‘Kadınları koruyacak fikir çalışmalarına geç kalmış değiliz’

  • 09:13 9 Mayıs 2020
  • Güncel
Dilan Babat 
 
ANKARA - İnfaz yasasını değerlendiren Kadın Dayanışma Vakfı avukatlarından Ceren Kalay Eken, kadınların bu dönemde rehavete kapılmaması gerektiğini belirtirken,  avukat Günçe Çetin ise kadınları korumak için fikir çalışmalarına geç kalınmadığını dile getirdi. 
 
Meclis Genel Kurul’da görüşülen ve resmileşen infaz yasasına ilişkin başta kadınlar olmak üzere toplumun tepkisi devam ediyor. CHP yasayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşırken, birçok kesim AYM’nin doğru bir karar vermesi için sosyal medyada eylem başlattı. İnfaz yasasının en fazla eleştirilen yanı ise kadın ve çocuğa yönelik şiddet, cinsel saldırı faillerinin serbest bırakılması ve siyasilerin kapsam dışına alınması oldu.
 
Kadın Dayanışma Vakfı avukatları Ceren Kalay Eken ve Günçe Çetin infaz düzenlemesine ve ardından yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Özel afta yapılması gereken kurallar var’
 
İnfaz yasasının anayasadaki düzenlemeye aykırı olduğunu ve düzenlemede ‘af’ kelimesinin hiç geçmemesine rağmen kısmi özel af içeren bir düzenleme olduğunu söyleyen Ceren, “Son dönemlerde alıştığımız torba yasalarla 11 adet kanunda değişiklik yapıldı. Adına af denilmedi ama birçok suç konusunda bunun TCK’deki karşılığı özel af oluyor. Özel affın da bir takım kuralları var. Milletvekillerinin beşte üçü ile kabul edilmesi gerekiyor Anayasa uyarınca. Bir de eşitlik olması gerekir hem Anayasadaki eşitlik ilkesi gereği böyle hem de anayasanın 90’lı yıllarda verdiği bir kararı da bunu söylüyor. Anayasa kararı ne diyor: ‘Farklı suçlardan mesela 10 yıl almış iki hükümlünün aynı infaza tabi tutulması gerekiyor.’ Fakat bu düzenleme ile yine ihlal ediliyor. Yine devlete karşı işlenen suçlar ve ‘terör suçları’ başkaca suçlar dışında bırakılmış ama hukukta çokta yerinde olan şöyle bir durum var. Kişilere işlenen suç değil devletin kendine yönelik suçları affetme özelliğine sahip olması gerekir. Bu da sürekli göz ardı ediliyor” dedi. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi'nin 56’ncı maddesi uygulanmıyor’
 
Toplumda kadınlar ve çocukların “zayıf halka” olarak görüldüğünü ve düzenlemede sanıkların yanı sıra mağdur açısından hiç düşünülmeyen bir düzenleme olduğunu söyleyen Ceren, “Pandemi döneminde kırılgan ve mağdur kesime yönelik düzenlemeler yapılması gerekirken, düzenlemenin içerisinde bizim sanık dediğimiz suçluları çıkarma ve burada da bir ayrıma gitme noktası var. Muhalif olan ve tepki gösteren herkes ‘terör’ adı altında mahkum ediliyor.  Dolayısıyla gazeteciler ya da muhalif olanlar içerideyken, maalesef cinsel saldırı eylemi ve yaralama suçundan yargılanan adli suçlular dışarı çıktı.  Bu da bizi hem endişelendiriyor hem de toplum vicdanını yaralıyor. Pek çok düzenleme var, bunlardan biri İstanbul Sözleşmesi. Onun da 56. maddesinde bu tarz durumlarda suçun failinin çıkma ihtimalinin mağdur olan kesime haber verilmesi gerektiği belirtilir. Bunların hiçbiri yapılmadı” diye ifade etti. 
 
‘Devletin bütün mekanizmaları yavaş işliyor’
 
Düzenleme ile birlikte çok sayıda kadının sivil toplum örgütlerini (STÖ)arayarak yardım talebinde bulunduğuna dikkat çeken Ceren, şöyle devam etti: “Dünya’da yapılan araştırmada 3 suçludan birinin dışarı çıkarken yeniden suça karıştığını da söylüyor. Çok ciddi bir risk var kadın ve çocuk eve hapsedilmişken bu erkeklerin eve teslim edilmesi risk taşıyor. Bizim imzaladığımız İstanbul sözleşmesinde devletin altına girdiği bir yükümlülük var. Devlet şiddette maruz kalan kişilere kendi organları tarafından engel olmak zorunda. Hem de üçüncü kişiler tarafından işlenen suçları önleme ve doğru cezalandırmayı yapmak zorunda. Buda devletin ciddi bir yüküm ihlalini gösteriyor. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’nin (ŞÖNİM)  çalışanlarında ciddi bir düşüş var. Devletin bütün mekanizmaları ciddi bir oranda yavaş işliyor. Bunun maalesef toplumdaki yansıması karakola başvurmak isteyen kadınlara ‘şu süreç bitsin öyle’ bir yaklaşım oluyor.  Mağdur kesime yönelik önlem alınması gerekirken, risk ve tehlike beş katına çıkarıldı. Buna ilişkin devlet bir şey yapmadı.” 
 
‘Siyasi otoritenin dönemi lehine kullanma çabası var’
 
Pandemi sürecinden kaynaklı kadın hareketi ve kendi meslektaşlarının da ciddi bir rehavete kapıldığını söyleyen Ceren,  hükümetin  ‘İstismara maruz kalan çocukların tecavüzcüsüyle evlendirme’ çalışmalarına devam ettiğini belirtti. Hükümetin süreci lehine kullanma çabasında olduğunu kaydeden Ceren, “Biz kadınların her zamankinden daha fazla çalışması lazım. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasaya sahip çıkmak ve bunu bağıra bağıra anlatmak zorundayız” diye ekledi. 
 
‘Suçu kesinleşmiş olanlar tahliye edildi’ 
 
Günçe Çetin, ‘cezası belli olana kadar kişi masumdur’ diye uluslararası bir ölçünün olduğuna dikkat çekerek, “Şimdi ise tutuklular içeride ve hükümlüler tahliye edildi bu insan haklarına aykırı bir durum.  Daha suçu kesinleşmemiş ve içeride olan insanlar dururken, suçu kesinleşmiş olanları tahliye ettin” sözlerini kullandı. 
 
‘Suçlar devlet eliyle onaylandı’ 
 
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan kesimlerin devletin sözleşmeleriyle özellikle de İstanbul Sözleşmesi ile korumak zorunda olduğunu kaydeden Günçe, düzenlemedeki maddelerin anlaşılmamasıyla birlikte insanların tedirgin olduğunu söyledi.  Bu durumun devlet eliyle uygulanan bir psikolojik şiddet olduğunu vurgulayan Günçe, “Kadına yönelik şiddet denilen bir suç yok ve bunlara dair nasıl analiz yaptınız. Dolayısıyla devletin bu infaz yasası ile birlikte tahliye etmek istedikleri bir kısım var ama henüz bilmiyoruz. Faillerin suçlarının devlet eliyle onaylandığını düşünüyorum. Bu dönem ile birlikte devlet, kadınlar, çocuklar, mülteci kadınlar ve LGBT’ler konusunda şiddetten yana taraflılığını direk ortaya koydu” şeklinde konuştu.  
 
‘Sokakta, adliyelerde değiliz’
 
Mart ayında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün açıkladığı verilerde ev içi şiddetin yüzde 38’lik bir artış gösterdiğinin bilgisini paylaşan Günçe sözlerine şöyle devam etti: “Pandemi dönemi ya da pandemi sonrası dönem olarak ayırmak istemiyorum. Yaz ayından bu yana baktığımız da ne aşamalardan geçtiğimizi görüyoruz. Nafaka değişikliğinin birden bire hortlaması ve karşı olarak kadın hareketi sayesinde sönümlendiği bir durum var. Çocuk evlendirmelerini sürekli bir koz olarak kullanılması, HSK genelgesi, infaz kanunu ve Diyanetin açıklamaları… Teknik olarak iktidarın ve patriyarkanın bir dönem ayrımı yaptığını görmüyorum. Kadın ve çocuk hareketinin bir tık arka planda olduğu görülebilir ama alanlarımız daha fazla daraldı.  Sokağa çıkamıyoruz, devlete gidemiyoruz, adliyelerde değiliz, basın sokakta yok.  Muhalif alanda sesini çıkaran insanlar sosyal medya hesabında tepkisini gösteriyor.  En son infaz yasasında çocukların tecavüzcüleriyle evlendirme yasasına ilişkin yasa tasarısını kadın hareketiyle püskürtüldü. Kadınlar bu endişeyle günlerce Meclis TV’yi izlediler.” 
 
‘Devletin tarafsızlık hakkı yok’
 
Kadınların bu süreçte her ne olursa olsun taleplerini dile getirmesi gerektiğini ve devlete sürekli baskı yapmak zorunda olduğunu söyleyen Günçe, “Devlete acil destek hattı aç, önlemlerini al demeye devam etmeliyiz.  Kadınlar eczanelere gidip ‘Maske 19’ dediğinde, eczanedeki görevli derhal polisi arayıp şiddete maruz kalan kadını koruyabilir. Fikir çalışmalarına geç kalınmış değil. Çok çeşitli talepler var. Yerellerden değil, merkez teşkilatlardan beklentilerimizi devamlı olarak dile getirmeliyiz. Devletin tarafsızlık hakkı yok. Devletin tarafı kadına yönelik şiddete kadına ve çocuk istismarlarında çocuktan yana olmalı. STÖ’ler, insan hakları savunucuları ile birlikte çalışmak zorunda ve bize sormak zorundadır ki biz alanı bize başvuran kadınlar açısından biliyoruz. Veri toplamalısın bu senin yükümlülüğün. Dezavantajlı grupların farkındalığa sahip olan memurlarla çalışmak zorundasın.  Bu talepleri devlete ve iktidara söylemek zorundasınız” diye konuştu.