Cumartesi Anneleri: Cezasızlık politikasından vazgeçin

  • 13:34 18 Temmuz 2020
  • Güncel
İSTANBUL- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 799’uncu haftasında devletten cezasızlık politikasından vazgeçmesini istedi. 
 
Cumartesi Anneleri “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri eylemlerinin 799’uncusunu, koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirdi. Eylemde, 20 Temmuz 1992 günü işe gitmek üzere İstanbul Tarabya’da bulunan evinden ayrılan ve bir daha geri dönmeyen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu. 
 
‘Yaşadığım müddetçe devletten hesap soracağım’
 
Eylemde ilk olarak kaybedilen Hasan’ın kızı Deniz Gülünay söz aldı. Babasının akıbetini 28 yıldır sorduklarını belirten Deniz, devletin kaybettiği yakınlarını arama mücadelelerinin kuşaktan kuşağa devam ettiğini kaydetti. Kaybedilen yakınlarının artık gelmeyeceğini, bir mezarlarının dahi olamayacağını düşünmenin kendilerinde yol açtığı travmaya dikkat çeken Deniz, mücadeleye sarılmalarının kendilerini güçlü kıldığını ifade etti. Birlik ve beraberliğin en güzel yaşandığı adres olarak Cumartesi Anneleri’ni işaret eden Deniz, “Mevsimlere, aylara, yıllara sığmayan bir mücadele verdik ve hala vermeye devam ediyoruz. Yaşadığımız bunca baskı, gözaltı, yok sayma ve yasaklamalara rağmen devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızı aramaktan vazgeçmedik” dedi.
 
Deniz, babasını arama mücadelesindeki kararlılığını ise, “Ben yaşadığım müddetçe Hasan Gülünay’ın hesabını devletten soracağım ve ismini, katillerini unutturmayacağım” sözleriyle ifade etti.
 
‘Tam bir cezasızlık örneği’
 
Ardından söz alan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı ve aynı zamanda dava avukatı Gülseren Yoleri, Hasan’ın kaybedilişiyle ilgili yaşananları “tam bir gözaltında kaybetme klasiği” olarak tanımladı. Hasan’ı gözaltında görenlerin anlatımlarının olmasına karşın daha sonra yalanlandığını söyleyen Gülseren, Cumhuriyet Savcısı’nın etkin bir soruşturma yürütmeksizin 20 yıl boyunca zamanaşımı süresini beklediğini ve dosyanın zamanaşımıyla düşürülmesine karar verildiğini kaydetti. Davanın aile tarafından daha sonra Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındığını ve burada  “ Yaşam hakkının ihlal edildiğini ve etkin soruşturma yürütülmediğine” hükmettiğini ancak dosyanın etkin bir soruşturma yapılması amacıyla yeniden Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesi üzerine dosyanın bu kez de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gönderildiğini ve 2016 Kasım ayından bu yana görülmeyi beklediğini aktardı. Gülseren, “Tam bir cezasızlık örneği. Ortadaki pek çok gerçeğe, beyana ve delile rağmen bu dosyada da kayıp Hasan’ın akıbeti karanlıkta bırakılmaya çalışılıyor. Ancak hem hukuki yönden hem de toplumsal mücadelenin gücüyle yürütülen çalışmalarla devletin bu cezasızlık politikası son bulacağına inanıyorum” diye konuştu.
 
‘Adalete ulaşılamıyor’
 
Eylemin bu haftaki açıklamasını ise Cumartesi İnsanı Ümit Teker Dişli okudu. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasının, hukukun üstünlüğünün sağlanmasının ancak geçmişte yaşanan ağır insan hakları üzerindeki cezasızlığın son bulmasıyla mümkün olabileceğini vurgulayan Ümit, Türkiye’de cezasızlığın bir devlet politikası haline geldiğini kaydetti. Ümit, “Devletin politikaları ve eylemlerinden doğan gözaltında kaybetmeler yine devletin kurumlarının iş birliği içinde örtbas ediliyor. Devlet anayasal hükümlülüklerini yerine getirmediği için cezasızlık zırhı aşılamıyor. Bunun sonucunda da ne gözaltına kaybedilen insanımıza ne de adalete ulaşılamıyor” dedi. Ümit ayrıca devletten cezasızlık politikasından vazgeçmesini istedi.
 
Ümit devamında Hasan’ın kaybediliş hikayesini şu sözlerle dile getirdi: 
 
“1992’nin Mayıs ayında Artvin İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden, İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’ın kimliği çıktı. Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Hasan Gülünay polis kayıtlarına geçti. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Hasan, 20 Temmuz 1992’de Tarabya’daki evinden iş yerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.
 
‘Hasan Gülünay sağ içerde’ bilgisi ulaştı
 
Başvurdukları savcılık ve İstanbul Emniyeti aileye; Hasan Gülünay’ın gözaltında olmadığını, arandığını söyledi. Ancak aile memleketlileri olan üst düzey bir emniyet yetkilisinden ‘Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar’ bilgisini aldı ve bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu. Hasan ile aynı tarihlerde İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık, yüzünü görmediği bir kişinin işkencede ‘Ben Hasan Gülünay, beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar’ diye bağırdığını açıkladı.
 
‘Kovuşturmaya yer yok’ kararı
 
Aylarca kampanyalar yürüten, tüm resmi mercilere başvuran, İçişleri Bakanı ile görüşen ve konuyu TBMM’ye taşıyan aile bir sonuç alamadı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle 31 Ekim 2012’de kavuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya daha sonra önce Anayasa Mahkemesi’ne ardından ise AİHM’e taşındı. Dosya Kasım 2016’dan bu yana görülmeyi bekliyor.”