Avukat Gazal: Rapora yansıyan çocuk istismarı sayısı daha fazla

  • 09:02 8 Mayıs 2020
  • Hukuk
Şehriban Aslan-Zeynep Durgut
 
DİYARBAKIR - DBÇHM geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da 50 çocuğun karantina sürecinde istismar edildiğini açıklarken bu duruma ilişkin konuşan Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Gazal Bayram Koluman, “Rapora yansıyan bu sayısal rakamların çok daha fazla olduğunu ve henüz adli mercilere yansımadığını düşünüyorum” dedi.                     
 
Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi (DBÇHM) geçtiğimiz günlerde “cinsel suçlarda mağdur çocuk için yapılan avukat görevlendirmesi”ne dair son 5 yıllık verileri paylaştı. Raporda yıllara göre çocuğa karşı cinsel suçlara dair atanan avukat sayısının 2016’da 34, 2017’de 71, 2018’de 130, 2019’da 142, 2020’de ise 50 olduğu kaydedildi. Raporda ayrıca en dikkat çeken nokta ise 2020’nin ilk 4 ayında 179 çocuğun cinsel istismara maruz kalması oldu. 
 
Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Gazal Bayram Koluman’da hem yayınlanan raporu hem de salgın döneminde çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiğine dair sorularımızı yanıtladı.
 
* Koronavirüs salgınının Türkiye’de de yayılmasının ardından “evde kal” çağrısıyla belirli kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalarda özellikle çocukların da evde kalması ne tür sorunları beraberinde getiriyor?
 
Tüm çocuklar için 16 Mart 2020 tarihinde okullara ara verilerek başlayan evde kalma hali, 3 Nisan 2020 tarihinden itibaren sokağa çıkma yasağı ile daha sıkı önlemlere dönüştü. Belli bir rutine sahip olan çocuklar eve kapanma ile sosyal olarak daha önce yaşamadıkları zor bir döneme girdikleri için afalladılar. Bir kısım çocuk milli eğitimin, bir kısım çocuk ise özel okulların online eğitimlerine katılarak bilmedikleri bir eğitim modülüne dahil oldular. Sosyo-ekonomik olarak dar gelirli ailelerin çocukları ise internete erişimi olmadıklarından online eğitimden faydalanamaz durumdalar. Özel gereksinime ve eğitime tabi olan çocuklar ise daha fazla mağdur olacakları açıktır.
 
“Bu kriz ile birlikte Birleşmiş Milletler (BM) tahminine göre 42 ve 66 milyon arasında çocuk aşırı yoksulluğa düşebilir. Tabi ki Türkiye’deki çocuklarda bu sayının içinde, bu durum gelişme geriliği ve çocuk işçiliği sorununu beraberinde getirecektir.”
 
Bu sürecin çocuğun kendi güvenlikleri ve iyilikleri açısından daha fazla tehditle karşılaşma olasılığını da beraberinde getirdiği açıktır. Kötü muamele, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma ya da tanıklık etme, sömürü, sosyal dışlanma ve kendilerine bakan kişilerden ayrı düşme gibi birçok psikolojik sorunla karşı karşıyalar. Aile içinde deşarj olamayan çocuklarda aşırı hareketlilik, ebeveynlerde tahammülsüzlük ve bunun neticesinde çocuğa yönelik fiziksel şiddet olasılığı oldukça yüksektir. Kadın ve kız çocuklarının cinsiyete özgü ihtiyaçlarını ve güçlüklerini dikkate almayan kontrol önlemleri de cinsel sömürü, istismar ve çocuk evliliği gibi riskleri artırabileceği gibi internette fazlaca vakit geçirmeye başlayan çocuklarda çocuk istismarcılarının hedefi halinde olacağı göz ardı edilmemelidir. Ayrıca bu kriz ile birlikte Birleşmiş Milletler (BM) tahminine göre 42 ve 66 milyon arasında çocuk aşırı yoksulluğa düşebilir. Tabi ki Türkiye’deki çocuklarda bu sayının içinde, bu durum gelişme geriliği ve çocuk işçiliği sorununu beraberinde getirecektir.
 
* Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi 4 ay içinde Diyarbakır’da istismara maruz kalan çocukların raporunu yayınladı. Bu rapor, ciddi derecede çocukların tehlike altında olduğunu gösterdi. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
 
Rapora yansıyan vakaların gerçek veriler olmadığını düşünüyorum. Yaşanılmış tüm istismar vakaları adli mercilere yansıdı mı? Çocuklar en çok tanıdıkları tarafından istismara uğrar. Bu vakalar pandemi öncesi mi yaşandı? Yoksa ev ortamında en yakınlarımı fail? Ensest oran ne kadar diye tüm ifade tutanakları incelenmeli. Çocuklar için acil çağrı merkezleri 24 saat faal mi? Çocuklar bu şikâyet mercilerini biliyor mu? Bu vakalarda aile ne şekilde öğrendi ve şikâyete ne şekilde başvurdu. Başvurmayan ve nereye başvuracağını bilmeyen çocuklar ve aileler şikâyetçi olmadıklarından vakalar adli mercilere yansımaz. Yine bu vakalardan kaçı internet ve sosyal medyadaki çocuk istismarcılarının mağduru bu konuda ayrıca bir çalışma gerektirir.  Ebeveynler çocukların güvenli internet kullanımını ne derece kontrol edebiliyor ya da ne derece farkındadır. Dolayısıyla bu sayısal rakamların çok daha fazla olduğunu, henüz adli mercilere yansımadığını düşünüyorum.
 
* Türkiye’ye bakıldığında istismarın bu denli çoğalmasını devletin yanlış politikalarından ötürü olduğunu söyleyebilir miyiz?
 
Toplum nüfusunu 3’te birini çocuklar oluşturur ki; toplumun geri kalan 3’te ikisinin etkisi yönlendirmesi, öğretileriyle hayatını devam ettiren oldukça kırılgan ve büyüme döneminde gördükleriyle yaşadıklarıyla topluma katılan bireylerden bahsediyoruz. Yetişkinlerin her türlü ihmal ve istismara karşı çocuğu bu suçlardan koruyan, maruz kaldığı zamanda onaran etkin, onarıcı bir sistemin olması gerekir. Geçmişte olduğu gibi bugünde birey olarak kabul edilmeyen çocuklar için toplum üstü perspektife sahip bir politika yok maalesef. Türkiye’de geçmiş ve şimdiki iktidarın çocuğu koruyucu politikalar geliştirmediği gibi, böyle bir hedefinin de olmadığını hatta çocukla ilgili sağlık-eğitim-beslenme ve diğer tüm alanlara ilişkin ayrılan bütçenin dahi somut olmadığı, kısaca çocuğun yok sayıldığı, görünür olunmasının istenmediği bir zihniyet hakim.
 
“Cezaevlerinden çıktıktan sonra pişman olmuş ve artık düzelmiş bulunan hükümlüler ile karşılaşmayacağımız açık.  Aksine kadına ve çocuğa karşı şiddet faillerinin nede olsa cezası az deyip daha fazla cesaretleneceği açıktır.”
 
* İktidar özellikle son çıkardığı af yasasında çocuklar açısından büyük bir tehlikenin çanlarını çaldı… Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
İnfaz düzenlemesi ile kasten öldürme, cinsel suçlar ve uyuşturucu ve siyasi suçların kapsam dışı bırakıldığı söylendi. Ancak tehdit, hakaret, şantaj, fuhuş, yaralama gibi suçların failleri tahliye edildi. Bu tahliyeler ile topluma ve aile içine salınan failler kadınlar ve çocuklar için ciddi tehlike arz etmektedir. Kapalı kurumda hapis cezasının tek başına ıslah etmediğini,  suç işleyenleri kişiliklerine uygun eğitim öğretim ve çalıştırma yolları ile düzeltme ve kendilerini topluma tekrar yararlı bireyler haline getirme gibi hem insanca hem de toplumsal ilke ve amaçlara dayanan bir sistemimiz bulunmamaktadır. Cezaevlerinden çıktıktan sonra pişman olmuş ve artık düzelmiş bulunan hükümlüler ile karşılaşmayacağımız açık.  Aksine kadına ve çocuğa karşı şiddet faillerinin nede olsa cezası az deyip daha fazla cesaretleneceği açıktır.
 
* Son olarak Türkiye geneline bakıldığında tablonun daha kötü olduğuna tanık oluyoruz, bu tablo karşısında ne gibi tedbirler alınması gerekir?
 
2011 yılında yürürlüğe giren ‘Çocukların Cinsel Sömürü ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi)’, ‘İstanbul sözleşmesi’, ‘BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ gereği, Covid-19 salgını döneminde çocukları cinsel istismara ve suiistimale karşı korumak adına önlemlerin artırılması gerekir. Önlemleri uyumlu hale getirmek için ulusal ve yerel otoriteler, sivil toplum örgütleri ve özel sektör ile diyalog halinde olmaları, çocukları artan şiddet, ihmal ve suiistimal risklerine karşı yardım hatlarının çocuklar tarafından bilinmesinin sağlanması, bu hatların 24 saat aktif çalışır kılınması için insan kaynaklarına ve ekipmanlarının artırılması, ulusal seviyede çocuk cinsel istismarını engellemeyi amaçlayan farkındalık materyallerini yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca materyallerin dağıtmasını, ebeveynlere bu hususlarda destek sunmasını, tüm verilerin raporlanması gerekir.