Eğitim Sen: Kadının ikincil durumda olduğu bir toplum hedeflendi

  • 15:09 17 Ocak 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - Eğitim Sen açıkladığı dönem sonu raporunda eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemine dikkat çekerek, "Kız çocuklara gelinlik giydirilip erkek çocukların ayakları yıkatılarak, toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirilerek kadının ikincil durumda olduğu bir toplumun devamı hedeflenmiştir" dedi.
 
Eğitim Sen, Diyarbakır 1 No'lu Şubesi’nde Eğitim-Öğretim yılının dönem sonu raporunu açıkladı. Açıklamaya sendika yöneticileri ve üyeleri katılırken açıklamayı Eğitim Sen 2 Nolu Şube Eşbaşkanı Arzu Koç okudu. Diyarbakır genelinde bin 931 okul ve kurumda 26 bin 114 öğretmenin, 492 bin 975 öğrencinin bir dönemin daha sonuna geldiğini hatırlatan Arzu, çağa uygun toplumun gereksinimlerini karşılayan bir eğitim sisteminin oluşturulamadığına dikkat çekti.  
 
'Eğitim sistemi bir araç olarak kullanıldı'
 
İktidara gelen her hükümetin, bilimsellikten uzak, tamamıyla iktidarının gereksinimlerini karşılayacak bir model oluşturmaya çalıştığını kaydeden Arzu, "Cumhuriyetin tekçi anlayışının ürünü olan mevcut eğitim sistemi, ülkede farklı kültürlerin ve dillerin yok edilmesinin bir aracına dönüşmüştür. İktidara gelen her hükümet gibi AKP de iktidara geldiği ilk günden itibaren eğitim sistemini kendi politikalarını toplumsal zemine yaymak ve kalıcılaştırmak için bir araç olarak kullanmıştır. Ekonomi, siyaset ve dış politika hiç olmadığı kadar büyük bir çıkmaza girmiştir. Ülkeyi yönetenler, bu kriz durumlarını dile getirmeyi çıkarmış oldukları anti demokratik yasalarla suç haline getirmiştir. Toplumu kontrol alına almak için sürekli sanal gündemler oluşturmadaki ustalıkları toplumsal yaşam içerisindeki ortaklaşmanın tahribatıyla sonuçlanmıştır. Sürekli değiştirilerek içeriği boşaltılan eğitim sistemi sorunları çözmek yerine sorun yaratan bir hal almıştır" dedi.
 
'Yereldeki bürokrasi birçok okulu imam hatiplere çevirdi'
 
Ülke genelinde ve özelde Diyarbakır’da eğitimde dinselleştirme ve gericileştirmenin bütün hızıyla devam ettiğini söyleyen Arzu, bilimsel eğitimden fiilen vazgeçildiğini dile getirdi. Arzu, "Müfredatın dinselleştirilmesi eğitim sisteminin tarikatların ve vakıfların örgütlenme alanlarına dönüştürüldü. Milli eğitim bakanlığının vakıf ve cemaatlerle imzaladığı protokollerin anayasaya aykırılığından dolayı mahkemeler tarafından verilen protokollerin iptal kararları iktidar ve onun politikalarını uygulayan bürokratları tarafından dikkate alınmamış ve bu protokoller uygulamaya devam edilmiştir. Siyasal iktidara yaranmak için yereldeki bürokrasi birçok okulu imam hatiplere çevirirken 4+4+4 sisteminin yaratacağı mağduriyetlerin meyvelerini vereceği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu sistemden kaynaklı olarak birçok öğretmen okullarda norm fazlası durumuna gelmiştir. Ayrıca yeterli derecede okullaşmanın olmamasından kaynaklı olarak hedeflenen tam gün eğitim sistemi uygulamasına geçilememiştir. Sosyal devletin en temel görevlerinden biri olan kamusal eğitim her kesimin ulaşabildiği bir hizmet olması, eğitimde fırsat eşitliği için politikalar üretilmesi gerekirken tam tersi analitik düşünmeden yoksun biat eden bir nesil yetiştirme telaşı halkı kutuplaştırmıştır" diye konuştu.
 
'Kazanılan haklar bir lütfa dönüştürülmüştür'
 
Güvencesiz çalışma koşullarının bir eğitimcinin, alanında verimini en aza indiren uygulamalardan biri olduğunu aktaran Arzu, değişen iktidarların değişmeyen politikalarından birinin de eğitimcilerin güvencesiz çalıştırılması için sürekli planlamalar yapmaları olduğunu söyledi. Arzu, "2016 yılında yaşanan darbe girişimi sonrasında iktidar partisi tarafından sürekli hedefte olan güvenceli çalışma koşulları Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) güvencesizliğe dönüştürülmüştür. Sözleşmeli öğretmen atamasına geçilmiş onunla da yetinilmeyerek sınav, mülakat ve güvenlik soruşturması garabetleriyle kazanılan haklar bir lütfa dönüştürülmüştür.  Bu uygulamalarla binlerce eğitimcinin yıllarca emek harcayarak elde ettiği kazanımlar ortadan kaldırılmıştır. Sürekli olarak özel öğretim kurumlarının desteklenmesi anayasal hak olan kamusal eğitim hakkına ciddi darbeler vurmuştur" ifadelerini kullandı.
 
'Diller enstitüsü fiilen anlamını yitirmiştir'
 
Anadilinde eğitimin önemine de değinen Arzu, “Dil bir iletişim aracı olmaktan çok daha fazla şeyi ifade eder. Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısıdır. Anadil insanın dünyayla ilk iletişim kurma öğrenme, kişiliğinin, kimliğinin, duygusal ve zihinsel gelişiminin bir aracıdır. Bu araçtan uzaklaşmak benlik yitimine yol açar. Milyonlarca çocuk en temel hak olan anadilde eğitim hakkından mahrum bırakılmıştır.96 yıldır uygulanan politikalar bu dönemde hiç bir değişikliğe uğramadan uygulanmıştır. Her ne kadar farklı dillerde seçmeli dersler ve üniversitelerde yaşayan diller enstitüsü açılmış olsa da siyasi iktidar politik olarak arkasında durmadığı için fiilen bu alanlar anlamını yitirmiştir" diye belirtti. 
 
'Kadının ikincil durumda olduğu bir toplum hedeflendi'
 
Mücadele ederek kazanılan hakların, her dönemde aynı kesimler tarafından hedef alındığına dikkat çeken Arzu, “MEB ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ 11 Eylül 2019 tarihinde programdan çıkardı. Resmi gazetede yayınlanan yönetmelik değişikliği ile MEB Sosyal Hizmetler Yönetmeliği'nden 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliği' tüm etkinlik alanlarından çıkarıldı. Çocukların sağlıklı gelişimi açısından son derece önemli bir uygulama olan karma eğitim uygulamalarına son verilmeye çalışılması, çocuk yaşta evliliklerin önünü açan yasal düzenlemeler vb. gibi pek çok adım, ülkemizde çocuk haklarının ihlaline sebep olmuştur. Kız çocuklara gelinlik giydirilip erkek çocukların ayakları yıkatılarak toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirilerek kadının ikincil durumda olduğu bir toplumun devamı hedeflenmiştir. Eğitimde bütçe planlamasında kadınların sosyal yaşama katılımı için çok kritik olan eğitim harcamalarının bütçe payı azaltılmış, kadın eğitimi için gerekli destekleri sunulmamıştır. Süresi uzatılan OHAL Komisyonu bu yaşanan hukuksuzluğun devamlılığı için araç olmuştur. Bizler Eğitim-Sen olarak bir an önce iktidarın bu hukuksuzluk ve anti-demokratik uygulamalardan vazgeçmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Arzu taleplerini ise şu şekilde sıraladı: 
 
“*Anadilde demokratik laik bilimsel ve kamusal eğitim verilmeli.
 
*Müfredatın çağa uygun hale getirilerek gerici yoz ve cinsiyetçi söylemlerden arındırılması sağlanmalı.
 
*Güvenceli istihdam sağlanmalı.
 
*Kadrolaşmaya son verilip objektif kriterlere göre idareci atamaları yapılmalı.
 
*Toplumsal vicdani yaralayan ve yozlaştıran taciz ve tecavüz ve şiddeti teşvik edici cezasızlık sisteminden bir an önce uzaklaşıp, ciddi yaptırımlar uygulanmalı.
 
*Cemaat ve tarikatların eğitim sisteminden bir an önce uzaklaştırılıp sosyal devlet ilkesine göre inancına kimliğine bakılmadan insanları eğitimden faydalanması sağlanmalı.
 
*OHAL komisyonunda işletilen oyalama sürecinden bir an önce vaz geçilip kamu emekçileri koşulsuz bir şekilde görevlerine iade edilmelidir.”