Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet yerini inkar ve cezasızlığa bıraktı

  • 13:20 23 Kasım 2019
  • Güncel
İSTANBUL - Babasının 32, annesinin 39 yıl boyunca oğulları Hayrettin Eren’i alabilmek için mücadele ettiğini belirten İkbal Eren, “Ne yazık ki ikisinin de gözleri açık ve devletten alacakları olarak toprakla buluştular. Biz buradayız, ne kadar engellensek de sevdiklerimizi bulma mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
 
Kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 765’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Sokak polis tarafından ablukaya alındı. Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı. 
 
Bu hafta, 2 Eylül 1980 darbesinde gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbeti soruldu. 
 
Bu haftaki basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu.
 
‘Bize yaşatılan bu vahşet bilinsin diye mücade ediyoruz'
 
Bugüne kadar gerçekleşmiş olan ağır insan hakları ihlallerinin cezalandırılmasını hedefleyen politikaları hayata geçirecek siyasi bir iradenin ortaya çıkmadığını belirten Sebla, toplumda derin yaralar açan ağır hak ihlalleri ile yüzleşme ve hesaplaşmanın yaşanmamasını, Türkiye'nin demokratikleşmesini engellediğini ifade etti. “Bellek ve tarihin gücü elinde tutanların dili ile kurgulanması, şiddetin normalleştirilmesini, ihlallerin tekrarlanmasını sağladı” diyen Sebla, “Hakikat ve adalet yerini inkar ve cezasızlığa bıraktı. Kayıplarımızı ararken başvurduğumuz her yerde inkar ve cezasızlıkla karşılaşan bizler, gözaltında kaybetme gerçeğinin tarih ve bellek ile buluşması için mücadele ediyoruz. Bize yaşatılan bu vahşet bilinsin, kabul edilsin, lanetlensin ve bir daha asla yaşanmasın diye mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz yeni ihlallerin önlenmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması, hakikatin, adaletin ve toplumsal barışın tesis edilmesi mücadelesidir” dedi.
 
’12 Eylül zihniyeti devam ettirildi’
 
Cumartesi Annelerinin 765’inci haftasında Hayrettin Eren için bir araya geldiklerini söyleyen Sebla, şöyle devam etti: “Sosyalist kimliğiyle bilinen 26 yaşındaki Hayrettin Eren, İstanbul'da yaşıyordu. 12 Eylül faşist darbe koşullarında hakkında arama kararı vardı. 21 Kasım 1980 tarihinde İstanbul Saraçhane'de buluştuğu arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Kullandığı otomobil ile birlikte önce Karagümrük Karakolu'na oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Hayrettin, Siyasi Şube'nin alt katındaki hücrede ağır İşkence altındayken, kapıda bekleyen annesine ‘Gözaltında böyle biri yok’ denildi. ‘Oğlumun arabası burada kendisi nasıl yok?’ deyince tartaklanarak dışarı atıldı. Hayrettin Eren'i gözaltına alınırken, karakolda tutulurken ve siyasi şubede işkencedeyken gören çok sayıda tanık vardı ama gözaltına alındığı bugüne kadar inkâr edildi. 39 yıldır ailesinin tüm girişimlerine rağmen hukuk işletilmedi. Hayrettin Eren'in akıbeti gizlenerek, onu kaybedenler cezasız bırakılarak, 12 Eylül zihniyeti devam ettirildi.”
 
‘Gözaltında kaybetmeler ‘sürekli suç’ olarak tanımlanıyor’
 
Hayrettin’in İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube'de kaybedildiğini dile getiren Sebla, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Siyasi Şube Müdürü Tayyar Sever, Siyasi Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar ve Hayrettin'i işkenceyle sorgulayan timin başında bulunan Fikret Işınkaralar’ın Hayrettin’in kaybedilmesinden sorumlu olduğunu ifade etti. Gözaltında kaybetmelerin uluslararası hukukta "sürekli bir suç” olarak tanımlandığını vurgulayan Sebla, “Suç, alıkonulma anında başlar ve kaybedilen kişinin akıbeti ortaya çıkarılana kadar işlenmeye devam eder. Bu nedenle 39 yıldır Hayrettin Eren'in akıbetini açığa çıkarmayan ve ceza adaletini sağlamayan tüm iktidarlar bu suçun ortağıdır. Adli mercileri hukuku işleterek Hayrettin Eren'in akıbetini açığa çıkartma ve sorumluların cezalandırılmasını sağlama görevini yerine getirmeye çağırıyoruz. İktidarı, 12 Eylül zihniyetine ve cezasızlığa son vererek adaleti sağlayacak bütünlüklü politikaları hayata geçirmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Babamın içini bu çok acıtmıştı’
 
Ardından söz alan Hayrettin’in kardeşi İkbal Eren, babasının 32, annesinin 39 yıl boyunca oğullarından haber alabilmek için mücadele ettiğini kaydederek, “Önceleri bir cezaevi için, sonra çiçeklerle donatacakları bir mezar için mücadele ettiler. Elbette Hayrettin’in yaşam hakkını elinden alanların yargılanmasını görmekti. Ne yazık ki gözleri açık ve devletten alacakları olarak toprakla buluştular. Bu ülkede adalet yok. Babamın Hayrettin ile ilgili verdiği dilekçe hiç işleme konulmaması üstelik savcının ‘sen bu davadan vazgeç yoksa diğer çocuklarından da olursun’ dediler. Babamın içini bu çok acıtmıştı” diye belirtti.
 
‘Israrımızdan vazgeçmeyeceğiz’
 
 Hayrettin için hukukun hiç işlenmediğini sözlerine ekleyen İkbal, “Babalarımız ve anneleriniz bu karanlık içinde iğne ile kuyu kazmak gibi adaleti ararken gözlerini yumdular. Buradayız, ne kadar engellensek de sevdiklerimizi bulma mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Bir de İçişleri Bakanı var meydanları kapatarak asayişi sağlandığını sanıyor. 699 hafta oturduğumuz meydanı kapatarak üstelik annelere ‘paçozlar’ diyen asayişi sağladığını sanan İçişleri Bakanlığı var. Annem ölünceye kadar 'paçoz’un anlamı nedir' diye sordu. Hiç sindiremedi. Işıklar içinde uyu anneciğim. Bizler kime taş gaz attık. Kaç kişi o meydanda öldü de orayı bize yasaklandınız. Biz bütün engellemelere rağmen ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybetmek insanlık suçudur, bu suçu işleyen faillerin hızımla yüzleşme ve yargılanma talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
 
‘Bu mücadeleyi sürdüreceğiz ve başaracağız’
 
Hayrettin’in kardeşi Faruk Eren ise, bu haftanın kendileri için zor bir hafta olduğunu dile getirdi. Faruk, “Biz abimden, inançlarına ihanet etmemeyi direnmeyi annemden direnmeyi, insan hakları mücadelesini öğrendik. Bu derneğin toplantı salonunda bir liste vardır. Bir dönemin insan hakları savunucuları. Çok şey öğrendik hepsinden. Burada olan her anne bizim annemiz bu fotoğraflarda ki her kayıp bizim kardeşlerimiz. Biz bu mücadeleyi sürdüreceğiz ve başaracağız. Kaybedenlerden hesap soracağız” diye konuştu.