'Çocuklara kaygı ve korku hissettirilmemelidir'

  • 09:07 13 Mayıs 2020
  • Güncel
Beritan Canözer
 
DİYARBAKIR - Psikolog Berfin Zelal Kabak, ebeveynlerin çocuklarına kaygı ve korkuyu hissettirmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu çocuklarda kalıcı etkiler yaratır. Aynı zamanda telefon, tablet, bilgisayar gibi araçlardan da uzak tutulması gerekir. Çocuklarla ev içi aktiviteler artırılmalı" dedi.
 
Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınına karşı tüm dünyada mücadele sürüyor. Salgından korunmak için toplum ev izolasyonuna geçerken, hükümetler ise çocukları salgından korumak için eğitime ara verdi. İzolasyon sürecinde evden çıkamayan çocukların evde yaşadıkları sorunlar, salgının ve izolasyonun çocuklarda yarattığı etkiler ve ebeveynlerin çocuklarını nasıl koruyabileceğine ilişkin Psikolog Berfin Zelal Kabak değerlendirmelerde ve önerilerde bulundu.
 
'Kaygı ve korkuları görmezden gelinmemeli'
 
Yaşanılan bu zorlu süreçten geçerken yetişkinler kadar çocukların da olan bitenlerden fazlasıyla etkilendiğini belirten Berfin, "Bu durumu uygun bir dille anlatmalıyız çünkü her yaş grubu çocukların vereceği tepkiler farklı olabilir, aynı zamanda çocuğun mizaç özellikleri de bu durumu verecek olan tepkiyi etkileyebilir. Çünkü her zaman alışık oldukları durumlar yani okula gitme, arkadaşlarıyla oyun oynama durumları, dışarıda zaman geçirme isteği bunun yerini; sürekli evde kalma, dersleri online bir şekilde takip etme, arkadaşlarıyla online telefon görüşmeleri gibi faktörler çocukları psikolojik açıdan etkileyecektir. Ebeveynler ilk olarak çocukların kaygı ve korkularını anlamak ve buna yönelik ve çocukların anlayabileceği bir dilde konuşma yapmaları daha sağlıklı olacaktır. ‘Büyüdün sen neden korkuyorsun’, ‘ bir şey yok’ gibi söylemlerle çocuğun kaygı ve korkularını görmezden gelmek çocuğun kafasını karıştırır ve bu anlamda kaygı ve korkuları daha fazla artabilir" sözlerine yer verdi.
 
'Kötü haberler çocukta kaygı yaşatır'
 
Ebeveynlerin yaşadığı kaygı ve korkuyu çocuklara yansıtmaması gerektiğinin altını çizen Berfin, ebeveynlerin daha güven verici olması gerektiğine işaret etti. Berfin, "Aksi takdir de ebeveyn bir şey sakladığı zaman çocuğun güven duygusu sarsılabilir. Aynı zamanda hepimizin evde kalmak zorunda olduğu bu süreçte nasıl ki evde sıkıldıysak, çocuklar da bizden daha fazla sıkılacaktır; bu anlamda sürekli televizyon başında vakit geçirmeleri ya da kötü haber izlemeleri de çocukları çok yönlü etkileyebilir. Ve çocuklar da kaygıyı arttıracak en önemli bir diğer kavram da belirsizliktir. 'Arkadaşlarımı özledim, dışarı çıkmak istiyorum, sıkıldım' gibi sözcükler çocuklardan duymamız çok normaldir bu yüzden süreci uygun bir dille, kaygı ve korkularınızı çok fazla belli etmeden çocuklara aktarmanız bu anlamda sağlıklı olacaktır" diye belirtti.
 
'Çocuklarınızla yemek ve egzersiz yapın'
 
Ebeveynlerin öncelikle bu süreçte çocukların bazı davranışlarını gözlemlemesi gerektiğini söyleyen Berfin, ağlama, hırçınlaşma, kaygı, belirsizlik, sıkılma gibi belirli davranışlarla karşılaşılabileceğini kaydetti. Berfin, özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ya da otizm, zihinsel yetersizliği olan çocukların evde kalma ile hareketliliklerinde ve saldırgan davranışlarında artış olabileceğini ifade etti. Berfin, "Sürekli teknolojik aletler başında zaman geçirme, altını ıslatma, sürekli yemek yeme ya da yememe  gibi davranışlar görülebilir. Ebeveynler bu durumda özellikle tek çocuksa ya da yaşıtı bir kardeşi yoksa çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimi açısından  anne ve baba evde belirli aktiviteler yapabilir. Aile içi iletişimi güçlendirmek adına grup oyunları oynanabilir. Evde kitap okuma etkinliği yapılabilir, ebeveynle beraber sohbet eden çocuk gelişim açısından daha özgüvenli bir birey olacaktır.  Her şeyden önce çocuğa model olmak çok önemlidir, beraber uyuyabilir, beraber yemek yapabilir, beraber egzersiz yapabilirler" dedi.
 
'İnternet oyunları ve videolar gelişim açısından sağlıksız'
 
Berfin, ebeveynlerin çocuklarını başından savmak için ellerine telefon, tablet, bilgisayar vermemesi gerektiğine vurgu yaparak, "Sürekli tablet, bilgisayar oyunları, televizyon izlemek gibi alışkanlıklar elbette ki sağlıklı olmayacağı gibi çocukların daha çok içine kapanmalarına bir etken oluşturuyor. Bu da çocuğun bilişsel ve fiziksel gelişimi açısından sağlıklı değildir. Çünkü aileler, izlenen videoların içeriğine bile bakmıyor ve çocuğunun ne izlediğini çoğu ebeveyn takip etmiyor. 'Aman ağlamasın, yaramazlık yapmasın, soru sormasın da' gibi yaklaşıp eline telefonu verdiğimiz çocuklar, diğer çocuklara göre her yönden daha sağlıksız çocuklar oluyorlar. Bu anlamda ebeveynler çocuklara model olup sosyal araçlarla zaman geçirme süresini gün içerisinde belirli aralıklarla en fazla 1 ya da 2 saat tutması daha sağlıklı olacaktır. Çünkü bu çocukta pekiştireç halini aldığı için bir süreden sonra alışkanlığa dönüşecektir" ifadelerini kullandı.
 
'Ev düzeni kurulmalı'
 
Her şeyden önce rutin düzenin korunması gerektiğine değinen Berfin, sosyal ağlardan bilgi edinmenin önemli olduğunu ancak planlı bir şekilde, aile içi iletişim anlamında belirli bir saat olması gerektiğini ve o saatte belirli aktiviteler yapılabileceğini söyledi. Ev içi belirli düzen kuralları olması gerektiğini aktaran Berfin, “Örneğin; belirli saatte akşam yemekleri olmalı ya da belirli saatlerde kitap okuma saati olması ebeveyn –çocuk ilişkisinin gelişmesi anlamında önemli rol oynar” dedi. 
 
'Çocukların geleceği düşünülerek hareket edilmelidir'
 
Berfin, son olarak şu ifadelere yer verdi: "Son olarak bunun sadece bir süreç olduğunu ve geçici olduğunun bilinmesinde fayda var. Salgın sonrasında çocuklarda kalıcı psikolojik sorunlar bırakmaması açısından örneğin; çocuk bu süreçte sürekli el yıkama alışkanlığı ediniyor ve bu aşırı olduğu zaman salgın sonrasında obsesyon (takıntı) gibi psikolojik rahatsızlıklarla karşılanması söz konusu olabilir. Aynı zamanda her çocuğun bu sürece verdiği tepkiler farklı olabileceği gibi bazı çocuklar aşırı kaygı ve korku yaşayabilir. Bazı çocuklar daha soğuk kanlı bir davranış sergileyebilir. Aşırı kaygılı çocuklarda; süreçten sonra panik bozukluk, obsesyon, ankisiyete bozukluğu gibi semptomlar görülmesi olağandır. Bu yüzden bu kaygı seviyesini en aza indirmek adına ebeveyn-çocuk ilişkisi arasındaki iletişim, anne ve babanın bu sürece verdiği tepki çok önemlidir. Aile içi oyun zamanları, her yaş grubu çocuklar için özel olarak belirlenmelidir. Çocukların geleceğini düşünerek hareket edilmelidir."