‘Kadınların canına kast edenler yasal değişiklikten faydalandı’

  • 09:05 4 Mayıs 2020
  • Hukuk
Şehriban Aslan-Zeynep Durgut
 
DİYARBAKIR - Avukat Hatice Demir infaz yasasında yapılan değişikliğin kadınların yaşamını olumsuz etkilediğini belirterek, “Kadınların canına kast eden erkekler bu yasal değişiklikten faydalandı” dedi. 
 
AKP-MHP oylarıyla Meclis’ten geçirilerek yasalaşan yeni infaz düzenlemesi tartışmaları gündemdeki sıcaklığını koruyor.  Sadece adli hükümlülerin faydalandığı düzenleme kadınlar ve çocuklar için büyük sorun teşkil ederken başta kadın örgütleri olmak üzere birçok kesimden tepki geldi. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi avukatlarından Hatice Demir, hem infaz yasasında yapılan değişikliği hem de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın LGBTİ’lere dönük yaptığı açıklamaya tepki gösteren barolara soruşturma açılmasını değerlendirdi. 
 
‘Yasadan kadınların canına kast edenler faydalandı’
 
Koronavirüs ile mücadele kapsamında tutukluların sağlığı ve yaşam hakkının gündem konusu olduğunu söyleyen Hatice, bu kapsamda mevcut infaz yasasında bir takım değişiklik yapılma ihtiyacı doğduğunu kaydetti. Hatice, “Ancak politik mahpusları ve uyuşturucu ticareti, cinsel saldırı suçları ve kasten insan öldürme suçlarını kapsam dışı bırakan bir düzenleme meclisten geçerek yasallaştı. Hal böyle iken kadınlara yönelik yaralama, tehdit, hakaret, basit nitelikli cinsel saldırı suçlar işleyen ve kadınların canına kast eden erkekler de bu yasal değişiklikten faydalandı. Biliyoruz ki kadınlara karşı işlenen suçların büyük çoğunluğu erkeklerin boşanmayı veya ayrılmayı kabul etmemeleri ve ısrarlı takiplerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bu durum erkeğin iktidarına bir başkaldırıya işaret ediyor ve kadının hayatı ile ilgili kararları tek başına alma ihtimali taşıyor” dedi. 
 
‘Erkekler cezasızlıktan güç alıyor’
 
Hatice, mevcut yasal değişiklik ile şiddet uygulayan erkeklerin çoğunun cezasının infazı, dışarıda denetimli serbestlik ile geçeceğinden pratikte cezasızlık zırhı ile korunacakları anlamına geldiğini belirtti. Cezasızlıktan güç alan erkeklerin şiddet uygulama konusunda daha pervasız olacağına dikkat çeken Hatice, bu yasa ile birlikte salıverilen birçok adli suçlunun yeniden suç işlemesinin önünün açıldığını dile getirdi. Hatice, ayrı mevcut tahliyelerin bir yasal düzenlemeden kaynaklandığı için ceza hukuku açısından tahliye kararı verenlerin sorumlu tutulamayacağını ancak kamu vicdani açısından bunun siyasi sonuçlarının olacağını kaydetti. 
 
‘6284 kadınlara önemli koruma sağlıyor’
 
Hatice, kadınlar için en önemli ve kapsamlı korumayı sağlayan 6284 Sayılı Kanunun HSK'nin son kararından sonra nasıl uygulandığını ise şu şekilde anlattı: “Bu kanun Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelede en önemli mekanizmalardan biridir. Kanun kadınların şiddet veya şiddet tehdidi karşısında yalnız ve çaresiz olmadıklarını bilmeleri, hayatta kalmaları ve yeni bir hayat kurmalarının mümkün olabileceğini sağlaması bakımından önemli bir koruma sağlıyor. HSK, ‘6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’ kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin sağlığını tehdit etmeyecek şekilde uygulanması yönünde ucu açık bir karar verdi.
 
‘HSK’nın kararı 6284 sayılı kanuna aykırıdır’
 
Bu karar ile birlikte pandemi nedeniyle adliyelere avukatlar ve görevliler dışında kimsenin girişine izin verilmemesi kadınların muhatap bulma ve koruma kararı almalarını zorlaştırdı. Tazyik hapislerinin uygulanmadığına dair şikâyetler alıyoruz, yine şiddete maruz kalan kadınların sığınaklara kabullerde bir takım zorluklar yaşadığını biliyoruz. Aslında yapılmak istenen 6284 sayılı kanunu etkisizleştirmek ve şiddet uygulayan erkeği cezasız bırakmak. Bu nedenle HSK’nın kararı İstanbul Sözleşmesine, temel insan hakları belgelerine ve 6284 sayılı kanuna aykırıdır. HSK kararları uluslararası sözleşmeler ve kanunlar ile güvence altına alınan hakları ortadan kaldıramaz.”
 
‘Diyanet gibi bir kurumun laik bir devlette varlığı zaten sorundu’
 
Son günlerde toplumun gergin bir süreçten geçtiğini ve bu gergin sürecin üstüne Diyanet’in yaptığı açıklamanın geldiğini söyleyen Hatice, “Diyanet gibi bir kurumun laik bir devlette varlığı zaten sorundu. Diyanetin 2020 yılı bütçesi 16 bakanlıktan 8’inin bütçesinden fazladır. Asıl düşündürücü olan ise bu bütçenin toplumun her kesiminden alınan vergilerle karşılanmasıdır. Yani aleyhine açıklama yapmış olduğu kesimlerin vergileriyle işleyişini sürdürüyor. Açıklamanın tarihi de manidar. Zira Ramazan ayı İslam dini açısından herkesin kucaklanması, sorunu olanların birbiri ile barışması, toplumsal dayanışmanın öne çıkarılması ve hoşgörünün telkin edildiği bir aydır. Böyle bir açıklamanın nefret söylemi olduğu ve belli bir kesimi hedef gösterdiği açıktır. Toplumda kutuplaşmaya yol açan bu açıklamanın akılla, mantıkla, dinle izah etmek mümkün değil” diyerek tepki gösterdi.
 
‘Barolara soruşturma açıldı’
 
Bir diğer önemli noktanın ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın söylemlerine yönelik tepki gösteren barolara soruşturma açılması olduğunu hatırlatan Hatice, “Açıklamanın ardından Diyarbakır Barosu da tepki gösterdi. Bunun üzerine soruşturma açıldı. Avukatların meslek örgütü olduğu kadar hukukun üstünlüğü ile insan haklarını savunmak ve korumakla da yükümlüdür. Devletin bir kurumunun toplumun bir kesimini hedef alan ve nefret söylemi içeren açıklaması karşısında Diyarbakır Barosu’nun kınama açıklaması insan haklarını koruma yükümlülüğünün bir parçası olup yerindedir” ifadelerine yer verdi. 
 
‘İnsan hakları mücadelesi ve dayanışmanın yanında olacağız’
 
Hatice son olarak, “Avukatlar ve meslek örgütleri olan barolar tarihsel olarak hep haksızlıkların karşısında hakkın, hukukun ve insan haklarının savunucusu ve gözeticisi olmuştur. İnsan hakları ve hukuk mücadelesi meslek dayanışması büyütülerek ve geliştirilerek bugüne gelmiştir. Dün olduğu gibi bugün de bu dayanışma ve birliktelik bilinciyle bu haksız ve hukuka aykırı soruşturmaya karşı olacağız” diyerek insan hakları mücadelesi ve dayanışmanın yanında olacaklarını söyledi.