‘Mülteciler için vahim bir yoksulluk tablosu ortaya çıktı’

  • 09:01 19 Haziran 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İZMİR -  Mültecilerin kısıtlı imkanlarla zorlaşan, yoksulluk ve şiddetle karşı karşıya kaldığı yaşamın pandemi ile daha da kötüye gittiğini, bu koşullar altında da olsa yaşamaya çabaladıklarını söyleyen Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Reinart, “Sınır dışı edilmekten daha çok korkar oldular. Bu nedenle de görünmez olduklarını düşünüyorum” dedi.
 
2001 yılından beri, 20 Haziran’da Dünya Mülteciler Günü, şiddet ve zulümden dolayı göç etmek zorunda bırakılan insanların anıldığı ve onurlandırıldığı bir gündür. Bu günde dünyanın her yerinden soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaşlar, doğal afetler, ekonomik kaygılar ve benzeri birçok farklı sebepten dolayı yeni bir yaşam umuduyla her yıl milyonlarca mülteci farklı ülkelere sığınmak zorunda bırakılıyor. 
 
İlk sözleşme 1954’te yürürlüğe girdi
 
Mültecilere ilişkin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14’üncü maddesi sığınma hakkı tanıyor. Maddede, “Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır” deniliyor. Mültecilerin hukuki durumuna dair sözleşme ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 14 Aralık 1950 yılında gerçekleştirdiği konferansta kabul edildi. 28 Temmuz 1951 tarihinde Cenevre'de imzalanan sözleşme, 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe girdi. 
 
Türkiye’den ihtirazi kayıt
 
Türkiye, bu sözleşmeyi 24 Ağustos 1951 tarihinde imzalamış ve 29 Ağustos 1961 tarihinde ihtirazi kayıtla onayladı. Sözleşmeye dair yasa ise 5 Eylül 1961’de Resmi Gazete’de yayınlandı. Türkiye’nin ihtirazi kaydı ise şu şekildedir: “Bu sözleşmenin hiçbir hükmü, mülteciye Türkiye’de Türk uyruklu kimselerin haklarından fazlasını sağladığı şeklinde yorumlanamaz.”
 
Türkiye’nin ayrıca, mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin 1967 protokolünün altında da imzası bulunuyor. 
 
İnsanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kaldılar
 
Türkiye’ye sığınan ya da Türkiye üzerinden farklı ülkelere göç etmeye zorlanan mülteciler, bugüne kadar iktidar tarafından Avrupa’ya karşı sürekli bir tehdit olarak kullanıldı. Bu tehditlerden biri de 28 Şubat’ta İdlib’e yönelik hava saldırısında 33 askerin yaşamını yitirmesinin ardından yaşandı. Avrupa’ya sınır kapılarının açılmasıyla binlerce mülteci, Yunanistan’a gidebilmek için Edirne Pazarkule sınır kapısında giderken, insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kaldı. 
 
Mültecilerin yanında olmaya çalışıyor
 
Birçok dernek ve sivil toplum kuruluşu mültecilere destek olmaya çalışırken, Halkların Köprüsü Derneği de bu süreçte mültecilerin yanında olmaya çalıştı. Suriye ve diğer ülkelerden gelen mültecilerin Avrupa’ya gidiş yollarından biri olan İzmir’e gelen mültecilerin sorunlarına cevap olmaya çalışan Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Bilgen Reinart, zaten çok zor koşullarda, yoksullukla mücadele içinde yaşamaya çalışan mültecilerin günümüz koşullarında yaşadıklarına dikkat çekti. 
 
Büyük zorluklarla karşı karşıya
 
Mültecilerin pandemi koşullarında çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Üstün, kayıt dışı ve düşük ücretle çalışanların işlerini kaybettiğini belirtti. Üstün, “Bu durumda da vahim bir yoksulluk tablosu ortaya çıktı ve açlık sorunu var. Yiyeceği olmayan, kirasını ödeyemeyip, elektriğin kesilmesi tehlikesi ile karşı karşıya olanlar var” dedi.  
 
‘GGM’de karantina koşullarının olmadığını öğrendik’
 
Geçici statüde oldukları Türkiye’de yerleşemeyen mültecilerin Edirne’ye akın ettiği sürece dikkat çeken Üstün, “Türkiye mültecileri koz olarak kullandı. AB ve Yunanistan çok çirkin bir davranışla insanları şiddetle püskürttü. Bunun sonucunda göç idaresi kayıtlı oldukları illere geri götürdü ve birkaç hafta sonra görünmez oldular. Bir iki hafta Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) karantina altında tutuldular. Oysa karantina şartları yoktu. Çok kalabalık tutulduklarını hijyen şartlarının yerinde olmadığını öğrendik” ifadelerini kullandı.  
 
Nefret söylemleri arttı
 
Mültecilerin Edirne’den hayatlarında var olanları da kaybederek döndüğünü söyleyen Üstün, “Kirada yaşayanlar ev sahiplerinin ‘biz sizi artık istemiyoruz’ demesiyle karşılaşabildi. Şu an ne tür sağlık sorunları var bilinmiyor. Çocuklar arasında ishal yaygındı, kadınlar hastalanıyordu. Sınır dışı edilmekten daha çok korkar oldular. Bu nedenle de görünmez olduklarını düşünüyorum” diye belirtti.
 
Ev işi şiddet oranı arttı
 
Bu süreçte hastaneye gitme hakkı olanların bile hastanelerden uzak durmaya başladığını, eve kapanılmasıyla şiddet oranının arttığını ifade eden Üstün, “Böyle bir endişe taşıyoruz. Savaş durumunda, yoksullukta kadınların ve çocukların durumu hep en zor olandır. Çocuklar eğitimsiz kaldı. Uzaktan eğitimde bile kaç tanesinin evinde internet vardı?” diye sordu. 
 
‘Ailelerle eşleştirme programı devam edecek’
 
Kendilerinin de sahaya çıkamadığını ancak talepler doğrultusunda gıda paketleri götürme çabasının devam ettiğini kaydeden Üstün, gönüllülerle mülteci aileleri eşleştirme programı başlattıklarını aktardı. Programın devam edeceğini dile getiren Üstün, “Hiç olmazsa ihtiyaçlarından bazılarını karşılama çabası. Bakıma ihtiyacı olanları hastaneye ulaştırmaya çalıştık” sözlerini kullandı. 
 
Devletin bakış açısı: Destek verilirse buraya yerleşirler
 
Mültecilerle dayanışma çalışmalarına yurttaşlar tarafından olumsuz yaklaşılmadığını dile getiren Üstün, ancak daha önceleri Afgan mültecilere gıda yardımı yapılması talebinin İzmir Vali Yardımcısı tarafından “sistematik destek verirsek buraya yerleşirler” şeklinde reddedildiğini anımsattı. Üstün, “Biz görünecek şekilde yapmıyoruz, çünkü insanlar bu ülkedeyse ve yaşama tutunuyorsa onlarla dayanışmak, hem burada yaşayanları hem de gelenleri özgürleştirecek. Edirne’de ‘burada dağıtım yapamazsınız sadece AFAD yardım yapabilir’ dediler ama biz de başka yerde dağıttık. Dayanışmayı aleni ortamlarda sürdürmüyoruz” dedi.
 
‘Nefret söylemi ile hepimiz batarız’
 
Şiddet ve ötekileştirmeden vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Üstün, son olarak şöyle konuştu: “Nefret söylemleriyle hepimiz batarız. Dayanışma karşılıklıdır ve eşitlik bazında gerçekleşir. Dayanışma içinde olduğumuz insanları sayı olarak görmediğimiz için veri kaydı yapmıyoruz. Bütün problemleri kökünden çözemiyoruz ama gelen kim olursa dayanışıyoruz. Çalışmalarımızı belirleyen ihtiyaç oluyor, gönüllü olan herkesin yapabildiği kadarı ile.”   
 
Mülteci kimdir?
 
Sığınmacı ve göçmen ile çoğu zaman karıştırılan mültecinin anlamı şu şekilde: “Irkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi." 
 
Mültecilere, uluslararası anlaşmalarla özel statü ve hukuki koruma sağlanıyor. Henüz bu korumadan faydalanamayanlar ise “sığınmacı" olarak nitelendiriliyor. Sığınmacı, mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere deniyor.