Menice Gülmez: Kadınlar sömürü aracı olarak kullanılıyor

  • 09:06 11 Haziran 2020
  • Güncel
Hikmet Tunç
 
VAN - Günümüz şartlarıyla dinin çeşitli emellere alet edilip özellikle kadınların sömürü aracı olarak kullanıldığını söyleyen İnsan ve Özgürlükler Partisi’nden Menice Gülmez, “Yıllarca bize öğretilen bir dini yaşamaya çalıştık. Oysa dinimizde öyle bir zorlama yoktur” dedi.
 
Dünyanın her yerinde kadınlar şiddetin her türlüsüne maruz bırakılırken, Ortadoğu ve Türkiye’de ise bu şiddet dini argümanlarla meşrulaştırılıyor. Buna itiraz eden kadınlar ise tarihten bu yana “cadılaştırılarak” toplumdan dışlanıyor, şiddete gerekçe yapılıyor. Kapitalist sistem ile birlikte toplumda meta, giyiminden kuşamına kadar siyasetinin de bir aracı haline getirilen kadının dindeki yerini İnsan ve Özgürlükler Partisi Genel Başkan Yardımcısı Menice Gülmez ile konuştuk. 
 
13 yaşındayken başörtüsü taktırılan ve uzun yıllar cemaatlerle birlikte çalışan Menice, yaşamından da verdiği örneklerle dinde kadının yerini anlattı. 
 
‘Sorgulamadan kabul ediyoruz’
 
Menice sadece dinde değil, ideolojilerde ve siyasette de genel sorunun toplumların inandıkları şeyleri doğru temeller üzerinden kurmaması olduğunu, bir dini, siyasi düşünceyi, bir ideolojiyi sorgulamadan bağlılık oluştuğunu söyledi. Menice, “Bunları sorgulamadığımız gibi hatasız ve eksiksiz bir biçimde kabulleniyoruz. Oysaki Allahu Teâlâ Kuranı Kerim’de defalarca belirtiyor ‘Siz hiç düşünmez misiniz? Siz hiç akıl etmez misiniz?’ diye. Bizi sürekli yapmak istediğimiz işte, savunduğumuz şeyde, akıl etmeye, sorgulamaya, araştırmaya sevk ediyor.  Ama ne yazık ki sorgusuz, sualsiz itaat ediyoruz. Örneğin bir siyasi partiyi tuttuğumuz vakit o siyasi partinin genel başkanının söylediği yanlış bile olsa, bu yanlışı biliyor bile olsak ona itiraz etmek gibi bir hakkımız, bir eylemimiz yok” dedi.
 
‘Cemaatin düşüncesi sorgulanamıyor’
 
İslamiyet’in ilk çıkış noktası itibariyle de itirazların yapıldığı ve bunun anlayışla karşılandığını, ancak günümüzde bir cemaatten çıkmanın bile “bir bedel” gerektirdiğini belirten Menice, “Peygamber efendimizin zamanına baktığımızda, sahabe ikramına bir şey dediğinde, sahabe ikram şöyle der; ‘ya Resulullah bu sizin düşünceniz midir yoksa vahiy midir?’ Eğer peygamber efendimizin düşüncesi ise, sahabe bunu sorgulardı. Ve sahabe ona ‘şöyle değil, böyledir’ diye kendi fikrini belirtirdi. Bu durumda peygamberimizin tutumu genelde sahabenin düşüncesini önemsemek ve onun dediğini yapmak olurdu. Ama bugün dindar görünen cemaatlere girmek, girdiği vakit ya da istediği vakit çıkmak bile bir bedel istiyor. İnsanlara bir bedel ödetiliyor. Ya da bir siyasi partinin düşüncesine ters düştüğü vakit, yine o ideolojiden ayrılmak neredeyse bir ihanetle suçlanma, bir ihanetçi olarak görülme durumu söz konusudur. Bu kurumlar kendilerine sanki büyük bir darbe vurulmuş, kendilerine karşı büyük bir suç işlemiş gibi yaklaşırlar” şeklinde örneklendirdi.
 
‘Her şey ortada’
 
Günümüze gelince ise dinin siyaset aracı yapılmasıyla beraber insanların el pençe divan şeklinde itaat etme noktasına geldiğini kaydeden Menice, devamında şunları söyledi: “Günümüz siyasetine baktığınız zaman her şey ortada. Yani bir kadın çıkıyor diyor ki; ‘Allah benim ve iki çocuğumun ömründen alsın, size versin.’ Oysa bunu diyorsa bırakın inançlı bir Müslüman olması bir anne yüreği ile bunu söylemesi, insanlığını ve inandığı değeri sorgulamaya getiriyor insanı. Peygamber efendimizin karşısına bir genç geliyor ve heyecandan titriyor. Bir peygamberin karşısında olma düşüncesiyle bir devlet yöneticisinin karşısına çıkması düşüncesiyle, heyecanlanıyor; peygamber efendimiz de gayet sakin bir şekilde o gence ‘sen neden heyecanlanıyorsun ben senin annen gibi kurutulmuş et yiyen bir annenin oğluyum’ diye sakinleştiriyorken, maalesef bugün dindar geçinen bir hükümetin önünde insanlar el pençe divan duruyor. Bunu da dindarlık adına, imanlı insanlık adına yapıyorlar.”
 
‘İnsanlar dinimizi çarpıttılar’
 
Dinin siyasetin aracı yapılarak kullanılmasının kabullenilmemesi gerektiğini vurgulayan Menice, “Bizim dinden anladığımız kula kulluk değil, diktatörlüğe kulluk değil, güce kulluk değil, hakka, hukuka kulluktur. Mazlumdan yana zalime karşı durmaktır. Maalesef insanlar dinimizi çarpıttılar, dinimizi kendi amellerine alet ettiler. Siyasi emellerine alet ettiler. Siyasi çıkarlarına alet ettiler. Diktatörlüklerine alet ettiler. Kendi ırklarına alet ettiler. ‘Türk İslam’ı diye bir şey olur mu? İslam birdir zaten” diye ekledi. 
 
‘Erkekleri cezp etmeyecek şekilde örtünün derlerdi’
 
Menice kendi yaşamından bir örnekle de kadına yapılanları şöyle paylaştı: “Ben 13 yaşımda örtündüm. Daha sonra inancım gereği bir cemaate gittiğimde bize denilirdi ki; ‘sizler erkekleri cezp etmeyecek şekilde örtüneceksiniz.’ O zaman ‘tamam’ derdik. Daha sonra ‘siz çok gençsiniz karşınızdaki erkekler sizden etkilenebiliyor’  denildi. Biz de yüzümüzü kapatırdık. Sonraki aşamalarda ise ‘gözleriniz çok güzel’ bu defa gözlerimizi kapatırdık. Sonra ‘elleriniz tombiş tombiş, bembeyaz’ denilirdi. Biz de ellerimizi kapatırdık. Daha sonra denilirdi ki ‘sesiniz çok etkileyici’ dolayısıyla ‘sesinizi çıkarmayın’ denilirdi. Yani bu anlayışa göre ‘bizi öldürün daha iyi’ sonucu çıkıyor.” 
 
‘Kadınlar zabıtalık yapıyordu’
 
İslam’da yer edinen kadınların yaşamlarından da örnekler veren Menice, “Hazreti Hatice’ye bakın İslam’dan önce de ticaretle ilgilenen Arabistan’daki o cahiliye döneminde bile ticareti çok iyi yapan bir kadın. Hazreti Hatice evlendikten sonrada ticari hayatını sürdürdü. Yine Hz. Ayşe’nin hayatına baktığımız da peygamber efendimizden sonra yüzlerce sahabe yetiştirmiş, öğretmenlik yapmış bir kadındır. Yine peygamber efendimizin zamanında zabıta kadınlar vardır. Kadınlar zabıtalık yapıyordu. Neden çünkü kadınlar özellikle gıdayı daha güzel denetlerdi. Peygamber efendimiz özellikle zabıta kadınları övmüştür. İslam’dan önce de bazı kabile, bazı milletlerde kadınlara değer veriliyordu. Bazı milletler ise haklarını kısıtlıyor. Kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Onun için sanki herkes kadına zulüm ediyordu da İslam geldikten sonra tamamen bu ortadan kaldırıldı diye bir şey yok. Fakat kız çocuklarının miras hakkından muaf edilmeleri, peygamber efendimize ayetler geldikten sonra kadınlara miras hakkı verildi. Nikah hakkı verildi. Kendi rızasıyla evleneceği kişiyi seçme hakkı verildi. Babasının mirasından pay hakkı verildi. Birçok düzenleme getirdi” dedi. 
 
‘Hiçbir insanın kadını kısıtlamaya hakkı yoktur’
 
Kadının dinde seçme, seçilme hakkının olduğunu ve kendi kararını vermesi gerektiği belirten Menice, “Hiçbir insanın kadını kısıtlamaya hakkı yoktur. Günümüze baktığımız zaman insanlara bir cemaat lideri, bir parti lideri ya da bir şeyh, ‘sen düşünme ben senin yerine düşünürüm. Senin için en doğrusu budur’ diye aslında öğretilmiş bir çaresizlik ile genel işleyiş sürdürülüyor” diye konuştu.