'Rojava sistemimizin bozulmasına izin vermeyeceğiz'

  • 09:06 17 Temmuz 2020
  • Güncel
Dîcle Demhat
 
KOBANÊ - 9’uncu yılını dolduracak olan Rojava Devrimi’ne tanık olan kadınlar, BAAS Rejiminin bölgede hakim olduğu süreci hatırlatarak, “Büyük bedeller vererek bu devrimi oluşturduk. Kimsenin sistemimizi bozmasına izin vermeyeceğiz” dedi. 
 
Suriye’de Kürtler öncülüğünde 19 Temmuz 2012’de rejime karşı başlatılan Rojava Devrimi 9’uncu yılına giriyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın demokratik özerklik paradigmasının hayat bulduğu bölgede devrime kadınlar öncülük etti. Sadece siyasi ve toplumsal alanda kendini sınırlamayan kadınlar, askeri gücünü de oluşturdu. Kuzey ve Doğu Suriye’nin bütün bölgelerinde kadınlar, özgür bir toplum ve özgür bir kadın kimliği için mücadelelerini durmaksızın sürdürdü. 9 yılda kadın çalışmalarının geldiği aşamayı, topluma yansımasını ve şuan ki durumunu Fırat Bölgesi Adalet Meclisi Eşbaşkanı Nesra Xelil ve Fırat Bölgesi Hawar Haber Ajansı (ANHA) muhabiri Dicle Ehmed ile konuştuk. 
 
‘3’üncü yol çizgisi esas alındı’
 
Halkların devlet sistemine karşı ayaklandığını dile getiren Fırat Bölgesi Adalet Meclisi Eşbaşkanı Nesra Xelil, devrim sonrası toplumsal örgütlenmenin esas alındığını söyledi. “Her bölge kendi özerk yönetimini oluşturup, Önder Abdullah Öcalan’ın belirlediği 3’üncü yol çizgisini esas alıp çalışmalarımızı başlattık” diyen Nesra, “Devrimin neticelerini bütün dünya gördü. 19 Temmuz devrimine kadınlar öncülük ettiği gibi, DAİŞ savaşında da kadınlar öncülük rollerini üstlendiler. Rojava’da kadınlar öncülük misyonunu devraldı ve ‘Rojava Kadın Devrimi’ olarak tarihe adını yazdı. Devrimden sonra da kadınlar her alanda askeri, diplomasi, siyasi, toplumsal, özerk yönetim gibi kurumlarda yer aldı. Her ne kadar şuan bir saldırıyla karşı karşıya olsak bile kendi oluşturduğumuz sistem üzerinden çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Büyük bedeller vererek bu devrimi oluşturduk. Kimsenin sistemimizi bozmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. 
 
‘Kadın yasalarıyla mahkemelerimizi yürütüyoruz’
 
BAAS Rejimi döneminde adalet alanında yer alan kadın sayısının az olduğunu dile getiren Nesra, rejim döneminde var olan kanunlarda kadının hep ezilen ve sömürülen olduğunu belirtti. Nesra, kadın kurumlarının yok denecek kadar az olduğunun altını çizerek, rejim sonrasındaki dönemi şöyle anlattı: “Rejim döneminde aşiret adaleti daha çok işlenmekteydi. 19 Temmuz’dan sonra devrimin oluşmasıyla kanunlar değişti. Toplumsal Halk Adalet Divanları oluşturuldu. Adalet alanında kadınlar daha çok esas alındı. Her alanda değişimler oldu ve bu değişimler adalette de oldu. Toplumsal Halk Adalet Divanı, Sulh Divanları ve Adalet Mahkemeleri oluştu. Adalet Mahkemeleri’nin projelerinde kadınlar da yerini aldı. Şuan ki Adalet Divanlarında özgür eş yaşam çerçevesini esas alıp her iki cins arasında herhangi bir ayırım yapmaksızın mahkemelerimiz işlevini yerini getiriyor. Adalete bağlı olarak kadın kurumları da gelişti. Sara Kadın Örgütü, Mala Jin, Kadın Adalet Meclisi vb. örgüt ve derneklerle olan ortak çalışmalarımızda kadın yasaları ve haklarına yer veriliyor. Kadın adaletinin gelişmesindeki önemli etkenlerden biri de kadın dernekleri, akademileri ve örgütlülüğüdür. Eskiye oranla Adalet Divanı’nda çalışan kadınların sayısı da arttı.”
 
‘Zorlu koşullarda gazetecilik yapıyorduk’
 
Bölgede uzun süredir gazetecilik yapan ANHA muhabiri Dicle Ehmed de rejim sürecinde basın çalışmalarının zayıf olduğunu dile getirdi. Basın çalışanlarının rejimin baskısı altında olduğunu söyleyen Dicle, “Çok az bir teknik ve en fazla iki çalışanla çalışabiliyorduk. Tekniğimiz rejimin eline geçmesin diye hep saklamak zorundaydık. O dönemin koşullarında zorlanmalar oluyordu. Evlerde çalışmak zorunda kalıyorduk. Birçok ailede yakalanmasınlar diye bizi evlerine almıyordu. Rejime karşı olan yürüyüşler, Newroz ve Kürtler için önemli günlerin kutlamalarını gizliden takip ederdik. Sahte siteler açıp yayınlardık. Kobanê merkezinde rejim tarafından gazeteciler gözaltına alınmıştı ve bu da halk arasında bir korku yaratmış, çalışmalarımız daha da zorlaşmıştı. Yeşil, sarı, kırmızı renklerde olan kumaşlar ya da her üç rengin bir arda olması yasaktı. Kürtçe ana dilimiz yasak, tek dil olarak Arapça konuşmak zorundaydık. Rejim tarafından yapılan bütün baskılar halkı artık bezdirmişti” sözleri ile rejimin bölgede hakim olduğu döneme değindi. 
 
‘Kameralarımızla beraber anı anına devrime şahitlik ettik’
 
Kobanê’nin tarihe adını devrim mücadeleleriyle yazdırdığını belirten Dicle, 19 Temmuz devriminin ilk kıvılcımlarının da Kobanê’de ortaya çıktığını ifade etti. Dicle, Kobanê’nin birçok tarihi direnişe, mücadeleye ve zaferlere öncülük ettiğini dile getirererek şöyle konuştu: “19 Temmuz direnişinin başladığı dönem gazeteci olarak tekniki açıdan her ne kadar zorlanmamız olsa da yaşananları bütün dünyaya yayma çabası içerisindeydik. ANHA, Ronahi TV ve diğer Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan kanallarımız olmadığı için Fırat Haber Ajansı’na çalışıyorduk. 19 Temmuz’dan sonra her alan kendi kurumlarını açtı. Gazeteciler olarak bizim için hayal olan basın-yayın kurumlarımızı açtık. Halkın mücadelelerine, direnişlerine ve elde ettiği kazanımlarını bire bir takip edip, bu devrime şahitlik ettik. Rejim döneminde iki kişi basın -yayın alanında çalışırken, devrimle beraber açtığımız basın yayın kurumunda sayı fazlalaştı ve en çokta kadınlar bu alanda yer aldılar. Bununla beraber ANHA, Ronahi TV, kadın ajansı ve televizyonu, her kentte radyo yayınları açıldı. Rojava TV, Minbic TV, Elyum TV vb. kanallarda Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan halklar için açıldı. Televizyon, ajans ve radyoda çalışanların çoğu kadındı ve öncü misyonundaydılar. Basında bu süreçte kendi devrimini yaptı. Bu tarihi sürece şahitlik eden onlarca arkadaşımızı şehit verdik. 19 Temmuz sürecinden DAİŞ, El-Nusra ve yıllardır Türkiye’nin saldırılarına bire bir şahitlik eden yoldaşlarımızı uğurladık. Şehid Dilişan, Rizgar, Mustafa, Eylül, Dilovan ve onlarca gazeteci arkadaşımız bu devrime şahitlik yapmıştı. Rojava Devrimi’nin sesi olduğumuz gibi kadının sesi ve halkın sesi olmaya devam edeceğiz. Kameralarımızla beraber her zaman bu halkın sesi ve gözü olacağız.”