Anneler Günü: 3 kadın, 3 hikaye, bir acı

  • 09:06 9 Mayıs 2020
  • Güncel
 
 
Safiye Alağaş
 
İSTANBUL - Gülperi, Bedriye ve Sultan, bu üç kadını bir haberde bir araya getiren mücadele, inanç ve çocuklarına olan özlem. Gülperi, yaşamını yitiren çocuklarının mezarını arıyor, Bedriye, büyük zahmetlerle cenazesine ulaştığı çocuğunun mezarı tahrip edilmesin diye çabalıyor. Sultan ise 20 yıldır cezaevi kapısında kızını bekliyor.
 
Mayıs ayının ikinci Pazar günü her yıl tüm dünyada Anneler Günü olarak kutlanıyor. Genellikle Rengarenk çiçek ve hediyelerle kutlanan bir gün olarak anılsa da, her anne için yarattığı duygu aynı değil. Ötekileştirme, hak ihlali, yasak, ırkçılık ve sınıfsal ayrımların yoğun olduğu ülkelerde Anneler Günü bir mücadele gününe dönüştü. Bugünü mücadele ve barış taleplerini daha yüksek sesle dillendiren başta Kürt annelerinin temel talebi çocuklarına sarılacakları barış ortamının oluşması.
 
Anneler Günü için hikayelerine yer verdiğimiz Gülperi Adar, Bedriye Tunç ve Sultan Bozkurt 3 ayrı hikaye ile ortak bir acıyı dile getiriyor. Mezarsız, tutsak çocukların anneleri onlar içleri buruk olsa da anneleri ve acılarını ayrıştırmıyorlar.
 
‘İkisinin de mezarı yok’
 
İlk hikayemizin kahramanı Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde yaşayan Gülperi Adar. İstanbul’a kızını ziyarete gelen ve salgından kaynaklı geri dönemeyen Gülperi, röportaj teklifimizi koronadan kaynaklı tedirginlikle kabul ediyor. Fiziki mesafemizi oluşturup başlıyoruz hikâyesini dinlemeye. Bir çocuğunu Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yitirdiğini bildiğimiz Gülperi, iki oğlunu kaybettiğini, “Ben ikisinin de mezarını görmedim. Cenazelerini hiç bulamadık” sözleri ile ifade ediyor. Nedim Adar 22 yıl önce, Serdeşt Adar ise 15 yıl önce Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne katılmış. Nedim’in nerede ne zaman yaşamını yitirdiğini bilmediklerini söyleyen Gülperi, “Serdeşt’in 8 yıl önce İran’da şehit düştüğünü duyduk. Ama nerede nasıl olduğunu hiç öğrenemedik. Cenazeye ulaşamadık. Evde çektirdikleri son fotoğrafları dışında başka hiçbir fotoğrafları yok. Derdi gören annedir. Böyle evlatlar yetiştirdiğim için başım dik, alnım açık. Ama bu acıyı da ben bilirim. Anneler bilir” diyerek duygularını dile getiriyor.  
 
‘Elimde bir tek fotoğraflar kaldı’
 
Çocuklarının yaşamını yitirdiğini duyduğu gün fotoğraflarını cüzdanında taşımaya başlayan Gülperi, “Mezarsızım. Bu fotoğrafları cüzdanımda taşıyarak avunuyorum. En azından birinin mezarı olsaydı ikisi oradaymış gibi ziyaret ederdim. Mezarları var mı? Yok mu? Onu da bilmiyorum. Varsa nerededir? Bu fotoğrafları mecbur yanımda taşıyorum. Elimde bir tek bu fotoğraflar kaldı” diye ifade ediyor. Sonra derin bir hüzne dalan Gülperi, Serdeşt’in gitmeden önce kendisi için yazdığı bir şiirden söz ediyor: “Gitmeden önce benim için bir şiir yazmış ve arkadaşına emanet etmiş. O gittikten bir yıl sonra elime ulaştı. Her yıl İstanbul’a geldiğim zaman kendimle getiriyordum. Ama bu gelişimde getirmeyi unuttum. Okuma yazmam yok. Çocuklara okutturuyorum bazen. Ama şu anda sözlerini hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey çok güzel ve anlamlı bir şiir. Cenazelerini görseydim belki biraz içim soğurdu. Yine de benim için fark etmiyor. Binlerce şehit ve mezarlarımız var. Ben dünyaya getirdim büyüttüm. Ama mücadele için evden ayrıldığı an ona dair söz hakkım bitmiş oluyor. Benim onlarda hakkım kalmıyor.
 
Mücadele ettiğimiz için güçlüyüz
 
Çocuklarımızın kemiklerinden bile korkuyorlar.  Çocuklarımızın mezarlarından bile korkuyorlar. Mezarlarımızı tanklarla yıkıyorlar. Buna kimin hakkı var. Allah bunu kabul eder mi? Bu büyük bir onursuzluktur. Ama ne yapalım bugün elimizden gelen tek şey çocuklarımızın mezarına sahip çıkmaktır. Kürt kadını bu ülkede her zorluğu gördü. Her türlü hakarete maruz kaldı. Ama yine de boyun eğmedik. Onurluyuz. Mücadele ettiğimiz için güçlüyüz. Mezarlarımıza sahip çıkacağız.”
 
‘Annelerin acısı bir’
 
Bütün annelerin ve özellikle Kürt annelerinin Anneler Günü’nü kutlayan Gülperi, son olarak şöyle diyor:  “Ben anneler arasında fark koyamıyorum. Çocuklarımı kayıp ettim ama yine de yapamıyorum. Asker annesi, polis annesi, tutsakların annesi hepsinin acısı aynı benim için. Annelerin acısı birdir. Onlarında yüreği çocukları için yanıyor. Bu ülkede hangi anneye kıymet verilmiş ki. Devlet hangi anneye kıymet vermiş. Anneler her gün coplanıyor, tekmeleniyor, hakarete maruz kalıyor. Eee kıymetleri var mı? Yok.”
 
Engellemelere rağmen çocuğunun cenazesini defnediyor
 
Bedriye Tunç’un oğlu Cemil Tunç 2014 yılında Kobanê’de DAİŞ’e karşı savaşmış. Daha sonra Diyarbakır’da sokağa çıkma yasakları başlayınca buraya gelir ve 2015 tarihinde Diyarbakır’ın Bağlar İlçesi’nde yaşamını yitirir. Aile cenazeyi uzun süre alamaz. DNA testinin sonuçlanmasının ardından 2016 tarihinde cenazesi ailesine verilir. Anne Bedriye oğlunu defnetmek için Erzurum Karayazı’ya götürürken ambulansla birlikte gitmek istiyor fakat polis tarafından izin verilmiyor. Yolculuk sırasında sık sık durduruluyor saatlerce bekletiliyorlar. Bedriye uzun bir yolculuğun ardından nihayet çocuğunu defnediyor. Bir süre oğlunun mezarının taşını yaptırarak üzerine bir yıldız çizdiriyor. Bir yıl sonra mezar taşı kırılıyor babası yıldız işaretinden dolayı Hafit’e örgüt propagandası yaptığı gerekçesi ile dava açılıyor. Yargılanıyor ve beraat ediyor. Ardından tekrar mezar taşını yaptırıyor. Bu kez de üzerindeki “Şehit” kelimesinden dolayı mezar taşını kırıyorlar. Aile yeniden mezar taşını yaptırıyor.
 
‘O ağaç illaki yeşerecek’
 
“Şimdi ne durumda” diye sorduğumuzda Bedriye şöyle cevap veriyor:  “Geçenlerde yine mezar taşını kırdıklarını öğrendik. Bu kez de ‘yanlışlıkla’ dediler. Nasıl yanlışlıkla olabilir ki? Mezar taşını kırınca ne değişiyor. Onların ruhu mücadele ediyor. Taşların yokluğu, mücadele ruhunu yok edemez. Bu ancak ne kadar zulümkar olduklarını gösteriyor. Ve bu zulümle, sonları Saddam gibi olur. Tarihte zulümkarların başına gelen örnekler çok. Biz her şekilde yaşamımıza mücadelemize devam ediyoruz. Mezarımıza da sahip çıkıyoruz. Salgın bittiği gibi gidip yeniden oğlumun mezar taşını yaptıracağım. O taşlar ne kadar çok kırılırsa o kadar çok güçleniyoruz. Bir ağacın yeşermesine engel olamazsınız. Ağacın dalını istediğin kadar kır illaki yeşerecektir. Bizde çocuklarımızın mücadelesini sahipleniyoruz. Eski Kürt değiliz. Baş eğmiyoruz. Direniyoruz. Haklı olduğumuzu biliyoruz. Biz bu kadar anne, acıları boşuna çekmedik. Elbet bir nedeni var. 
 
Beni çok severdi. Çok saygılıydı. Gitmeden iki gün önce banyo yapacaktı. Anne beni sen yıkar mısın dedi. Gideceğini bilmiyordum. Sen banyo yapacağın zaman benden kaçıyorsun. Ne oldu şimdi beni yıka diyorsun dedim. ‘Gel yıka’ dedi. Gittim yıkadım, saçlarımı tara dedi. Saçları da çok gürdü çok kısa da değildi. Saçlarını taradım. Dakikalarca saçlarını tarattırdı bana. O gittikten sonra neden bunları yaptırdığını anladım. Zaten ondan sonra küçük çocukları dahi yıkayamıyorum. Hep gözümün önüne geliyor. Çok çalışkan bir çocuktu. Okumak istemedi.”
 
‘Günlerce neden diye sordum’
 
Oğlu Agit İpek’in cenazesi kargo ile gönderilen Halise Aksoy’a değinen Bedriye şu ifadeleri kullanıyor: “Yüreğim sızladı. Bizim acımız bir. Oğlunun cenazesini dizlerinin üzerine koyan anneyi her saniye her dakika unutamıyoruz. Günlerce neden diye sordum kendime. Cenazelerimiz karşısında, mezarlarımız karşısında hatta mezar taşlarımız karşısında çıldırıyorlar. Ben yaşadığım sürece oğlumun yolundan şaşmayacağım. Mezar taşını yerde bırakmayacağım. Kırdıkça ben yeniden yaptıracağım. Başta Halise ana sonra da bütün annelerin anneler günün kutluyorum. Bu zulüm yıkılacak. Er ya da geç yıkılacak.”
 
‘Hiçbir Kürt annesi Anneler Günü’nü sevinçle karşılamıyor’
 
Beyaz Tülbentli Anneler’den Sultan Bozkurt aynı zamanda İstanbul Barış Anneleri İnisiyatifi’nde yer alıyor. Kızı Newroz Bozkurt 14 yaşında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırılmış. Newroz 20 yıldır cezaevinde. Sultan 20 yıldır cezaevi yollarında. Anneler gününün kendisi için hüzünle geçtiğini söyleyen Sultan, duygularını şu sözlerle ifade ediyor: “Kızım 20 yıldır cezaevinde benim için çok ağır. Erdoğan ‘Cennet annelerin ayaklarının altında’ diyor. Peki, cennet annelerin ayaklarının altındaysa biz anne değil miyiz? Biz insan değil miyiz? Bizde anne değil miyiz?  Anneler günü benim için hüzünlü geçiyor. Çünkü çocuğum yanımda değil. Hiçbir Kürt annesi için güzel geçmiyor. Çünkü çocukları ya cezaevinde, ya dağda, ya da şehittir. Yeni infaz yasasının herkesi kapsaması gerekiyor. Bizim çocuklarımız yasanın dışında bırakıldılar. Büyük bir ayrımcılık yapıldı. Bu ayrımcılıktan vaz geçsinler. Biz çocuklarımızın yaşamından endişe duyuyoruz. Düzenlemenin kapsamını genişletsinler. Bütün annelerin içi rahat etsin.”