Pervin Buldan: Kürt sorunu AKP-MHP’ye bırakılmayacak kadar hayatidir

  • 18:41 17 Temmuz 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - HDP’nin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Demokrasi Buluşmaları”nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Toplumsal barışın tesisi için sorumluluk almaya hazır olduğumuzu halklarımızın ve tüm Türkiye kamuoyunun bilmesini isteriz. Kürt sorunu, AKP-MHP çözümsüzlük ittifakının insafına bırakılmayacak kadar hayatidir” sözlerine vurgu yaptı. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) “Demokratik Mücadele Programı” kapsamında “Savaşa karşı barış ve yoksulluğa hayır” şiarıyla Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesi Ofis semtimde bulunan bir parkta “Demokrasi Buluşması” gerçekleştirdi. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Satiye Ok, HDP’li milletvekilleri, Kürt partileri temsilcileri ve partililer katıldı. Buluşmada yapılan açıklamada, “Hep birlikte hukuk ve insan hakları için buluşuyoruz” pankartı açıldı.
 
‘Siyaset meydanını terk etmeyeceğiz’
 
Buluşmada konuşan Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, Şırnak’ta ve Batman’da kadın ve çocuklara yönelik istismar ve tecavüz olaylarına değinerek, “Çocuklarımıza, kadınlara saldırılar gerçekleşiyor. Hükümete sesleniyoruz: Kürt halkının en büyük değerleri kadınlar ve çocuklardır. Bu kirli siyasetten vazgeçin” dedi, ulusal birlik için de çağrıda bulundu.
 
İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) adına konuşan Ahmet Kaya ise müzakereden kaçan bir yönetimle karşı karşıya olduklarının altını çizerek, “Türkiye’nin hangi sorununu konuşursak konuşalım, karşımızda yıkım manzarası var. Medya hiç konuşturmayan, kendin çal kendin oyna tek sesli bir medya. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu siyaset meydanını asla terk etmemeliyiz” ifadelerini kullandı.
 
‘Ortak gelecek için mücadele ediyoruz’
 
Ardından açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP’nin bir süre önce başlattığı, “Demokratik Mücadele Programı”nın ikinci aşaması kapsamında Diyarbakır’da “savaş politikalarına birlikte karşı çıkmak, barış ve çözüm taleplerini birlikte dile getirmek için buluşma gerçekleştirdiklerinin” altını çizdi. Pervin, “1 Haziran’da açıkladığımız demokratik tutum belgemizle, demokratik mücadele programımızı başlattık. Edirne ve Hakkari’den Ankara’ya darbeye karşı demokrasi yürüyüşümüzü tamamlamış olduk. Yürüttüğümüz Demokratik Mücadele Programı sadece iktidarın politikalarına itirazla sınırlı değildir. Gerçek bir demokrasiyi ve ortak geleceği hep birlikte inşa etmek için mücadele ediyoruz” sözlerine yer verdi.
 
‘Tüm kesimler ile demokratik buluşma gerçekleştirdik’
 
İktidarın politikalarından rahatsız olan, demokrasi ve adaletten yana olan herkesle ortak mücadelede buluşmayı hedeflediklerini belirten Pervin, “Kamuoyu ve halkımızın da ilgiyle izlediği üzere, darbeye karşı demokrasi yürüyüşümüzün iktidarın kuşatması altında nefes alma ve çıkış yolu arama oldu. Sadece topluma nefes aldırmayla sınırlı olmayan, ses olan, değişimin öncülüğünü başlatan umut ve heyecanı büyüten bir yerden başlattık. Demokrasi, özgürlük, adalet daha fazla konuşulmaya, talepler daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlandı. Bu mücadeleyi daha fazla büyütme zamanıdır. Herkese yönelen iktidar baskısı ve savaş politikaları karşısında omuza karşı durmak zorundayız. Demokrasi, barış ve özgürlükler mücadele edilerek kazanılır. Bu inançla yola çıktık ve yürüyoruz. Meclis’te 7 Temmuz’da tüm grubumuzla yaptığımız açıklamayla, Demokratik Mücadele Programımızın ikinci aşamasını başlattık. Türkiye’nin demokratik, vicdani olan tüm kesimlerle demokratik buluşmaları gerçekleştirdik” dedi. 
 
Pervin, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:
 
‘Kürt sorunu önemli bir sorun olarak karşımızda’
 
“Bugün Diyarbakır’da olmamızın nedeni iktidarın savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkmak, savaşa karşı durmak ve hep birlikte barışı haykırmaktır. Kürt sorunu Türkiye’nin en önemli sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Ülkedeki demokrasi, adalet ve özgürlükler sorunu, Kürt sorunu birbiriyle bağlantılı sorunlardır. Biri çözülmeden diğeri de çözüme kavuşamayacaktır. Kürt sorunu çözülmeden, demokrasi, adalet ve özgürlükler sorunu da çözülmeyecektir. Yıllardır tüm bu sorunları demokratik temelde çözmek için yaşamın her alanında halkımızla birlikte büyük bir mücadele yürütmekteyiz. Demokratik geleceği yaratmanın mücadelesini veriyoruz. Barış içerisinde yaşamanın ortamını tesis etmeye çalışıyoruz. Barıştan korkan iktidar aklı, sorunları diyalog ve müzakere ile çözmek varken, güvenlikçi politikalara sarılarak, demokrasiyi zehirlemekte, umutları bir bir karartmaktadır.
 
Faturayı herkes ödemektedir
 
Sınır içinde demokrasiyi büyütmek, siyaset yollarını, barış kanallarını açmak yerine sınır ötesinde askeri operasyonlar yönelmek 1987’den bu yana gelmiş geçmiş tüm iktidarların başvurduğu ancak sonuç alamadığı bir yol olmuştur. Kürt sorunu şiddet politikalarıyla bastırma politikası, siyaset ve devlet aklının ezberi olmuştur maalesef. Bu ezberden çıkamıyorlar, defalarca denenmiş ancak sonuç alınmamış yollardan geri dönüş yapmıyorlar. Bunun faturasını da Kürt’üyle Türk’üyle, 7’den 70’e herkes ödemektedir. Demokrasinin tarihsel değerini bilmeyen bir zihniyet her gün gencecik bedenler toprağa düşerken ‘bir mermi kaç para’ diye sormaktadır. Yaşamı değil, ölümü kutsamak, ölümler üzerinden iktidar inşa etmek bu ülke halklarına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu zihniyet bizi her gün yeni acılarla baş başa bırakmaktadır.
 
Kendi varlıklarını Kürt karşıtlığına bağlamışlardır
 
Biliyorsunuz; özellikle son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye başta olmak üzere hava operasyonları devam etmektedir. Bu operasyonlarda en çok siviller zarar vermektedir. Kobanê'ye yapılan hava operasyonunda 3 Kürt kadın siyasetçi bombalarla katledildi. Buradan bu üç Kürt kadın siyasetçiyi saygıyla anıyorum. Bizler Kürt kadın siyasetçilere dönük bu katliamları ve arkasındaki zihniyeti Paris ve Silopi’den çok iyi biliyoruz. Aynı katliamı Kobanê’de gerçekleştirdiler. Bu operasyonlar Kürt halkına, demokratik yaşam hakkı tanımayan Kürt düşmanlığının bir sonucudur. Kürt halkının seçtiği belediyeleri gasp eden, seçme seçilme hakkını ortadan kaldıran, Kürt halkına demokratik siyaset yollarını kapatmaya çalışan, Kürt halkının Kuzey Doğu Suriye’de halklar ile ortak gelecek kurma mücadelesini engellemeye çalışan geleneksel devlet ve iktidar aklının tek bir amacı vardır; o da Kürt halkını bu yüzyılda da statüsüz ve geleceksiz bırakmaktır. Kendi varlığı ve bekasını Kürt karşıtlığına ve Kürtlerin statüsüzlüğüne bağlayan ve tekçi ve retçi akıl halkların geleceğini açıkça tehlikeye atmaktadır.
 
Sistemi çözümsüzlük siyaseti üzerine kurdular
 
2013-2015 sürecinde Sayın Öcalan ile İmralı'da bir diyalog ve görüşme süreci yürütüldü. Bizler de HDP’nin İmralı heyeti olarak bu süreçte önemli bir rol üstlendik. İmralı’ya her gidişimiz, yaptığımız her görüşme, çözüme dair umutları artırmış, barış umutları gerçekten büyümüştü. Sağlanan çatışmasızlık ortamı ile kayıplar son bulmuş gözyaşları dinmişti. Herkes rahat bir nefes almaya, geleceğe güvenle bakmaya başlamıştı. Çözüme az da olsa yaklaşılmıştı. Türkiye kamuoyu da bu barış sürecini sahiplendi ve destekledi. Kürt halkı barışın en güçlü iradesi olarak bu süreçte rolünü bir kez daha oynadı. Bu diyalog sürecinin müzakereye evrilmesi için belli bir aşamaya gelinmişti. 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı ile bu sürecin ilerletilmesi konusunda Sayın Öcalan, güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuştu. Ancak ne var ki iktidar, devlet içinde kurduğu gizli ittifaklarla bu süreci tersine çevirdi. Barış umutlarını söndürdü, çözüm yollarını tıkadı. Bunun sonucu olarak ülke şiddet ve darbe ortamına ülke sürüklendi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini çözümsüzlük siyaseti üzerine kurdular. Çözüm masasını devirdikleri gün tekçilik sisteminin anlaşmasını yaptılar. 
 
Tarihin en büyük krizlerini yaşamaktadır
 
Hem Türkiye hem de Suriye barışının gelişmesi için çok değerli çabalar ortaya koyan Sayın Öcalan'a 5 Nisan 2015'ten bu yana ağırlaştırılmış tecrit uygulanmaktadır. Tecrit, çözüm ve barış iradesine, tüm bu coğrafya halklarının barış ve demokrasi içinde yaşama isteğine yöneltilmiş sistemli bir yıkım politikasıdır. Ulus devletlerin Suriye başta olmak üzere Ortadoğu'da sürdürdüğü hegemonya politikalarına tecrit ve savaş politikaları ile dahil olan siyasi akıl, 5 yıldır bu ülkeyi en büyük krizlerin içine sürükledi. Diyalog sürecinin bitirildiği 5 yıldan bu yana Türkiye, tarihinin en büyük siyasi, ekonomik, toplumsal krizini yaşamaktadır. Halklar, iktidarın yarattığı bu kriz ortamını yaşamak zorunda değildir. Bu coğrafya kan ve gözyaşına mahkum değildir. Savaş yıkımdır, daha fazla acı ve gözyaşıdır. Savaş kriz, toplumsal çöküştür. Savaş açlık, sefalettir. Savaş geleceği ve umudu yok etmektir, toplumu nefessiz bırakmaktır.
 
Barış ve huzurun yolu müzakereden geçmektedir
 
Yıllardır içimizi kanatan, canlarımızı bizden koparan bu savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkmalı, hep birlikte 'savaşa hayır' demeliyiz. Toplumun en temel talebi bu şiddet ortamının son bulmasıdır. Bu talebin iktidar tarafından mutlaka ama mutlaka görülmesi gerekmektedir. Barış ve huzurun yolu müzakere ve diyalogdan geçmektedir. Demokratik siyaset bunun için vardır.
 
Toplumsal barışın tesisi için sorumluluk almaya hazırız
 
HDP kurulduğu günden bu yana bu meselenin çözümü için önemli rol oynamış, bedel ödemiş bir partidir. Biz sorunların diyalog ve barış ile çözüleceğine inancımızı bir kez daha ifade ediyor ve aynı noktada olduğumuzu kararlılık ile ifade etmek istiyoruz. Toplumsal barışın tesisi için sorumluluk almaya hazır olduğumuzu halklarımızın ve tüm Türkiye kamuoyunun bilmesini isteriz. Kürt sorunu, AKP-MHP çözümsüzlük ittifakının insafına bırakılmayacak kadar hayatidir. Ancak şunu da net bir biçimde ifade etmek isterim; Kürt sorunu, adalet, insan hakları ve demokrasi sorunu gibi bu ülkenin en temel sorunlarının çözümü AKP-MHP çözümsüzlük ittifakının insafına bırakılmayacak kadar hayatidir. En nihayetinde karşımızdaki ittifak çözümsüz bıraktığı tüm sorunların varlığı üzerinden tehdit algısı yaratarak daha fazla otoriterleşmeye yönelmekte, tekçi iktidarını pekiştirmektedir. Barış meselesini, hak ve özgürlük meselesini terör sorunu olarak lanse eden iktidar anlayışı, buradan ürettiği güvenlik ve beka söylemi tüm toplumu, siyaseti, sivil demokratik alanı kuşatma altına almaktadır. 
 
Çözümsüzlük bu toprakların kaderi olmaktan çıksın
 
Bu kuşatmayı yırtmanın, kırmanın yolu, Edirne'den Hakkari'ye barışı daha fazla sahiplenmekten, çözümsüzlüğe karşı toplumsal itirazları daha fazla büyütmekten geçer. Barışı toplumlar sağlar, çözümü toplumların ortak mücadelesi gerçekleştirir, demokrasi birlikte mücadele ile kurulabilir ancak. Tüm Türkiye kamuoyu, canından, cebinden, sofrasından, geleceğinden her gün çalan bu savaş politikalarına karşı ‘savaş istemiyoruz, barış istiyoruz’ demelidir. Barış ortamını hep birlikte yaratalım, barış içinde eşit ve özgür geleceği hep birlikte kuralım. Barış politikalarını yaşamın her alanında daha fazla büyütelim. Yıllardır bu savaşın acısını yaşayanlar olarak bir araya gelelim, barışta buluşalım ki bizleri birleştiren sevinç gözyaşları olsun. Halklar olarak barışın sesini öyle yükseltelim ki çözümsüzlük bu toprakların kaderi olmaktan çıksın. Barışla kalın, barışla kalalım.”
 
Açıklamanın ardından buluşm “Faşizme karşı hep birlikte”, “Tecavüze karşı hep birlikte” ve “Bijî berxwedana HDP’ê” sloganları ile son buldu.