Mültecilerin görünmeyen yaşamı: Şiddet, yoksulluk ve ayrımcılık

  • 09:02 20 Haziran 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İZMİR - Her yıl 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde farkındalık yaratılmaya çalışılsa da milyonlarca mülteci hala şiddet, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve yoksullukla mücadele etmeye çalışıyor. Türkiye’de yaşayan 5 milyon mülteci ise koronavirüs salgını ve hükümetin getirdiği yeni düzenlemelerle daha görünmez oldu. 
 
Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde milyonlarca insan savaşlar, yoksulluk ve otoriter rejimlerinden kaçarak, daha iyi koşullarda yaşamak için ülkelerini terk etmek zorunda kalıyor. 2012 yılından bu yana yaşanan savaşta Suriye neredeyse tamamen yıkıma uğrarken, yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve bir o kadarı da yaşam alanlarını geride bırakmak zorunda kaldı. Kayıtlı olmayanlarla beraber 5 milyona yakın kişinin yaşadığı tahmin edilen Türkiye’deki mülteciler, pandeminin de etkisiyle son derece kırılgan hayatlar yaşıyor. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla Türkiye’deki mültecilerin durumuna ışık tutmaya çalıştık. 
 
Avrupa dışından gelenler ‘mülteci’ statüsüne alınmıyor
 
Türkiye’de mültecilere ilişkin düzenlemelerin en başında Birleşmiş Milletler (BM) Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi bulunuyor. Türkiye’nin bu anlaşmaya koyduğu ‘coğrafi sınır’ şerhi nedeniyle Avrupa dışından gelen özellikle düzensiz göçmenlere ‘şartlı mülteci’ statüsü verilmekte. İçişleri Bakanlığı’nın son açıklamasına göre Türkiye’de toplam 4,9 milyon mülteci yaşıyor. 3 milyon 687 bin 244’ü ‘geçici koruma’ kapsamında bulunurken 337 bini uluslararası koruma kapsamında. 
 
Kayıt dışı çalışma sömürüyü artırıyor
 
Türkiye’deki mültecilerin ezici çoğunluğu geçici statüye sahip olmaları nedeniyle kayıt dışı ve günde 12 saate varan sürelerde çalışıyor. Bu nedenle daha çok tekstil, kundura, inşaat, geri dönüşüm, konaklama, tarım ve büro iş kollarında yoğunlaşıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi iş cinayetleri raporlarında yer alan bilgilere göre, Ocak ayında 7, Şubat ayında 2, Mart ayında 6, Mayıs ayında 14 göçmen/mülteci işçi yaşamını yitirdi. 
 
Ayrımcılık artıyor
 
Suriyeli mültecilerin en kalabalık yaşadığı şehir olan İstanbul’da resmi rakamlara göre 496 bin kişi, kayıtsızlarla 963 bin kişi yaşıyor. İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) tarafından Ocak ayında hazırlanan “İstanbul’da Suriyeli Sığınmacılara Yönelik Tutumlar” başlıklı rapor, ayrımcılığın arttığını gösteriyor. Katılımcıların yüzde 78’i herhangi bir Suriyeli ile temasta olmadığını belirtiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 58,3’ünün birinci sorunu “ekonomi” iken ikinci sorun olarak “Suriyeliler” gösteriliyor. 
 
Torba kanunla göçmenler daha da güvencesizleştirildi
 
TBMM Genel Kurul’unda 6 Aralık 2019 tarihinde kabul edilen “Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” yasalaşarak 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18 maddesinde değişiklik yapıldı. Bu değişiklikle, haklarında sınır dışı kararı verilen mülteciler, 15 gün içerisinde idare mahkemesinde iptal davası açabiliyorken bu süre 7 güne düşürüldü. Yapılan değişiklikle ayrıca yabancıların “uyruklarının tespit edilmesi amacıyla” elektronik ve iletişim cihazlarının hakim ve savcı kararı olmaksızın incelenebilmesinin yolu açılıyor, uluslararası koruma başvuru sahiplerine tanınan genel sağlık sigortası hakkına 1 yıllık sınırlama getiriliyor, geçerli seyahat belgesi veya izni olmayan yabancı kişilerin barınmasına, konaklamasına imkân sağlayan ve gayrimenkullerini kiralayanlar hakkında da idari para cezası uygulanacağı belirtiliyor, kaydı olmayan mültecilerle dayanışma içinde olanlara para cezası kesilebilmesinin yolu açılıyor.
 
İdlib Harekatı sonrası mülteciler Yunanistan sınırına sürüldü
 
Türkiye, AB ile 16 Aralık 2013’te imzaladığı “Geri Kabul Antlaşması” ile Türkiye üzerinden AB’ye düzensiz yollardan geçiş yapan ya da Türkiye üzerinden AB’ye ulaştıktan sonra düzensiz duruma düşen göçmenleri “geri kabul etmekle” yükümlü oldu. Ancak Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatı nedeniyle 27 Şubat’ta İdlib’de TSK askerlerine yönelik saldırıda 33 askerin hayatını kaybetmesi sonrasındaki gelişmelerde yapılan anlaşmaların çoğu ihlal edildi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya geçişlerini engellememe kararı aldıklarını açıklamasıyla beraber Türkiye-Yunanistan sınırına Türkiye’nin her yerinden mülteci akını başladı. 
 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Biz bu kapıları bundan sonraki süreçte de kapatmayacağız. Biz bu kadar mülteciyi beslemek durumunda değiliz” açıklaması yaparken, on binlerce mülteci Yunanistan sınırında birçok kez saldırıya maruz kaldı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis bir ay boyunca yeni sığınma başvurusu kabul etmeyeceklerini duyurdu.  
 
Mülteciler iki ateş hattında sıkıştı
 
İçişleri Bakanı 3 Mart’ta Yunanistan’a geçen mülteci sayısının 130 bin 469 olduğunu beyan etti. Mültecilerle dayanışmak isteyenler de şiddete maruz kaldı. Midilli’de bulunan Moria Mülteci Kampında da 22 bin kişi için desteğe giden bir grup doktor çivili sopalarla saldırılara maruz kalırken, Didim'de botları batırılan 83 mülteci ve Çeşme açıklarında yardım isteyen 75 mülteci kurtarılırken, Didim'den lastik botla denize açılan 27’si çocuk 55 mülteci, Yunanistan Sahil Güvenliği’nin kabul etmemesi sonucu denizde mahsur kaldı. İzmir'de Yunanistan Sahil Güvenlik unsurları tarafından Türkiye kara sularına geri itilen 121 mülteci kurtarıldı. Edirne Valiliği, 27 Şubat tarihinden itibaren Yunanistan'a 147 bin 132 mültecinin geçtiğini, 3 mültecinin yaşamını yitirdiğini, 214 mültecinin ise yaralandığını açıkladı. 
 
Pandemi başlayınca mülteciler görünmez oldu
 
Türkiye’de 11 Mart’ta ilk koronavirüs vakası açıklanıp “Evde kal” çağrıları ile kısıtlamalar getirilmeye başlanırken, Yunanistan sınırından 150 bin 600 kişinin geçtiği, 4 bin 600 kişinin Pazarkule’de beklediği açıklanmıştı. Edirne Valiliği mültecilerin otobüslerle misafirhanelere gönderildiği, koronavirüs tedbirleri kapsamında karantina altında tutulacak mültecilerin daha sonra uygun bölgelere gönderileceğini açıkladı. Mülteciler bu tarihten sonra görünmez oldu. Hak örgütleri ve dernekler, mültecilerin Türkiye’nin farklı illerindeki Geri Gönderme Merkezlerine (GGM) ve çoğunlukla sahil illerine taşındığını belirtti. 
 
Mülteci Destek Derneği, ulaşabildiği 385 aileden edindiği bilgiler ışığında ‘Covid-19 Krizi Sürecinde Türkiye’deki Mültecilerin Durum Analizi’ hazırladı. Raporda, maske kullanımı, sosyal izolasyon ve dezenfeksiyon yöntemlerinin farkında olunduğunu ancak katılımcıların yüzde 52’sinin hastane randevuları, ilaç temini, raporların yenilenmesi gibi sağlık hizmetlerine yönelik yapılan güncellemeler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı ortaya çıktı. Ayrıca güncellemelerden kadınların yüzde 40’nın haberi olurken erkeklerin ise yüzde 54’ünün haberi olduğu da ortaya konuldu. 
 
Mültecilerin toplumla ilişki oldukça kırılgan
 
Aynı araştırmada 20 yaş altı ve 65 yaş üstü kişilere yönelik ‘sokağa çıkma kısıtlamalarının’ mültecilerin geçim kaynaklarına erişimini daha da kısıtladığı, temel ve acil ihtiyaçlara erişebilmelerinin de zorlaştığı kaydedildi. Ankette ulaşılan kişilerin yüzde 90’ı yeterli gıdaya, yüzde 39’u barınma olanaklarına, yüzde 30’u gerekli enerji kaynaklarına, yüzde 28’i hijyenik materyale, yüzde 17’si minimum sağlık koşullarına ve yüzde 10’unun eğitim ve giyeceğe erişimde engelleme ile karşı karşıya kaldığı belirtildi. 
 
Mülteci kadınlar geçici ve düşük ücretli işlerde çalışıyorlar
 
Göç Araştırmaları Derneği (GAR) ise Nisan ayında Dr. Lülüfer Körükmez, Dr. İlhan Zeynep Karakılıç ve Dr. Didem Danış tarafından hazırlanan “Mecburiyet, Müzakere, Değişim: Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri ve Toplumsal Cinsiyet İlişkileri” isimli rapor yayınladı. Rapor Mersin, Antep ve İzmir’deki Suriyeli 18-45 yaş aralığındaki 48 mülteci kadın baz alınarak hazırlandı. Raporda Suriye’de yaşam koşullarının daha rahat olması ve toplumsal cinsiyet rolleri gereği evde kaldıklarını söyleyen kadınların ilk işe giriş sürecinde, çevrelerinden tepki gördüklerini aktarılıyor. Kadınların genellikle güvencesiz, geçici ve düşük ücretli ve ev içi emeğin uzantısı niteliğinde işlerde çalıştığının ifade edildiği raporda, kazanılan paranın hanenin geçimi için harcandığı, iş yerinde ayrımcılık ve ırkçılığın yaşandığı belirtildi. 
 
Kadınlar kendileri ve aileleri için çabalıyor
 
Raporda, çalışan kadınların Suriye’ye yaşam şekilleri değişmesi nedeniyle dönmek istemediklerine işaret edilirken, savaş, yerinden edilme, yakınların kaybı, ekonomik zorluklar, hukuki belirsizlikler gibi zorlukları aşarak, kendileri ve aileleri için düzenli ve güvenli bir hayat kurmak için olağanüstü bir çaba gösterdikleri ifade edildi. 
 
Mültecilere yönelik düzenlemeler ve onların yaşadıklarına bakıldığında, haklarından mahrum bırakıldıkları, ayrımcılık, ötekileştirme, cinsiyetçilik ve yoksullukla karşı karşıya kaldıkları, bunlara karşı çok fazla adım atılması gerektiği görülüyor.