Abdullah Öcalan: Ulusal kongre hayati önem taşıyor

  • 09:01 11 Mayıs 2020
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
İSTANBUL - Yıllardır Kürtlerin ulusal birliğinin önemine vurgu yapan PKK Lideri Abdullah Öcalan, 1994 yılında verdiği bir röportajda Kürtlerin ulusal birliğine ve KDP ile imzalanan protokole dikkat çekiyor.  Abdullah Öcalan cezaevinde yazdığı kitaplarında  da Kürtler arasında Demokratik Ulusal Kongre’nin hayati öneme sahip olduğunun altını çiziyor.
 
İmralı Adası Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 21 yıldır tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan, 27 Nisan günü ilk kez ailesiyle telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Zînê Wertê’deki gelişmeler nedeniyle Kürtlerin ulusal birliğinin önemine değinen Abdullah Öcalan, Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki son gelişmelere ilişkin ise 1982 protokolünü hatırlatarak, Kürtlerin savaşa değil, birliğe ihtiyacı olduğu vurgusu yaptı.
 
Abdullah Öcalan, ulusal birlik vurgusunu ilk kez yapmıyor. Cezaevinde bulunduğu 21 yıl boyunca her fırsatta Kürtlerin ulusal birliğine değinerek, bunun Kürtler için hayati önemi olduğunun altını çizdi. Ertuğrul Kürkçü ve Ragıp Duran ile 1994’te Özgür Gündem Gazetesi için Şam’da gerçekleştirilen röportaj sırasında Kürtlerin Ulusal Meclisi olması gerektiğini söylüyor. 
 
‘Protokolün işlerlik kazanması için adımlar atacağız ’
 
Abdullah Öcalan’ın verdiği röportajın ilgili bölümü şöyle: “Kürdistan çapında yine bir ulusal kongre gelişimi söz konusu olabilir. Özellikle diğer parçalarla birliktelik açısından, ulusal kongre fikri daha da gelişim gösterebilir, hatta bir kurumlaşmaya da kavuşabilir.” 
 
Abdullah Öcalan röportajın ilerleyen bölümünde, KDP’nin kullanılmak istendiğini belirterek şunları dile getiriyor: “Kürt yurtsever potansiyelini parçalamayı ve hükümete kanalize etmeyi amaçlayan, böyle girişim içinde olan bazı çevreler vardı. Güneyli bazı güçler kullanılmak istendi. Özellikle KDP kullanılmak istendi. Hatta Yekiti kullanılmak istendi. Biz buna şiddetle karşı çıktık. Bu özel savaşın kesinlikle bir tasfiye çabasının uzantısıdır. Bir savaş var; bu savaşta böyle uzantı rolünü oynamak son derece tehlikelidir. Bir Kürt ulusal demokratik birlikteliği, cephesi gelişmeli. Ama özel savaşa bulaşmış bir hükümetin veya bir partinin yolunu açmak, bu konuda bazı çabalar içinde olmak çok tehlikelidir. Kaldı ki onların da politika yapmalarının önünü ardına kadar açmışız. Ama hiç olmazsa saygılı olmayı bilelim. Varsan biraz ulusal demokratik işler yapmaya, biz seni destekleyelim. Bazı gerçekleri görerek, tutum belirleme içinde olmalarını bekliyoruz. Bozulmamış bir protokol ve bunun işlerliğe kavuşması için de birtakım adımlar atacağız.”
 
‘Ulusal varlığını koruma ve özgür kılma mücadelesi’
 
Cezaevinde yazdığı 5 ciltlik savunmasının 1. cildi olan “Uygarlık” isimli kitabında Kürtlerin ulusal gerçekliğine dikkat çeken Abdullah Öcalan şunları söylüyor: “Kürtlerin gerek kendileri ile komşuları arasında, gerekse küresel çapta anlamlı bir diplomasiye şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Varlıklarını korumada ve özgürlüklerini sağlamada olumlu diplomatik faaliyetlerin büyük rolü vardır. Yakın dönemde, kapitalist modernite sürecinde belki de dünyada en çok diplomatik oyunlara kurban edilen halk Kürtler olmuştur. Kürt ulusal gerçekliği zıt yönlü iki eğilim içinde kendini var kılmaya ve özgürleştirmeye çalışmaktadır. Bu eğilimlerden birincisi, sömürge ötesi bir statü altında kapitalist modernite kaynaklı istila, işgal, imha, tenkil, tedip, asimilasyon ve soykırımlara kadar varan yöntemlerden oluşan tasfiye etme, ulus olmaktan çıkarma, özgür ulusal toplum haline gelmekten alıkoyma ve sonuçta yok etme eğilimidir. Bu eğilimde dikkat edilmesi gereken temel husus Yahudi, Kızılderili ve Ermeni soykırımları gibi fiziksel yanı ağır basan soykırımlardan ziyade, görünüşte Kürtlük yaşıyormuş ve kendisine dokunulmuyormuş izlenimi veren sahte Kürtçü ve bol hainli gruplarla meşrulaştırılmış bir kültürel soykırım yönteminin uygulandığıdır. İkinci eğilim, birinci eğilime karşı kendiliğinden veya onunla birlikte bilinçli, örgütlü ve eylemli olarak yürütülen Kürt ulusu olarak var olma, varlığını sürdürme ve bu varlıkla birlikte onun bütün parçalarının bütünleştirilmesi ve özgürleştirilmesi, böylelikle özgür Kürt ulusal toplumunun inşa edilmesi eğilimidir. Çağdaş Kürt kimliğinde bu iki eğilim zıtlık halinde bulunmaktadır. Öldüren, yaşamı her geçen gün ortadan kaldıran ve anlamsızlaştıran eğilimin mi, yoksa yaşamı var kılan, bütünleştiren anlamlı ve özgür yaşam eğiliminin mi üstünlük sağlayacağı aralarındaki mücadeleyle belirlenecektir. Ulusal varlığını koruma ve özgür kılma mücadelesi diyebileceğimiz son iki yüz yıldır devam eden bu çağdaş süreci, Kürt kültürel varlığının ideolojik, askeri, siyasi, sosyal, ekonomik ve diplomatik alanlarda verdiği, vermekte olduğu ve vereceği, ölümüne bir direnişi esas alan özgürlük ve demokrasi güçlerinin kapsamlı strateji ve taktiklerle yürüteceği mücadele belirleyecektir.”
 
‘Demokratik ulusun önemi’
 
Abdullah Öcalan, savunmanın 5’inci cildi olan ‘Demokratik Ulus Çözümü’ isimli kitabında da Kürtler için demokratik ulusun önemine değiniyor. 19. ve 20.  yüzyılda Ortadoğu’nun parçalanmasında ve kapitalist sistemin hegemonyası altına alınmasında Kürtlerin kurbanlık rolü oynadığını dile getiren Abdullah Öcalan şöyle devam ediyor: “Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının en trajik kurbanları olmuşlardır. Ortadoğu ulus-devlet diplomasisinde Kürtlere biçilen rol hep piyonluk olmuş ve bu durum çok ağır sonuçlar doğurmuştur. Kürtler soykırıma varan acı tablolarla karşılaşmışlardır. Bunda şüphesiz Kürt işbirlikçileri kadar Kürt direnişlerinin modern yöntemlerden kopukluklarının da önemli payı vardır. Hem konjonktürel hem de sınıfsal açıdan birleşik bir Kürt ulus-devletinin şansının az olduğu göz önüne getirildiğinde, bu amaçla yürütülen diplomasilerin çözümleyici şansının oldukça az olduğu görülecektir. Son iki yüz yılda bu amaçla yürütülen faaliyetlerden başarılı sonuç alınmadığı bilinmektedir. Kürt sorununun doğası bu tür faaliyetlerin başarılı olmasına elvermemektedir. Kürtlere ilişkin ulus-devlet diplomasisi çözümleyici değil tıkayıcı, Kürdistan parçaları arasında çelişkiyi arttırıcı ve düşman ulus-devletlere açık davetiye çıkaran birçok olumsuz role tanıklık etmiştir.”
 
‘Demokratik ulus diplomasisi Kürtler arasında ortak bir platform geliştirir’
 
Yeni bir diplomasiye, demokratik ulus diplomasisine şiddetle ihtiyaç olduğuna işaret eden Abdullah Öcalan, “Demokratik ulus diplomasisi, öncelikle parçalanmış ve farklı çıkarlar etrafında bölünmüş Kürtler arasında ortak bir platform geliştirmek durumundadır. Kürtlerin en çok ve şiddetle ihtiyacını duydukları bu platform, diplomatik faaliyetlerin merkezine oturmak durumundadır. Diğer bütün diplomatik faaliyetler, özellikle her örgütün kendi başına ve çıkarına göre geliştirmek istediği diplomatik faaliyetler şimdiye kadar görüldüğü gibi faydadan çok zarar getirmiş, daha çok Kürtler arasındaki parçalanmaya, bölünmeye ve çatışmalara diplomasi faaliyetidir. Diplomasi devletler arasında yaşanan savaşlar öncesindeki faaliyet biçimlerini tanımlamaktadır. Ulus-devletlerin tarihindeki savaşların hazırlık safhası olarak da değerlendirilebilir. Tarih boyunca her türlü topluluk birimleri arasındaki komşuluk ilişkilerinin geleneksel ifade ediliş biçimlerinin belli ritüelleri vardır. Bunlara yüksek değer biçilir. Demokratik ulus geleneğiyle tekrar toplumlar arasında daha çok barış ve dayanışmanın, yaratıcı alışverişlerin aracına dönüşen diplomasi esas olarak sorunların çözümüyle uğraşır. Demokratik ulus diplomasisi savaşların değil, barışın ve yararlı ilişkilerin aracıdır. Bilge insanların rol oynadığı ahlaki ve politik değeri yüksek bir misyonu ifade eder. Özellikle komşu halklar ve akraba topluluklar arasındaki dostane ilişkilerin, karşılıklı yarar getiren süreçlerin geliştirilmesi ve sürdürülmesinde önemli rol oynar. Ortak toplumsallıkların, daha üst seviyede toplum sentezlerinin inşa gücüdür” ifadelerini kullanıyor. 
 
‘Hiçbir örgüt hiçbir gerekçeyle bu hayati görevleri erteleyemez’
 
Kürtler arasında bütünsel bir diplomasiyi geliştirmenin temel ulusal bir görev olduğunun vurgulayan Abdullah Öcalan şöyle devam ediyor: “Bunun için Demokratik Ulusal Kongre’yi kurup işlevselleştirmek Kürt diplomasisinin en hayati görevidir. Demokratik Ulusal Kongre hem tüm Kürt örgütleri ve şahsiyetlerinin temel hedefi olmalı, hem de Kongrenin bir an önce kurulmasıyla ona dayalı tek ağızdan konuşan, tek politikası olan, kurumlaşmış bir Kürt diplomasisi gerçekleştirilmelidir. Hiçbir örgüt hiçbir gerekçeyle bu hayati görevleri erteleyemez, savsaklayamaz. Bu görevleri sürekli erteleyenler ve savsaklayanlar farklı kişisel ve örgütsel çıkarlar peşinde koşanlardır. Tarihte bu tip zihniyetler ve kişiliklerin yol açtıkları büyük felaketler ve zararlar iyi bilinmektedir, bilinmek durumundadır. Irak Kürt Federe Devletine dayalı diplomasi önemli olmakla birlikte, bütün Kürtlerin ihtiyacını karşılayamaz. Bu devletin ne bu ihtiyaca cevap verecek yeteneği vardır ne de koşulları buna müsaade eder. Bütün Kürtlerin ihtiyacına cevap verecek diplomasi ancak Demokratik Ulusal Kongre’ye dayalı olarak geliştirilebilir. Dolayısıyla öncelikli görev Demokratik Ulusal Kongre’nin toplanması ve kalıcı bir genel bütünleyici ulusal demokratik örgüt olarak ilanıdır.”
 
Demokratik Ulusal Kongre’nin temel görevleri şöyle sıralanıyor:
 
“*Demokratik Ulusal Kongre kalıcı bir örgüt olmalıdır. Ulusal demokratik her sınıf ve tabakadan uygun bileşimle kişiler ve örgütlerin temsili sağlanmalıdır. Bunda nüfus ve parçaların rolü, mücadele azim ve kararlılıkları göz önünde bulundurulmalıdır.
 
*Kongre daimi bir icra yani Yürütme Konseyi seçmelidir. Yürütme Konseyi bütün Kürtlerin pratik-politik ilişkilerinin yürütülmesinden sorumlu olmalıdır. İç ve dış diplomatik faaliyetler, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler Konseyce kurumsal olarak yürütülmelidir.
 
* Bütün örgütler öz savunma güçlerini ortak bir Peşmerge örgütünde birleştirmeli, ortak Halk Savunma Güçleri Komutanlığı kurulmalıdır. Her örgütün gücü oranında öz savunma güçleri üzerinde belli bir inisiyatifi olmalıdır.
 
* Konseye bağlı Dış İlişkiler Bürosu veya Komitesi, başta Kürtlerin bağlı yaşadığı ulus-devletler olmak üzere diğer tüm devletler ve sivil toplum güçleriyle ilişkilerden tek başına sorumlu olmalıdır.”