‘Orada bir çeşit işkence var’

  • 09:05 21 Haziran 2020
  • Güncel
İZMİR - Cezaevlerinde baskının koronavirüs bahanesiyle daha da arttığını söyleyen hak savunucusu Selma Altan “İnsanların zindanlara yüzünü dönmesi ve daha duyarlı olması gerekiyor. Orada yatanlar insan. Orada bir çeşit işkence var” dedi.
 
Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (EGE-TUHAYDER) kurucu üyesi, hak savunucusu Selma Altan, tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında tahliye oldu. 71 yaşındaki KOAH ve hipertansiyon hastası Selma, tutuklu yakınlarıyla yaptığı görüşmeler gerekçe gösterilerek 11 Kasım 2019’da “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı. Selma, cezaevlerinde artan hak ihlallerine dikkat çekerek, cezaevlerine dönük duyarlılık çağrısı yaptı.
 
* Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri konusunda çalışma yürütürken cezaevine girdiniz? Çalışmalarınızı ve süreci anlatabilir misiniz? 
 
Ben 68 kuşağıyım, o yıllardan bu yana çok deneyimim var ve birçok kuruluşla çalıştım. En son BM (Birleşmiş Milletler) raporlarında da olduğu gibi cezaevi nüfusu çok yüksek. AYM (Anayasa Yüksek Mahkemesi) Başkanının da söylediği gibi haksız yargılamalardan dolayı siyasi suçlardan yargılananlar çok uzun süre cezaevinde kalıyorlar. 30 yılı aşkın… Dünyada örneği yok. Bir insan hakları savunucusu olarak beni bunlar yönlendirdi. Dernek esas olarak halkın dayanışma geleneğinin kurumlaşmış bir halidir. Tutsak aileleri zaten çoğu yoksul, okuma yazma bilmiyor hukuki haklarını bilmiyor. Dolayısıyla böyle bir ihtiyaç doğuyor. Ayrıca devletin uyguladığı çok yanlış bir uygulama var. Van’da tutuklanan hüküm alan arkadaşımız İzmir Cezaevine ya da Hakkari’de ceza alan biri Manisa Cezaevine gönderiliyor. Ailelerin çocuklarına eşlerine ulaşması hem maddi olarak hem de olanak olarak zor. Bu ailelere madden ve manen yardımcı olmak için derneğin yöneticiliğinde çalışıyorum.
 
* Neyle suçlanarak tutuklandınız?
 
Ben 7 aydır örgüt bağlantısı içinde olduğum gerekçesiyle içeriye alındım. Şunu anladım ki çok doğru bir iş yapıyormuşum, tutsakların nelere ihtiyaç duyduğunu ailelerin ne zorluklar çektiğini en yakından görme fırsatım oldu. Cezaevinde kalmak denildiği gibi rehabilitasyon merkezi değil. Ceza alan içerde bir de cezaevi tarafından cezalandırılıyor.
 
Ben birçok kez cezaevinde birçok insanın görüşüne gidiyorum. Aileler uzakta olduğu için ve farklı arkadaşlarını da görmek istiyorlar. Bu kanunen de verilmiş bir hak. Biz görüşçülerin adlarını idareye verir idare emniyete bildirir, savcılıktan geçer ve kabul edilir. Yani gizli değildir. Oysa bugün görüşçü olduğum için, onlara para yatırdığım için de yargılanıyorum. İçerdeki insanların da paraya ihtiyaçları var. Cezaevinin verdikleri yetmiyor. Emniyetin söylediği gibi “sözde derneği” biz devletin resmi kuruluşu olan Dernekler Masasından tasdik ettirdiğimiz tüzüğümüze atfen yapıyoruz. Bu tüzük de resmi bir tüzük. Biz kanunsuz hukuksuz iş yapmıyoruz. Gönüllü çalışıyoruz. Derneğin tüzüğünün maddelerine dayanarak iş yapıyoruz. Bizi başka bir örgütle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Oysa başka bir kuruluşa yaslanmamıza gerek yok. Eğer örgütse evet biz zaten örgütüz. Gönüllülerin çalıştığı kanun çerçevesinde kurulan örgütüz. Buradan da bir suç çıkmaz.
 
* Aynı koğuşta birde bebek vardı sanırım. Bebeğin son durumu nasıl?
 
Ben gittiğimde 7 aylık olan bir bebek vardı şimdi 14 aylık. Özel gıda verilmesi lazım ama verilmiyor. Ailesinin durumu da iyi değil. Para gelse bile kantinden alınabilecek bir şey yok. Bez bile zor veriliyor ve onu da kantinden almak zorunda kalıyoruz. Salgınla beraber cezaevinde tutsaklara yatırılan paralar posta yolu ile veya vezneden yatırılır. Bu kaldırıldı haklı gerekçeleri olabilir. Bunun yerine İBAN numarası verildi. Parasını alamayan arkadaşlar var. Bu düzenlemede de bir aksama var. Tutsaklar mağdur durumda.
 
* Tecrit dediniz nedir tecrit, içeride tecrit nasıl işliyor? Cezaevinde dışarıdaki olan bitenden haberdar olabiliyor muydunuz? Sansürlenen veya verilmeyen gazeteler var mı?
 
Tecrit dışarıdan ilişkisini koparmaktır, içerde de diğer koğuşlarla koparıp yalnızlaştırmaktır. Tecrit zulümdür. Cezaevi içinde ayrı bir ceza uygulanmasıdır. Mektuplarımız geç geliyor ya da ulaşmıyor. Bazı mektuplarda bazı cümleler çizilmiş. Bize verilmeyen mektuplar var. Bundan da haberimiz olmuyor. Dışarı çıkınca öğrendim birçok kişinin mektup yazdığını ama verilmediğini. Koğuşlar arasında iletişim söz konusu değil. Bu da tecridin bir boyutu. Örneğin ağırlaştırılmış müebbet alan 3 kadına mektup yazsak bile verilmiyor.
 
*Mektuplarda bazı cümleler silinebiliyor dediniz. Başka sansür uygulamaları var mı? OHAL’de getirilen kitap sınırlaması devam ediyor mu?
 
Ben Kürt değilim ama Kürtçe öğrenmek istedim. Benim dışındakilerin hepsi Kürt arkadaşlardı ve Kürtçe öğrenmek isteyenler de vardı ayrıca. Sözlük istedim. Gelen cevap ‘başka bir dilde yayın vermiyoruz’ oldu. İnfaz Hakimliğine gittim. Bayraklı Cumhuriyet Savcılığı tarafından ‘bilinmeyen bir dil ve bir tercüman yok, yayın verilmeyecek’ dendi. Kürtçe gelen hiçbir yayın girmiyor. İngilizce, Fransızca giriyor ama Kürtçe yok. Gazete çok kısıtlı Yeni Yaşam vermiyorlar biz Cumhuriyet alıyoruz. İzlediğimiz TV kanalları kısıtlı, onlarda da havuz medya vardı. TRT 2 bile yok, iyi filmler var deniyor orada. Haberleri havuz medyasından öğreniyoruz. Onların da çok yanlı olduğunu öğrendik.
 
Kişi başına 10 kitap alınabiliyor. Araştırma yapan kişi başka bir kitaba ihtiyaç duyunca idareden kitabını istemesi gerekiyor ve bu da kolay olmuyor. Ben birkaç kitap istiyorum. Bu bana zaten en erken 15 gün sonra veriliyor. Baskın aramalarda ajandaların hepsi alındı. Dışarıdan gelen defterlere izin yok. Ailelerimizin gönderdiği dergileri vermiyorlar. Bunlar oldukça fazla arttı. Koronavirüsle alakası yok ama bahane ediliyor. Gazete bir gün bekletiliyor veriliyor, derginin de öyle olması lazım.
 
* Cezaevlerindeki sağlık koşulları nasıl, sağlık hizmetlerine erişimde sorunlar yaşanıyor muydu?
 
Alabildiğine bir tecrit var. Koronavirüs öncesinde de 18 kişi koğuştaydık. 19’uncu 7 aylık bir bebekti. 4 koğuştan 3 koğuşa düşürüldü kendilerine ayırdılar onu da oldukça kalabalık. İlaç ihtiyacımız oluyor, deterjan ihtiyacımız oluyor, kitap alamıyoruz. İnfaz memuru beni aşıyor diyor, müdürle görüşemiyoruz. Bunların hepsi koronavirüse bağlanarak daha da arttı. Hasta tutsaklar var. Bir sağlık kurumu var Şakran Cezaevi içinde ama oraya bile götürülmedik. Uzun süre orada kalan kadınlar var.  C vitamini D vitamini magnezyum ihtiyacı var. Verilenlere de yetmiyor. Kanser hastası Fatma Özbay’ın biyopsi yapılması gerekiyordu o durdu, hipertansiyon hastası, guatr hastası arkadaşların sürekli takip edilmesi ve ameliyat edilmesi gerekiyordu o da durdu. Ama bunları dışarıda dile getirmek bile suç. Ben bunları ifade etmenin insani bir görev olduğunu düşünüyorum.
 
* Koronavirüs salgınından sonra maske, dezenfektan gibi ihtiyaçlara erişiminiz nasıldı? Bunun için idareden yana ekstra bir destek sağlandı mı?
 
Salgın başladığında bedava verilecek dendi. İdareye biz de maske istiyoruz, haftada 1 telefona gidiyoruz dedik. Ama maskeleri 3 tanesini 10 liraya aldık. Salgın ilanından bir ay sonra maske vermeye başladılar. Kendi önlemlerini kendileri alıyor. İstediğimiz dezenfektanı alamıyoruz, idarenin dezenfektan diye verdiği 2 litrelik şişenin çeyreği. 20 günde bir ilaçlama yapılıyor. Yeterli mi bilemiyorum. Gardiyanları telefona çıkarken görüyoruz zaman zaman maske için biz onları uyarıyoruz. Onlar 15 günde bir vardiyalı olarak orada kalıyorlarmış.
 
* Koronavirüs tedbirleri görüşleri nasıl etkiledi? Avukatlarınızla ve ailenizle görüşebildiniz mi?
 
Kapalı görüş ayda bir kere ve daha yeni başladı. Dilekçe ile bildiriyorsun. Haftada 20 dakika konuşma iznimiz var. Esas sıkıntı avukatla görüşmelerde. Ancak duruşması olan tutuklunun 1 hafta öncesinde görüşmesi sağlanıyor. O da kapalı görüş şeklinde ve başka kulaklara açıktı. Oysa avukat-müvekkil görüşmesi özeldir ama dinlenebilir vaziyette görüşme yapıldı. Şakran T-4’te başlamış. Avukat ile aranda cam olacak ve 7 cm kadar aralıktan avukata bağıracaksınız kısa bir aralıktan. Bunu da tecridi daha artırmak için kullanıyorlar. Hem derinleşiyor hem kalıcılaşıyor. İnfaz yasası çıkınca torba yasaları da geçirdiler siyasi tutsakların aleyhine yine koviti bahane ederek.
 
* Hastalıklarınız vardı, oradaki yaşamınızı nasıl idame ettiniz?
 
Gözaltına alındığım günlerde ameliyata gidecektim. 10 gün sonra ameliyata gireceğim dizlerimden. Zor hareket ediyorum. Ailem yürüyemiyorum diye baston getirdi idare içeri almak için rapor istedi. Salgın başlayınca hastaneye götürülmediğim için rapor da alamadık, baston da. Yani hastane idaresi 10 dakikalık konuşmada bile ayakta duramadığımı biliyor. Arkadaşlar sandalye taşımak zorunda kaldılar. Paspas sapından üzerine bir şeyler bağlayarak baston yaptı arkadaşlar. İmkansızlıklardan imkan yaratmaya çalışıyorlar. 
 
* Cezaevinin dışına çıkınca ne hissettiniz?
 
Kısa bir süre sayılır orada kalanlara göre. 28 yıl kalanlara ayıp olacak ama… Dışarının da büyük bir hapishane olduğunu hissediyorsun, girerken de. Dışarıda da her şeyi özgürce yapamıyorsunuz. Çıkınca da salgın nedeniyle kısıtlamalar gelmiş, ondan dolayı da bir sıkıntı hissediyorsunuz. Ama kendimizi de korumamız lazım…
 
* Bundan sonraki yol haritanız nedir?
 
Ben kanunsuz bir şey yapmadım. Dayanışmayı ortadan kaldırırsanız sadaka kültürü başlar. Sadaka kültürü de efendi-köle kültürünü getirir. O nedenle bu dayanışma derneğinde dayanışmaya devam edeceğim. Dışarıdaki insanların zindanlara yüzünü dönmesi ve daha duyarlı olması gerekiyor. Orada yatanlar insan. Orda bir çeşit işkence var.