HAKİM: TCK hayvana yönelik şiddeti suç olarak kabul etmiyor

  • 09:05 12 Mayıs 2020
  • Güncel
Şehriban Aslan-Zeynep Turgut
 
DİYARBAKIR - HAKİM aktivistleri hayvanlara yönelik işkencenin cezasızlık ile ödüllendirilmesine ilişkin sorularımızı yanıtlayarak, “5199 sayılı ‘Hayvanları Koruma Kanunu’, hayvana yönelik şiddeti Türk Ceza Kanunu’na göre yargılamıyor. Yani suç olarak kabul etmiyor. Hayvana karşı işlenen suçlar ne yazık ki mevzuata göre Kabahatler Kanunu’na göre cezalandırılıyor ve kabahat kabul ediliyor” dedi.
 
Ülkede yıllardır süren en büyük sorunlardan biri olan hayvana yönelik şiddete karşı hükümet caydırıcı önlemler almıyor. Faillere yönelik caydırıcı cezaların getirilmemesinin de suçlulara büyük cesaret verdiğini, hayvanlara yönelik işkence haberlerinde görmek mümkün. Aktivistler, yıllardır hayvanlara yönelik işkenceye tepki gösterirken, kısıtlı da olsa getirilen cezaların uygulanmadığını kaydediyor. 
 
Hayvan Hakları İzleme Komitesi'nden (HAKİM) Aslı Alpar, Öykü Yağcı ve Fatma Biltekin hem hayvanlara yapılan işkenceleri hem de suçlular hakkında var olan yasaların uygulanmamasına dönük sorularımızı yanıtladı.
 
* Son süreçte Türkiye’de birçok yerden hayvanlara eziyet, işkence ve katliam haberleri geliyor. Geçtiğimiz günlerde de Ankara’da B. isimli şahıs eşeğe işkence görüntülerini çekip sosyal medyada paylaşmıştı. Hayvanlara yönelik şiddetin bu kadar olağanlaşmasının nedeni nedir?
 
Aslı Alpar: Araştırmalar toplumda şiddetin her alanda arttığını gösteriyor. Bunun birçok sebebi olabilir ancak hayvana yönelik şiddetin artmasının en temel motivasyonlarından biri olarak cezasızlığı işaret edebiliriz. 5199 sayılı ‘Hayvanları Koruma Kanunu’, hayvana yönelik şiddeti Türk Ceza Kanunu’na göre yargılamıyor yani suç olarak kabul etmiyor. Hayvana karşı işlenen suçlar ne yazık ki mevzuata göre Kabahatler Kanunu’na göre cezalandırılıyor ve kabahat kabul ediliyor. Bu suçların karşılığı da idari para cezası, caydırıcılığı yok. Cezasızlık tüm suçlarda olduğu gibi hayvana yönelik suçlarda da artışın önemli bir sebebidir. Bu sebeple biz hayvan hakları savunucuları, hayvanın vücut bütünlüğünü ve yaşam hakkını ihlâl eden basitten nitelikliye tüm fiillere ertelemesiz, indirimsiz hapis cezası yaptırımı getirilmeli diyoruz.
 
Öykü Yağcı: Bunun bir nedeni de sosyal medyanın çelişkili etkisi olabilir. Ne yazık ki hak ihlallerinin çoğu, sosyal medyada gündem olmadığı takdirde dikkate alınmıyor. Gündem olması için de ihlallerin görünür olması ve pek çok kişinin paylaşması gerekiyor. Ancak işkence görüntüleri defalarca paylaşıldığında, bu kez aynı şiddeti her seferinde yeniden yaygınlaştırılmış oluyoruz. Bu da bu şiddetin ve yaşatılan travmanın normalleştirilmesine, kanıksanmasına ve bir süre sonra önemsizleşmesine neden oluyor. Ardındaki temel sorunların gizlenmesine neden oluyor.
 
‘Hayvanlara farklı şiddet vakalarını kınıyoruz’
 
Ek olarak, bu şiddetten zevk alabilecek veya bu fiilleri örnek alabilecek kişilere de ister istemez koz verebiliyoruz. Bu tür paylaşımlarda hayvanların can çekiştiği görüntüleri paylaşmaktansa durumu, mevcut çarpıklığı, cezasızlık düzenini ve hapis cezasına dair yasal düzenlemelerle ilgili taleplerimizi dile getirmekte, tartışmakta fayda görüyoruz. Çünkü her geçen gün toplumsal duyarlılığı artırmayı ve değişimi hedeflerken farklı bir şiddet vakasını kınıyoruz. Ertesi gün başka bir ihlalle öncekini unutuyoruz. Oysa bu kökü çok daha derinlerde olan, dallı budaklı ve geniş katılımlı mücadele gerektiren bir sorun.
 
Fatma Biltekin: Türkiye çok uzun zamandır toplumsal olarak bir çöküş içinde. Maalesef ki her alanda toplumsal baskı ve şiddetin arttığını görüyoruz. Medyanın her gün farklı bir ‘ötekiyi’ hedef göstermesi ve kullandığı dil nefreti gün be gün pekiştiriyor. 2016 yılında el konulan yasaklı ırk sayısı 40 iken bu sayının 2019 yılında 2 bin 245’e çıkmış olmasının medyanın bu köpekleri canavar olarak tasvir etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Sokak hayvanları da medyanın çoğu zaman hedefinde oluyor. Her yerinden şiddet fışkıran bu cinnet toplumunda failler tabi ki en savunmasız olanı yani hayvanları hedef alıyor. Cezasızlık faillerin daha kolay suç işlemelerini sağlıyor. Başlarına bir şey gelmeyeceğinden o kadar eminler ki bir hayvana işkence ederken bunu kayıt altına alıp insanlar ile paylaşabiliyorlar. 
 
* Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ocak ayı hayvan hakları ihlalleri raporuna göre hayvanlara yönelik en az 48 bin 348 yaşam hakkı gaspı yaşandı. Bu veriler bize neyi gösteriyor?
 
Aslı Alpar: Sayı olarak dahi söylemesi zor olsa da her birinin tıpkı insanlar gibi yaşamak isteyen, bilinçli canlılar olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu sayıların eksik olduğunu da söyleyelim, ilgili bakanlıkların ve kurumların düzenli açıklaması gerektiği halde açıklamadığı sayılar var. Bu haliyle dahi durum ortada, insan türü açıkça hayvan türüne karşı bir savaş açmış durumda. Hayvanların haklarının insan üstünlüğü ideolojisine yenildiği türcü bir toplumun sonucu…
 
Fatma Biltekin: Bu eksik veriler bile bize hayvanların sonu olmayan bir soykırım yaşadıklarını gösteriyor. Dünyada her yıl 150 milyardan fazla hayvan eti için öldürülüyor, bu gerçekten akıl alır gibi değil. Dostlarla oturulan bir masanın etrafında özgürlüklerden, aşktan, hayattaki inceliklerden bahsederken,  tabaklarda bizler gibi yaşamak isteyen bir canlının ölü bedeninin duruyor olması çok anormal olmalıyken, neredeyse bütün dünya için bu güzel bir rutin. Gerçek adalet dil, din, ırk, cinsiyet, tür ayırmamalıdır.  
 
* Hayvan hakları için mücadele eden hak savunucuları yıllardır etkin bir yasanın gelmesi için uğraşıyor ancak hayvanlara yönelik işkenceden yargılananlar yalnızca “Kabahatler Kanunu”ndan para cezasına çarptırılıyor. Bu, cezasızlığı nasıl etkiliyor?
 
Fatma Biltekin: Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılından beri yürürlükte. 2020 yılı itibariyle bir sokakta yaşayan bir hayvana tecavüz, işkence etmenin cezası 947 TL, sokakta yaşayan bir hayvanı öldürmenin cezası bin 902 TL’dir. Eğer hayvan birinin sorumluluğunda ise failler, mala zarar, malın değerini düşürmek, hırsızlık gibi suçlardan dolayı açılan davalarda 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile yargılanıyor. Türkiye’de 2 yılın altındaki cezalar idari para cezasına çevrilebildiği için failler serbest kalıyor. Bu cezaların failler için bir caydırıcılığı yok. Bir kaç sene önce Adana’da ‘Savaş Güven’ isminde bir şahıs ağaçlık alanda hayvanlara su koyan kişileri hayvanları zehirlemekle tehdit ediyor. Tam olarak şu cümleleri kuruyor,  ‘Burada 1 ay sonra bir tane köpek bulamazsınız, hepsini zehirlerim. Köpeklerin ölüm parasını da öderim, 3 bin lira cezası var.’ Böyle bir durumda biz bu yasanın hayvanları koruduğunu söyleyemeyiz hatta bu cezasızlığın failleri teşvik ettiğini bile söyleyebiliriz.
 
‘Bu yetersiz cezalar bile uygulanmıyor’
 
Bir diğer konu ise bu yetersiz cezaların bile uygulanamaması. Yasa 16 yıldır yürürlükte, 16 sene içinde yasa uygulanmış olsaydı hayvanlar adına başka şeyler konuşuyor olabilirdik. Bir idari para cezası kestirebilmek için bile defalarca yazışma yapmak gerekebiliyor. Darbe girişiminden sonra bir kişi 5 yıldır baktığı ‘Kınalı’ isimli koyunu Cumhurbaşkanı için Taksim Meydanı’nda kurban etti. Kişinin Hayvanları Koruma Kanunu'na ve hayvan refahı ve kesimi ile ilgili mevzuata muhalefet ettiği için toplam 10 bin liraya kadar idari para cezasına çarptırılması gerekiyordu. Milletvekilleri soru önergeleri verdi, hayvan hakları aktivistleri sayısız başvuru yaptı. Özellikle geçen sene kasım ayında kaybettiğimiz, HAKİM'in kurucusu, yoldaşımız Burak Özgüner bu mesele ile çok uğraştı. Emniyet şahsı bulamadığını söyledi, oysa kişinin Facebook hesabından çalıştığı yer çok kolay tespit edilebiliyordu. 10 bin TL’lik cezayı kestirmek için 2 seneye yakın uğraşıldı ancak bir sonuç alınamadı.
 
‘Hayvana bakış değişmedikçe ölümler bitmez’
 
Özellikle yasadaki hayvanlar lehine olan maddeler bir türlü işlemiyor. Belediyeler görevlerini yerine getirmiyor, sokak hayvanları alındıkları yere bırakılmıyor, barınakların durumu içler acısı. Eğer yasa uygulansaydı sokak hayvanlarının yaşadıkları sorunlar çoktan çözülmüş olacaktı. Burada meselenin temelinde sorun var. 2004’ten önce ‘itlaf ekipleri’ vardı ve bu ekipler sokak ortasında hayvanları zehirleyip öldürürlerdi. 2004’te yasa çıktı ve belediyelerin hayvanları zehirlemesi yasaklandı ancak ekipler değişmedi. Bir gün önce hayvanları öldüren kişilerden bir gün sonra bu hayvanların haklarına saygılı olmaları istendi. Tabi ki hayvan ölümleri durmadı, değişen tek şey ölümlerin artık sokakta değil, insanların görmediği dağ başlarında yaşanıyor oluşuydu. Hayvana bakış değişmediği sürece de bu ölümlerin bitme ihtimali yok.
 
* Öte yandan koronavirüs salgınından dolayı yurttaşlar uzun süredir evlerinde karantinada. Sokak hayvanları hem korumasız hem de bir şiddete ve açlığa daha açık hale geldi. Hükümetin bu konuda bir önlem almamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda çalışmalarınız var mı?
 
Aslı Alpar: Pandemi önlemleri kapsamında alınan sokağa çıkma yasağı gibi tedbirler bir ölçüde hayvanlar için iyi de olmuş olabilir. Türcü ve doğa düşmanı bir şekilde planlanan şehirlerde trafik kazaları hayvanların her gün ölüm sebebi oluyordu. Sokağa çıkma yasakları ile kentlerdeki insan istilasını, trafiği haliyle de trafik kazaları nedeniyle yaşanan hayvan cinayetlerini bir nebze azaltmış olabilir. Diğer yandan hayvanların sağlıklı gıda ve içme suyuna erişimi her zaman sorun çünkü hayvanları korumakla yükümlü yerel yönetimler görevlerini yapmıyor. Hatta kentlerde hayvan severler tarafından beslenen hayvanları alıp beslenemedikleri ormanlık arazilere terk ediyor bazıları… Özetle bu zaten pandemi öncesinin de sorunu ve pandemi ile yeni bir boyut kazandı.
 
Öykü Yağcı: Sorun sadece sokakta yaşayan hayvanlarla da sınırlı değil. Bu süreçte hem sokaktaki hayvanlar hem de esaret altındaki hayvanlar için çağrıda bulunduk. Petshoplar, hayvanat bahçeleri, yunus parkları, hayvan bakımevleri gibi ticari tesislere hapsedilmiş farklı türlerdeki hayvanların sağlık durumu ve bakım süreci hakkında hiçbir bilgi edinemedik. Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere il bazında da yetkili kurumlara ve sorumlu işletmelere resmi yollarla ve sosyal medya üzerinden hayvan hakları savunucuları olarak defalarca sormamıza rağmen hiçbir yanıt alamadık. Salgın sürecinde esaret altındaki hayvanlara dair en büyük krizlerden biri bana göre bu oldu. Bu anlamda tek olumlu adım, hayvan besleme ve gezdirme amacıyla dışarı çıkması gereken kişilerin sokağa çıkma yasağı kapsamı dışında bırakılması oldu. Bu da zaten olması gerekendi. Bunun dışında doğal yaşam ortamlarının dışında tutsak edilen pek çok hayvan, oluşan kaosta görmezden gelindiği ya da umursanmadığı için daha korunmasız ve savunmasız bırakıldı.