Failler sığınma evlerinin yerini nasıl öğreniyor?

  • 09:05 12 Temmuz 2020
  • Güncel
Habibe Eren
 
ANKARA - Sığınmaevlerine yerleşen kadınlara ilişkin “gizlilik” kuralının ihlali söz konusu olduğunu vurgulayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Ayşegül Özadak, “Kadınların kaldıkları sığınakların yerlerinin öğrenilmesi, bu bilgiyi paylaşanın kamu görevlileri olduğunu gösteriyor” dedi.
 
Bingöl’ün Karlıova ilçesinde yaşayan, ailesi ile çevresi tarafından “Zeynep” olarak bilinen Bahar Topal, iki ay önce maruz kaldığı erkek şiddeti nedeniyle İstanbul’a giderek, sığınmaevine yerleşmek için başvuruda bulundu. Ancak başka bir eve yerleştiği belirtilen Zeynep’in kaldığı yeri öğrenen evli olduğu Osman Topal, bir hafta önce İstanbul’a giderek Zeynep’i alıp Karlıova’ya götürerek burada katletti. 
 
Zeynep’in katledilmesiyle beraber sığınmaevlerinin güvenilirliği burada kalanların bilgilerinin gizli tutulması kuralının ihlal edildiği bir kez daha kamuoyunda tartışılmaya başlandı. 
 
Türkiye’de 144 sığınma evi bulunuyor
 
Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için sığınma evleri açmak zorunda. Ancak kadın sığınmaevi sayısı, kanunda yer alan maddenin öngördüğüne kıyasla oldukça az. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne bağlı 110, belediyelere bağlı 32, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bağlı 1 ve Mor Çatı Sivil Toplum Kuruluşu’na bağlı 1 tane olmak üzere toplam 3 bin 454 kapasiteli 144 kadın sığınmaevi bulunuyor.
 
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Ayşegül Özadak, Zeynep’in katledilmesinden sonra gündeme gelen sığınma evlerinin gizlilik durumunu, kadınların sığınmaevlerinde neler yaşadıkları ve bu konuda var olan politikaları değerlendirdi. 
 
Failler sığınma evlerinin yerini nasıl öğreniyor?
 
Kadınların sığınmaevine gitmelerinin ardından erkekler ve aile üyelerinin kadınların peşine düştüğüne dikkat çeken Ayşegül, faillerin çeşitli bahaneler ve duygusal manipülasyonlarla kadınların yerlerini öğrenmeye çalıştıklarını vurguladı. Mor Çatı’yı arayarak kadınların yerini öğrenmek isteyen kişilere her defasında sığınakların yerlerinin gizli olduğunu ve bu bilgiyi paylaşmanın cezası olduğunu anlattıklarını aktaran Ayşegül, “Bir diğer yandan kadınların kaldıkları sığınakların yerlerinin öğrenilmesi bizlere bu bilgiyi paylaşan kamu görevlileri olduğunu gösteriyor” dedi.
 
‘Bir kadının yerini komiser söylemiş’
 
Yakın zamanda Mor Çatı’ya ulaşan bir kadının, kaldığı sığınağın yerini evli olduğu erkeğe karakoldaki komiser arkadaşı tarafından söylendiğini aktaran Ayşegül,  kadının bu nedenle sığınmaevinden çıkmak zorunda kaldığını ifade etti. Görevlilerin genellikle cezasızlıkla karşılaşacaklarını bildiklerinden gizlilik ilkesini ihlal etmekte sakınca görmediğini ve bu şekilde kadınların hayatlarını tehlikeye soktuğunu vurgulayan Ayşegül, “Kadınlar ise uygulamalara güvenmedikleri ve kendi hayatlarını riske atmaktan endişe duydukları için şikâyetçi olmaya çekiniyor. Bu nedenle yasanın gerektiği gibi uygulanması ve ihlallerin tespit edilerek yaptırım uygulanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘Aile birliği bozulmasın’ anlayışı kadınların hayatlarına mal oluyor’
 
Yakın zamanda AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılabileceğine dair yaptığı açıklamayı hatırlatan Ayşegül, , İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair en önemli sözleşmelerden biri olduğunun altını çizdi. 6284 sayılı kanunun da bu sözleşmenin uygulanmasına dair bir kanun olduğunu dile getiren Ayşegül, sözlerine şöyle devam etti: “Zeynep Topal cinayeti de dahil olmak üzere tüm kadın cinayetlerinden anlıyoruz ki, bu kanun uygulanmıyor. Öldürülen kadınların çoğu faili hakkında uzaklaştırma kararı olan kadınlar. Bize gelen başvurularda da kanunun uygulanmasına dair çok sayıda kötü örnekle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla var olan politikalar kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair değil şiddetin önünü açan uygulamalar haline geliyor. ‘Aile birliği bozulmasın’ anlayışını kadınların can güvenliğinin önüne koyan bu yaklaşım kadınların hayatlarına mal oluyor.”
 
‘Başvuru için şiddete uğradığını söylemesi yeterli’
 
Kadınların sığınaklara başvurma koşullarına değinen Ayşegül, başvuru için şiddete uğradığını söylemesinin yeterli olduğunu kaydetti.  Fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ve dijital şiddete uğrayan ve sığınağa ihtiyacı olduğunu düşünen her kadının çocuklarıyla birlikte sığınaklara başvurabileceğini belirten Ayşegül, “Şiddete maruz bırakılan bir kadın en yakın karakola veya şiddet önleme ve izleme merkezine başvurarak sığınak talebinde bulunabilir” dedi. 
 
‘Darp raporu talep edilmemelidir’
 
Sığınak kabulü yapılırken kadınlardan, şiddete uğradığını beyan ediyorsa darp raporu gibi kanıtların talep edilmemesi gerektiğinin altını çizen Ayşegül, “Kadınlar can güvenlikleri tehdit altında olduğu için ve/veya şiddet ortamından uzaklaşıp, şiddetsiz bir ortamda hayatları ile ilgili sağlıklı ve uzun soluklu planlar yapabilmek için sığınağa ihtiyaç duyar. Kaldıkları sürece, yaşadıkları şiddetin üzerlerinde oluşturduğu fiziki ve ruhsal etkilerden uzaklaşabilmelerini sağlayacak ve güçlenme süreçlerini destekleyecek sosyal, ruhsal ve hukuksal destekler verilmelidir” sözlerini kullandı. 
 
’60 yaşından büyük kadınlar sığınağa alınmıyor’
 
Kadınların can güvenliği riskinin yüksek olmadığı durumlarda veya ‘sıcak şiddetten’ çıkmamışsa sığınak kabulünün yapılmadığını ifade eden Ayşegül, 60 yaşından büyük kadınların ve 12 yaşından büyük oğlan çocuklarının anneleriyle birlikte sığınağa alınmadığını aktardı. Bazı şehirlerde göçmen ve mülteci kadınların sığınak kabullerinin yapılmadığını da ekleyen Ayşegül, sığınakların genel durumuna dair şu bilgileri verdi: “Kadınları desteklemek yerine, kadınları denetleyen ve kısıtlayan korumacı bir yaklaşım benimsenmekte. Güvenlik tedbirleri altında kadınların özgür iradesi yok sayılmakta. Oysaki sığınaklarda kadınların ihtiyaçlarını odağına alan ve kadınları özgürleştiren bir yaklaşım benimsenmelidir. Sığınakların kadınlar için hapishane değil, güçlenme yerleri olması gerektiği unutulmamalıdır.”
 
‘Benzeri bir şiddet ortamına giriyorlar’ 
 
Kadınların çocuklarıyla beraber kısa süreli de olsa sığınmaevlerinde kaldığı ve eve döndüğü örneklere ilişkin de şöyle konuştu: “Kadınlar şiddet ortamından çıkıp sığınaklara geldiğinde çoğunlukla onları denetleyen bir ortamla karşılaşıyorlar. Güvenlik için alınan bazı tedbirler kısıtlayıcı ve baskı içeriyor. Telefon kullanımının yasak olması, giriş-çıkış, yemek ve ortak alan kullanımlarının saatli olması gibi uygulamalar caydırıcı olabiliyor. Dolayısıyla kadınlar sığınaklarda yine benzer bir şiddet ortamına giriyorlar. Kadınların şiddetin etkilerinden uzaklaşabilmeleri ancak onları özgürleştiren ve güçlendiren yaklaşımlarla mümkündür. Böyle bir ortamda kalmaktansa, şiddet ortamına geri dönmeyi veya şiddet ilişkisinde kalmayı tercih edebiliyorlar.”
 
‘Kadın gitmek istediğinde risk analizi yapılmalı’
 
Tüm bunların yanı sıra, erkeklerin uyguladıkları şiddetten ötürü pişman oldukları ve özür diledikleri zaman kadınların bu ilişkide kalmaya devam edebildiğini aktaran Ayşegül, “Kadınlar ilişkinin değil, şiddetin bitmesini istedikleri için bu aşamada özrü kabul ederek ilişkide kalmaya devam edebilirler veya ilişkiye dönebilirler. Bu sebeple sığınakta kalan bir kadının kendisinin sığınaktan çıkmaya karar verse dahi güvenlik planının yapılması ve risk analizi sonucunda hayati tehlike görüldüyse bu konuda önlem almak için kadının yönlendirilmesi gerekiyor” dedi. 
 
‘Türkiye’de sığınak sayısı yetersiz’
 
Sığınakların hem sayısal olarak hem de nitelikleri açısından kadınların ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olmadığını belirten Ayşegül,  çalışan personel sayısının kadınlara destek verebilecek kapasitede olmadığını aktardı. 
 
Sığınakta kalma süresinin kadınların ihtiyacına göre değişebildiğini, her kadının kendi ihtiyacına ve hedeflerine göre sığınaktan çıkış planı yapılması, sonra da güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurgulayan Ayşegül, “Kadınlar şiddet ortamından uzaklaşsalar bile faillerinin ısrarlı takibine uğramaya devam ediyorlar. 6284 sayılı kanunun uygulanması bu açıdan çok önemli. Kadınların şiddetsiz bir hayat kurabilmeleri için güvenliklerinin sağlanmasının yanı sıra, sosyal desteklerden de yaralanabilmeleri gerekiyor. Ekonomik olarak kadınlar oldukça zorluk çekebiliyorlar. Bu anlamda sosyal politikaların kadınları destekleyici olması gerek. Örneğin çocuklu kadınların çalışabilmeleri için kreş desteğinden faydalanabilmeleri gerekir. Dolayısıyla kreş sayılarının arttırılması çok önemli bir yerde duruyor. Ancak tüm bu destekler sağlanabildiğinde kadınlar bağımsız ve şiddetten uzak bir hayat kurabiliyorlar” ifadelerini kullandı.
 
‘Sığınaklar kadınların hakkıdır’
 
“Sığınaklar kadınların haklarıdır. Sığınakların güvenilir yerler olması sağlanmalı fakat bu yapılırken de kadınları baskı altına alan ve denetleyen bir yaklaşım uygulanmamalıdır” diyen Ayşegül,  şiddetin sorumlusunun şiddeti uygulayan erkek ve onu cezasız bırakan devlet politikaları olduğunun unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.