Erkek ve devlet şiddetinin arttığı salgında neler yaşandı?

  • 09:01 21 Haziran 2020
  • Güncel
ANKARA - Salgının başladığı 11 Mart’tan bu yana kadın katliamlarında ve kadına yönelik şiddette ciddi bir artış yaşanırken, kadınlar evlerinde en yakınları tarafından katledildi. Toplumsal Hukuk Kadın Grubu'ndan Av. Günçe Çetin konuya dair, “Erkeği ‘cezaevine girerim’ ya da ‘tutuklanırım’ korkusu bile durdurmadı. Erkek iktidarın desteğini aldıkça şiddet biçimi ilkelleşti” dedi.
 
Türkiye’de koronavirüs salgının görüldüğünün resmi açıklandığı 11 Mart’tan itibaren  “Evde Kalın” çağrıları ile birlikte kadına yönelik şiddet oranında ciddi bir artış yaşandı. Yalnızca koronavirüs  karantinasının devam ettiği Nisan ayının ilk 20 gününde 21 kadın katledildi. Ajansımızın derlediği şiddet çetelesine göre, Mart ayında 29 kadın, Nisan ayında 34, Mayıs ayında ise 31 kadın katledildi. Kadının ev içi emeğinin, fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel şiddetin arttığı, kadınların sığınma evlerine gidemediği, devletin kadını korumak adına hiçbir önlem almadığı ancak tüm zorluklara rağmen kadın dayanışmasının devam ettiği 3 aylık salgın sürecinde neler yaşandığına derlememizle ışık tutmaya çalışacağız.  
 
Acil Yardım Hattına 20 günde 2 bin 125 kadın başvurdu
 
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattına 1 Aralık 2019 ve Ocak 2020’de 1266 başvuru olurken 15 Nisan – 5 Mayıs dönemini kapsayan 20 günlük karantina sürecinde bu sayı 2 bin 125’e yükseldi. Kadına yönelik şiddet biçimlerinin her türlüsünde artış yaşanırken, buna karşı kadın örgütlerinin talepleri ve önerileri dikkate alınmadı.
 
HSK kararı
 
Hakimler Savcılar Kurulu (HSK), “6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiği” yönünde bir karar aldı. Failleri koruyan bu karara karşı kadın örgütleri tepki göstermiş ve bir dizi eylemsellik gerçekleştirmişti. 
 
Serbest kalan failler aynı suçu işledi
 
Salgın sürecinde kadınların tüm itirazlarına rağmen cezaevlerinde bulunan yaklaşık 90 bin mahkum tahliye edildi. Paketin, her ne kadar kadına yönelik suçları kapsamadığı ifade edilse de cinsel saldırı, çocuk istismarı faillerine infaz indirimi uygulandı. Tahliyelerin başlaması ile birlikte faillerin aynı suçu tekrar işlediği görüldü. Tahliyelerden sonra cezaevinden çıkan erkeklerin ilk 10 günde 10’a yakın kadına yönelik şiddet, katliam ve istismar olayı gerçekleştirdiği medyaya yansıdı.  
 
‘Alo 183’e ulaşamadılar
 
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa uygulamazken karantina sürecinde şiddet gören çok sayıda kadın tekrar eve gönderildi.  Şiddete uğrayan kadınlar ‘Alo 183’ hattına ulaşılamadı ve kolluğa yaptıkları başvurular işleme konulmadı. Ayrıca seyahat kısıtlamaları nedeniyle şiddet gören kadınlar, gitmek istedikleri şehirlere gidemedi. 
 
Kadınlar ŞÖNİM’e ulaşamadı, sığınmaevleri kapatıldı
 
Diyarbakır’da belediyelere bağlı kadın sığınma evleri, koronavirüs salgını ve personel yetersizliği gerekçesiyle başvuruları durdurdu. Diyarbakır’da 6 merkezi olan ve doluluk oranının üstüne çıkan ŞÖNİM, can güvenliği olmadığını belirten kadınların başvurularını kabul ettiklerini ancak “barınma” talebiyle gelen başvuruları ise kabul edemediklerini belirtti. Adana’da ise toplam hizmet verme kapasitesi yalnızca 70 kişi olan üç sığınaktan biri kapatıldı.
 
Acil Eylem Planı çağrısı
 
Mayıs ayında 91 kadın örgütü, kadına yönelik şiddetle mücadele için “Acil Önlem Eylem Planı” talebiyle bir kampanya başlattı. Devleti, bağımsız kadın örgütlerinin deneyimlerini dikkate alarak detaylı bir acil önlem ve eylem planı hazırlamaya, tüm devlet mekanizmalarını ve yerel yönetimleri bu plan çerçevesinde harekete geçirmeye çağıran kadınlar, taleplerin acilen hayata geçirilmesini istedi. 
 
Ev içindeki iş yükü arttı
 
Ev içi iş yükündeki artışın yanı sıra, ev içinden ya da işyerlerinde ücretli çalışmaya devam eden kadınların toplam (ücretli + ücretsiz) çalışma saatleri ise sürdürülemez boyutlara ulaştı. İşten atılmalar, ücretsiz izin ya da ücretlerin tam ödenmemesi gibi nedenlerle düşen hane geliri nedeniyle satın alınamayan mal ve hizmetleri telafi etmenin yükünün de büyük oranda kadınların omuzlarına yüklendi.
 
‘Pandemi sürecinde kadınlar şiddet gördüğü evden uzaklaşamadı’
 
Toplumsal Hukukçu Kadın Avukatlar’dan Günçe Çetin, tüm yaşananların kaynağında yatan eril zihniyeti ve hukuktaki yansımalarını değerlendirdi. 
Kapalı alanlarda kalmanın şiddeti de doğurduğunu belirten Günçe, “Bir kadın şiddete maruz kaldığında neden öncelikle uzaklaştırma kararı tercih ediyoruz, bir an önce faili mağdurdan uzaklaştırabilmek için. Şimdi buna sahip değilsiniz, küçücük evlerde çok yüksek nüfuslu aile ortamlarında şiddet arttı” dedi.
 
‘Kadınlar direndikçe öldürme biçimleri şiddetlendi’
 
“Kadınlar tepki verdikçe, ses çıkarttıkça, dayanışması arttıkça bir güç olarak belirdikçe erkek şiddetinin daha yoğunlaştığını ve şekil değiştirdiğini görmeye başladık” diyen Günçe, kadın cinayetlerinin sistematikleşmesiyle kadın ölümlerinin gerçekleşme biçimlerinin de değişmeye başladığını vurguladı.  Artık topluluk önünde kadın ölümlerinin daha sık gerçekleştiğine işaret eden Günçe, “Çocuğun önünde öldürülen kadınlara çok fazla tanık olmaya başladık. Bunlar erkeğin karşısına çıkan kadının verdiği direniş üzerine şiddetini arttırdığını ve gittikçe vahşileşmesini gösteriyor. Bunun yanı sıra erkeğin kadını boyunduruğu altına sokma isteği var. Kadınlar direndikçe, erkeklerin uyguladıkları şiddette ilkelleşme görüyorum. Kadının karşısında direnmesine, tahakkümünden çıkabilmesine, bir varlık olarak görmeye alışık olmayan erkek, tahakkümünü devam ettirmek için şiddeti arttırıyor” diye konuştu.
‘Erkeği ‘tutuklanırım ya da cezaevine girerim’ diye bir düşünce durdurmuyor’
 
Kanunları değiştirmekle şiddetin önüne geçilemeyeceğine vurgu yapan Günçe, “Kendisine 20 yıl biat ettirmeye zorlamış kadının günün birinde ‘boşanmak istiyorum ve ben kendi kişilik haklarımı öğrendim senin bu yaptıklarına dayanamıyorum’ dediğinde erkeği, cezaevine girmeye ya da tutuklanmaya dair bilgiler durdurmayacak. Zaten hiçbir zaman da durdurmadı. Bu çok bütünlüklü bir politikanın görevi. Kadını özne olarak görmek ve zihinsel değişmeyi yaratmak gerekiyor. Bu sadece kanun değiştirmekle, uygulamaları değiştirmekle gerçekleşebilecek bir şey değil. Şu an bizim kanunları çok yeterli buluyorum birçok açıdan” diye konuştu.
 
‘Erkekler arkalarında devlet olmadığını bilecekler’ 
 
Erkeklerden, “Bir ömür nafaka vereceğime öldürürüm çocuğu da annemler bakar, girerim 10 yıl yatar çıkarım, kaldığım yerden hayatıma devam ederim” sözlerini duyduklarını belirten Günçe, bu zihniyetin sadece kanunla düzeltilemeyeceğinin altını çizdi. “Erkekler bilecek ki arkalarında bir devlet yok, eril tahakküm yok, iktidar yok. Devlet kadından yana, polis kadından yana o zaman bu cesareti bulamazlar” ifadelerini kullanan Günçe, tam tersine iktidarın desteklerini aldıkları için hiçbir sıkıntı hissetmediklerini söyledi. 
 
‘Cezaevine giren erkek ıslah olmuyor’ 
 
İnfaz düzenlemesi sonrası cezaevinden çıkan faillerin aynı suçu işleyeceğinin öngörüldüğünü kaydeden Günçe, “Cezaevleri erkekleri ıslah eden, içeri girdikleri suçu işleme sebeplerinden arınmalarını sağlayan, dönüşümlerinin ve değişimlerinin gerçekleştiği bir yer değil. Hatta cezaevleri kendine has bir şiddet ortamını barındırdığı için şiddetin eril kaynaklarından beslenen failler dışarı çıktıklarında daha kötü bir duruma evrilebiliyorlar ve ‘işlerine kaldıkları yerden’ devam ediyorlar” diye ifade etti.
 
‘Devlet şiddete olanak sağladı’ 
 
Kadın örgütlerinin tüm bu durumları öngördükleri için infaz düzenlemesi yasalaşmadan önce çağrıda bulunduğunu anımsatan Günçe, “Kadınlar devletin tedbir alması için sıklıkla çağrıda bulundu. Bu süreç çok bilinçli işletildi.  Biz şiddetin kökenini, toplumsal cinsiyet eşitsizliği olarak belirlersek, siz şiddet failinin dönüşümü için devlet olarak hiçbir çaba sağlamaz iseniz, tam tersi kadınların eril tahakküme daha fazla maruz kalmasına olanak verirseniz bu insan serbest kaldığı an beslendiği bu duyguyu tekrar harekete geçirecektir” diye vurguladı.
 
‘Kadınlar yasadan sonra ‘beni bulacak mı’ diye korkmaya başladı’ 
 
İnfaz düzenlemesi tartışılırken kadınların can güvenliklerinden endişe duyduklarını ve çok sayıda mekanizmaya başvurduklarının altını çizen Günçe, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kadın örgütlerine geldiler ‘beni yine bulacak mı’ dediler. Bu korkunun varlığı buna delalet eden bir şey. Neden kadın kendine yönelik işlenen bir suçtan ötürü cezaevine giren birinin çıktıktan sonra aynı suçu işlediğine dair aktif bir korkuyu alsın. Geçmiş aflardan da biz çok örneklerini gördük. Dolayısıyla kadınlar için de devlet için de ve bu yasaya ‘evet’ diyen herkes için de öngörülebilir bir durumdu. Devlet doğrudan bir şiddete yol açmasa da infaz yasasından sonra gerçekleşen tüm şiddet olaylarından sorumludur.”