Hasta tutsak Selma Altan’ın duruşması yarın

  • 09:10 15 Haziran 2020
  • Hukuk
İZMİR - Hasta tutsak ve hak savunucusu Selma Altan’ın yargılandığı davanın ilk duruşması yarın. Kardeşi Sevinç Altan, Selma’nın duruşması öncesinde duygularını paylaştığı mektupta, “Her şeyi suç diye gösterebilmek için taklalar atan bir garip iddianame. ‘Yapıp ettiğim hiçbir şey suç değildir’ diyerek kendini savunmak zorunda kalması zül geliyor bana” ifadelerini kullandı.
 
Hak savunucusu ve Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (Ege TUHAY-DER) yöneticisi Selma Altan, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 11 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da gözaltına alınıp “örgüte üye olmak” iddiasıyla tutuklanıp İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne getirilmişti. 71 yaşındaki KOAH hastası Selma’nın tutuklanmasına gerekçe yapılan ise tutsak yakınları ile görüşmesi. Hasta tutsak Selma hakkında hazırlanan dosya için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul’da gözaltına alındığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verildi. Dosya İzmir’den İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına buradan da yeniden yetkisizlik kararı verilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Son olarak davanın İstanbul’da görülmesine karar verildi.
 
Selma hakkındaki davanın ilk duruşması 16 Haziran’da (yarın) İstanbul Adliyesi 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 15.30’da görülecek. Duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılacak olan Selma’nın kardeşi Sevinç Altan davaya ve ablasına ilişkin duygu ve düşüncelerini bir mektup ile paylaştı.
 
‘Devletin suç saydığı şey bir soruna merhem olma gayreti’
 
Sevinç, ablasının, kendisini biçimlendirmeye çalışanlara itaat etmediği için cezalandırıldığını ifade ederken, “Ablamın yapıp ettikleri, hapishanelerdeki hak ihlallerine karşı tutuklu ve mahpus yakınlarının sorunlarının çözümü çerçevesinde bir nebze olsun rahatlatma amacı güden güzel dokunuşlardı sadece. Biz de bu 7 aylık süre zarfında Şakran’a gide gele birçok soruna yakından tanık olduk, yakından baktık, yakından gördük ve dokunma ihtiyacı duyduk. Hepimizi büyüten bir süreç oldu bu.  O duvarlar çok şey anlattı bize. Ablamı ve yapıp ettiklerini, neyi neden yaptığını, devletin suç saydığı şeyin aslında devasa bir soruna, zaten herkesin görüp yapması gereken merhem olma gayreti olduğunu daha iyi anladık” dedi.
 
‘Yakınlarını göremeyen ailelere, unutulmuşlara tanıklık ettik’
 
Selma’nın 20 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunanları göremeyen ailelerle karşılaştıklarını söyleyen Sevinç, duygularını “Van’dan, Hakkâri’den, Adana’dan kalkıp gelemeyen… Unutulmuşlar gördük. Bizim imkânlarımız vardı her ay yeterince para yatırabildik ablam için ama ailelerinin imkânı olmadığı için parasız kalan mahpuslar olduğunu gördük. Hapishane kantininden ve yönetimin seçtikleri içinden ve de pahalı bir alışveriş yapmak zorundalar. ‘Mümkün olsa da hepsinin görüşçüsü olsam’ duygusuyla ayrıldım her seferinde Şakran’dan” sözleriyle paylaştı.
 
‘Hak ihlallerine ses çıkarana terörist deniyor’
 
Mektubunda, salgın nedeniyle en riskli alanlardan birinin cezaevleri olduğunu anımsatan Sevinç, “İHD (İnsan Hakları Derneği) verilerine göre 458’i ağır olmak üzere 1334 hasta tutuklu hasta tutuklu/hükümlü var ve onlar için risk çok daha büyük. Adli Tıp’ın ‘cezaevinde kalamaz’ raporlarına rağmen birçok siyasi tutuklu ve hükümlü politik saiklerle içerde tutuluyor. Kaç hasta mahpusun ölüm haberini aldık!  Anneleriyle kalan çocukların sayısı ise 780’e ulaşmış. Adalet Bakanlığı tarafından salgın çerçevesinde önlemler alındığı söylense de tutuklu ve hükümlülerden gelen bilgiler bunun tersini söylüyor. Ayakta sayım, çıplak arama gibi hak ihlalleri haberleri okuyoruz. Bunları dile getirince, ses çıkarınca da ‘terörist’ oluyorsunuz” ifadelerini kullandı.
 
‘Koğuşta bir buçuk yaşında bir de bebek var’
 
Selma’nın, koğuşunda 19 kadınla birlikte kaldığını söyleyen Sevinç, kadınların birbirleriyle dayanışarak yaşamlarını zenginleştirdiğini kaydetti. Salgından sonra koğuşların birleştirildiğini dile getiren Sevinç, “Zor şartlardalar ama dışarıdan gelen bizlerden daha güler yüzlü ve daha umutlulardı hep dünyaya dair. Bir de bebek var koğuşta. 7 aylıkken gelmiş, şimdi bir buçuk yaşında. Gel de kahrolma! Ablam koğuşun ninesi. Gül gibi bakmış koğuş arkadaşları o güzelim kadınlar ona, ince bir ihtimamla üstüne titremişler. ‘Bir kez bile çamaşır yıkatmadılar bana’ dedi son telefonda” dedi.
 
‘Paspas sapından baston yapıldı’
 
Selma’nın dizleri tutmadığı için koğuştaki paspas sapından baston yaptıklarını belirten Sevinç, getirdikleri bastonun cezaevi yönetimi tarafından içeri alınmadığına dikkat çekti. Sevinç, “Ağlamıştım, dünyanın camını çerçevesini indirmek istemiştim. Eğer tahliye olursa hemen ameliyat olacak, dizlerine protez gerekiyor. Tutuklandığında 10 gün sonrası için hastanede ameliyat randevusu vardı zaten” diye belirtti.
 
‘Gizli tanık beyanı ile oluşturulmuş iddianame’
 
Sevinç, salgın başladığından bu yana karantina gerekçesi ile görüş kısıtlılığı getirildiğine işaret ederken, “Onunla tek bağımız, lütfedip 10 dakikadan 20 dakikaya çıkardıkları telefon görüşmeleri kaldı elimizde. Avukat görüşmelerine de kapalısına bile izin verilmedi bu süreç içinde, mahpus yakınlarından alabildiler müvekkilleriyle ilgili haberleri. İlk kez geçen hafta avukatıyla bir kapalı görüş mümkün olabildi. Savunmasını hazırlamış. O bildik ‘gizli tanık’ laflarına bel bağlayarak oluşturulmuş, her şeyi suç diye gösterebilmek için taklalar atan bir garip iddianame. ‘Yapıp ettiğim hiçbir şey suç değildir’ diyerek kendini savunmak zorunda kalması zül geliyor bana. Öpüyorum onu o gümüş saçlarından” ifadelerine yer verdi.
 
‘Sakinleşmeye çalışarak tahliye bekliyoruz’
 
Sevinç, mektubunu şu sözlerle sonlandırdı: “Birkaç gün önce Esquire'ın 68’de James Baldwin’le yaptığı bir röportajı yayınladı 5harfliler'de. Bugünkü siyah isyanı 60’larda yaşanan isyanlara ve hak mücadelesine bakarak değerlendirme fırsatı sunar nitelikte harika bir röportaj. Bir yerinde ESQ’nun ‘Siyahları nasıl sakinleştirebiliriz?’ sorusuna James Baldwin, ‘Sakinleşmesi gereken biz değiliz’ diyerek cevap vermiş. Ne güzel bir cevap! Biz de sakinleşmeye çalışarak ablamın tahliyesini bekliyoruz işte. Artık yeter, ablamı bırakın! O bizim ve o güzel elleriyle dokunduğu birçok insanın kıymetlisi.”