Gazeteci Çağla Geniş: Temel sorun ‘özgürce yazamamak’!

  • 09:01 23 Temmuz 2020
  • Güncel
Gülşen Koçuk
 
HABER MERKEZİ - Türkiye koşullarında gazetecilerin temel sorununun “özgürce yazamamak” olduğunu kaydeden İzmir İLKSES gazetesi muhabiri Çağla Geniş, yerelde çalışan gazeteci kadınların sorunlarına dair ise şu değerlendirmeyi yapıyor: “Birçok başarı elde etmelerine rağmen, genelde dış görünüş ve kişisel yaşam ile ön plana çıkarılıyorlar. Başarılı olduklarında kızgınlık topluyorlar, takdir değil.”
 
Dünyanın birçok yerinde neredeyse her dönem baskı altında mesleklerini yürüten gazeteciler için Türkiye ve bölgede yaşadıkları baskı politikaları da pek yabancı değil. Sansür de bu uygulamalardan birisi. Osmanlı döneminde uygulanan sansür, 24 Temmuz 1908 tarihinde kaldırılmış olsa da uygulamanın fiili olarak bugün de devam ettiğini söylemek mümkün. Ancak, sembolik ve ironik de olsa sansürün kaldırıldığı gün, 10 Haziran 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından "Basın Bayramı" olarak kabul edilir. Sansürün ve çeşitli baskı uygulamalarının bugün de devam ettiği Türkiye koşullarında gazetecilik yapmayı, yerelde gazeteci olmayı, İzmir İLKSES gazetesi muhabiri Çağla Geniş’e sorduk.
 
* Kendinizi tanıtır mısınız?
 
İzmir doğumluyum. 2015 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema ve TV Bölümü’nden mezun oldum. O dönem gazetecilik aklımda yoktu. Ama şu an ‘iyi ki’ diyorum. Yaklaşık 5 yıldır İzmir’de yerel bir gazetede (İLKSES Gazetesi) muhabirlik yapıyorum. Ağırlıklı olarak, aslında içinde bolca siyaset de olan yaşam haberleri yapıyorum; kadınlar, mülteciler, engelliler…
 
* Size göre gazetecilik nedir? Türkiye koşullarında gazetecilik tanımını nasıl görüyorsunuz? 
 
Bir öğretmen kadar öğretici, bir mülki amir kadar yaptırım gücüne sahip olan gazetecilik, öncelikle doğru ve dürüst icra edilmesi gereken kutsal bir meslek. Gazetecilik yaparken ticari kaygılar değil, kamu yararını esas almalı. Türkiye koşullarında gazetecilerin temel sorunu ise özgürce yazamama ve medyadaki tekelleşme. Ki bu sorun da demokrasiyle paralel ilerliyor. Ancak mesleğin yaşadığı bir itibar kaybı da var. Bunda ise ilkesiz gazetecilerin rolü büyük; maalesef gazetecilik değil, daha çok reklamcılık tarzı gazetecilik yapıyorlar.
 
* Mesleğinizi icra ederken kaygı yaşıyor musunuz? Örneğin “Bu konuyu işlersem, hedef alınabilirim”, “Bu haberi yapmam sakıncalı olabilir” gibi.
 
Hayır yaşamıyorum. Kişiliğimde bu tür kaygılara yer yok. Olsaydı zaten bu kıyafeti üzerime giymezdim. Kaygı yaşamıyor oluşumda çalıştığım yerin etkisi de büyük elbette. Çünkü kurum adlarıyla isim yapmak yerine ‘özgürlük’ gibi bir konforu seçtim. Çalıştığım kurum bana yaptığım haberler noktasında bu özgürlük alanını sağlıyor.
 
* Bu sorumla bağlantılı olarak gazetecilik etiğine değinmek istiyorum. Türkiye’de gazetecilik yaparken mesleki ya da bireysel kaygılar ile gazetecilik etiği arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyor muyuz sizce?
 
Gazetecilik, etik kuralları içerisinde bulunduğunuz kentten halkın doğru haber alma hakkını teslim etmektir. Gazeteci, erkin değil halkın çıkarlarını gözetir. Ama gazetecilik etiğini bir kenara bırakıp bireysel kaygılarının peşinden gidenlerin sayısı oldukça fazla. En azından yaşadığım kent özelinde gözlemim bu. Ve çoğu bunu yaparken utanıp sıkılmıyor, rahatsızlık duymuyor. Bu daha acı sanırım.
 
* Yerelde gazetecilik yaparken, nelerle karşılaşıyorsunuz/karşılanıyorsunuz?
 
Türkiye’de gazetecilik yapmak her geçen gün daha da zorlaşırken, bu işi yerelde gerçekleştirmek daha da zor elbette. Yerel gazetelerin en büyük gelir kaynakları belediye reklamları. Yaşadığım kent İzmir’de bir gazeteyi incelediğinizde belediye ilanlarını sayfaların çeşitli noktalarında görmek mümkün. Bu yanlış değil elbette. Yanlış olan, gazetelerin reklam ve ilan ilişkisi nedeniyle kendilerine oto sansür uygulayacak konuma gelmeleri. Bir belediye ilanı yayınlayan gazete, o belediye başkanı hakkında olumsuz haber yapmaktan kaçınıyor. Yerelde gazetecilik adeta bülten gazeteciliğine döndü. İnsanlar büroda oturarak, gazeteyi sahaya inmeden çıkarabiliyor. Bu da bizim gibi sahada çalışan, emek harcayan kişilere zarar veriyor. Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi kentimizde de yerel basın birilerinin baskısı altında, haberler üzerinde basın-siyasetçi-işadamı ilişkileri önemli rol oynamakta.
 
* Sendikal örgütlenmeye değinecek olursak, sendikal örgütlenmenin yerelde gazetecilik yapanlara ulaşabildiğini düşünüyor musunuz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Ayrımcılık, eşitsizlik, baskı, sansür, işten atma ve ekonomik zorluklara karşı sendikal örgütlenme oldukça önemli. Ancak sendika yöneticilerinin, sektörde çalışanların yaşadığı sorunlara duyarlı olduğunu düşünmüyorum. 5 yıldır muhabirim, -ki sendikaya üye olup olmamam önemli değil- şimdiye kadar hiçbir yönetici yanımıza gelip, bizi ve sorunlarımızı dinlemedi. Ama bir olumsuzluk yaşandığında, mail gruplarından kınama metinleri geçmekse sendikacılık, o konuda oldukça başarılılar!
 
* Eril ve baskıcı bir toplum-siyaset düzeninde kadınlar olarak hem “yaşamanın” mücadelesi;  hem de gazeteciler olarak da gerçekleri açığa çıkarma mücadelesi verildiği fikrine katılır mısınız? 
 
Türkiye’de kadın olmak zor. Kadın gazeteci olmak daha da zor... Ülkemizde kadınlar, kendi kimliklerini oluşturabilmek ve ona sahip çıkabilmek için hala ciddi bir mücadele vermekte. Medya da bu anlamda, kadın için önemli bir mücadele alanı. Bir yandan emek üretirken bir yandan da cinsiyet ayrımcılığı ile mücadele etmek zorundalar her gün. Birçok başarı elde etmelerine rağmen, genelde dış görünüş ve kişisel yaşam ile ön plana çıkarılıyorlar. Erkek meslektaşları tarafından da egosantrik davranışlara maruz kalıyorlar. Başarılı olduklarında kızgınlık topluyorlar, takdir değil.
 
* Bugün sansürün kaldırılması vesilesiyle Basın Bayramı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de “Basın Bayramı”nın karşılığı nedir?
 
Hala basın üzerindeki baskılara dikkat çektiğimiz ve gazeteciler için özgürlük talep ettiğimiz bugünlerde, Basın Bayramı’nın Türkiye’deki karşılığı anca kara bir tablodur. Gazetecilerin düşünceleri ve haberleri nedeniyle hedef gösterilmediği, işten atılmadığı, gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı bir Türkiye’de 24 Temmuz’u bayram olarak yaşayabilmeyi diliyorum.
 
* “Basın Bayramı”nda Türkiye’de ve bölgede çalışan meslektaşlarınız için neler söylemek istersiniz?
 
Her şeyden önce büyük dayanışma ağı örmemiz gerektiğine inanıyorum. Gazetecilerin bugün içinde bulundukları bu durumu değiştirebilmesinin yolu bir araya gelmelerinden ve birlikte mücadele etmelerinden geçiyor. Ve hepsinden bir ricam var. Karakter ve kişiliklerinden taviz vermeden, hiçbir ideolojiye hizmet etmeden tamamen toplum yararına gazetecilik yapabilecek seviyeye ulaşsınlar ve oradan hiç ayrılmasınlar.