından sistematik şekilde aranarak tehdit edildiklerini belirterek, “Polis beni ve annelerini emniyete çağırdı, üstü kapalı tehdit ve imalarda bulunuldu. Bana ‘kızlarına baskı uygulayarak oradan al’ diye teklifte bulundular. Ben doğru bulmadığım ve kabul etmediğim için bir daha beni aramadılar, annelerini aradılar. Annelerine ‘Babası değil mi gitsin saçlarından tutsun tokatlayarak getirsin kim ne diyebilir?’ demişler. ‘Gidin kızlarınızı alın getirin, siz almazsanız biz alırız ama ağzını burnunu kırarız, onları getirdiğimizde tanıyamazsınız. Eğer bulundukları yerde bir baskın olursa ve direnirlerse onları çeker vururuz.’ demişler. Annelerini bu şekilde korkutmaya çalışmışlar. Sonra telefonuma dört beş kere mesaj geldi ‘Kızınızın gözaltı görüntülerine bakın’ diye. ‘Bakın kızınızı nasıl gözaltına alıyoruz’ demeye getirdiler. Türlü tehditler, baskılar yaşadık. Çocuklarıma zorla bir şey yaptırmak bir yöntem değildir, bu onlara zarar verir, dolayısıyla reddettim. Hak, hukuk, adalet, onur kavramları çok değerli kavramlar. Bunların mücadelesini verecekseniz ‘peşinden gidin, dedim onlara” diye konuştu.