Ayşe Gökkan: Devletin beş bin yıllık geçmişini teşhir ettik

  • 09:08 24 Temmuz 2020
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
DİYARBAKIR - TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan, kadınlara yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonlarının devletin talimatları ile yürütüldüğünü söyledi. Ayşe, kadın iradesini ele geçiremeyen devletin bu kez de toplumun değerleriyle oynadığına dikkat çekti. 
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 14 Temmuz'da 27 kadın ile birlikte gözaltına alınmıştı. Ayşe 4 günlük gözaltının ardından 17 Temmuz’da sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştı. 
 
Kadınlara yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonlarını ajansımıza değerlendiren Ayşe, kadına yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonlarının devletin talimatları doğrultusunda yaşandığını söyledi.
 
'Kadın iradesini ele geçiremiyor'
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sur İlçe Eşbaşkanı Hatun Yıldız’ 25 yıl boyunca sistematik şiddete maruz bırakan Ecevit Yıldız isimli erkeğin beyanı ile 27 kadının gözaltına alındığını hatırlatan Ayşe,  27 kadının sözünün ise dikkate alınmadığının altını çizdi. Devletin yeni bir rejim oluşturmaya çalıştığına işaret eden Ayşe, "Bu rejimde kadın yok. Kürtler, Ermeniler, Araplar, Aleviler yok. Kimlikler ve inançlar yok. Tek kimlik var o da erkeğin kimliğidir. Bize diyor ki 'neden eşbaşkanlık kırmızı çizginizdir?'  ve TJA'nın kim olduğunu soruyor. İllegalize etmeye çalışıyor. Bana neden sosyal medya kullanmadığımı soruyor. Ben anlamadım, kullanıyorsun suç, kullanmıyorsun suç oluyor. Kullanmıyorum. Kullanmak zorunda değilim. Ben zaten kendi fikirlerime hiçbir zaman oto sansür uygulamadım. Sen bir şeyleri sansürlemişsin diye bende o konu hakkındaki fikirlerime sansür uygulamayacağım. İktidar gibi düşünmüyorum diyorum. Kadınların iradesini ele geçiremedikleri için, katlediyor, tecavüz ediyor, yakıyor" diye vurguladı.
 
'Rosa'nın suçu kadın katliamlarının önünü almak'
 
Rosa Kadın Derneği’nin yasal bir çerçevede kurulduğunu ve kadın katliamlarını engellemeyi önüne hedef olarak koyduğunu kaydeden Ayşe, şu ifadeleri kullandı: “Devlet diyor ‘ben kadın katliamlarının önünü açıyorum, sen nasıl engelliyorsun?’ Rosa, polis memuru olan bir kadının katledilmesinin de hesabını sordu. ‘Bunu neden soruyorsun?’ diyor. Rosa, hukuki, psikolojik destek veriyor kadınlara. Gücü her yere yetmiyor ama devletten daha çok şiddetin önünü aldı. Tam da burada devletin içi boşaldı. Eğer bir dernek, senden daha iyi şiddetin önünü alıyorsa o zaman senin varlığın gerilemiştir. Rosa’nın başka da bir suçu yok.”
 
'Kayyımların varlığı kadın özgürlüğünü çembere almaktır'
 
Eşitlikçi yapının da hedefte olduğunu vurgulayan Ayşe, "Sistem devleti erkek egemenlik üzerine kurduğunu her fırsatta söylüyor. Belediyelerde eşbaşkanlık, özgür eş yaşamı bu yüzden kabul etmiyor. Kayyımların varlığı kadın özgürlüğünü çembere almaktır.  Eşitlikçi bir yapılanma oluşturduğunuzda her şeyi yasaklıyorlar" diye belirtti.
 
'Mücadeleyi belli bir düzeye getirdik'
 
Kadına yönelik şiddet, tecavüz ve benzeri olaylardaki artışa dikkat çeken Ayşe, bu artışla beraber son bir hafta içerisinde yaşananları ise şu sözlerle özetledi: "Sadece son bir hafta da katledilen ve şiddete uğrayan birçok kadın oldu. Aynı zamanda şiddet yöntemleri de değişti. Öldürüyor, yakıyor, betona gömüyor. Özel harekatçıların tacizleri oldu. Uzman çavuşun genç kadına tecavüz olayı oldu. Bu tecavüzlere ve katliamlara tepki gösterenlere de saldırıldı. Bu saldırı ile diyor ki ‘ben yapacağım, siz ses çıkarırsanız size de saldırırım.’ Yaşanan olayların şekillerine baktığımızda, hepsinde devlet eli olduğunu görüyoruz. 40 yıla yakındır kadına yönelik şiddete karşı mücadele ediyoruz. Şiddeti kabul etmediğimizi söylüyoruz. Biz mücadeleyi belli bir düzeye getirdik. Eğer şiddet azaldıysa bizim mücadelemiz sonucu azalmıştır. Ancak bu 16 yıl içerisinde kadına yönelik şiddet arttı." 
 
'Kadınların akıbetini sorduğumuz için saldırıya uğruyoruz'
 
Erkek şiddetiyle beraber, kadınların intihara sürüklenmeleri, ya da “intihar” süsü verilerek katledilmeleri ile kaybedilmeleri gibi konuların da gündemde olduğunu kaydeden Ayşe, “Şiddet devlet teşvikiyle yaşanıyor. Yaşamın tüm alanları kadına kapanınca artık işkenceye dayanamayıp,  intihar ediyor. Sistemin kendisi kadını intihara sürüklüyor. AKP'li milletvekilinin evinde Nadira Kadirova intihar etti. Yine Dersim'de Gülistan Doku aylardır kayıp. Biz bunların akıbetini sorduğumuz için saldırıya uğruyoruz. 'Gülistan Doku nerede' yazılı pankartı taşıdığımız için saldırıya uğruyoruz. Bütün bu katliamlarda devletin parmağı var. Eğer parmağı olmasaydı kadına yönelik şiddete karşı eylem yapan kadınlara saldırmazdı. Altını çizerek söylüyorum, devlet diyor ki 'Ben onları öldürdüm, siz neden hesap soruyorsunuz?  Sessiz kalın, ben devletim, tek adam rejimi var.  Tek din rejimi var.' Toplumun yarısı olan kadınları yok sayıyor. Sen kadınsan ve Kürt isen üç katı daha sana saldırıyor. Ermeni, Rum veya başka bir halktan olduğunda saldırılar beş kat daha artıyor” dedi. 
 
'Devletin 5 bin yıllık geçmişini teşhir ettik'
 
"Biz erkek ve devlet olmadan kendi kararlarımızı alıyoruz dediğimiz için bizi itibarsızlaştırmak istiyorlar. Çünkü devlet ve erkek bizim irademizi yok sayıyor" diyen Ayşe, şöyle devam etti: "Devletin 5 bin yıllık bir geçmişi var. Bizler neredeyse 50 yıldır aktif kadın mücadelesi veriyoruz. Bu 50 yıl içerisinde devletin 5 bin yıllık politikalarını ve kadına olan yaklaşımını teşhir ettik. Devletin erkek zihniyetini taşıdığını teşhir ettiğimiz için bize bu kadar saldırıyorlar. Her toplu gözaltılarda, demokratik, eşitlik, özgürlük talep eden dinamikler var. Her kurumdan birileri oluyor mutlaka. 'Ben menüyü hazırladım, hepiniz içerisinde ve sizi yiyeceğim' diyor. Gözaltılar bu anlama geliyor." 
 
'Toplumun temel değerleriyle oynanıyor'
 
Batman ve Şırnak’taki tecavüz ve istismar olaylarına değinen Ayşe, “Bu saldırılar en başta Kürt sorununu yok saymak anlamına geliyor. Ve özel savaş politikaları çerçevesinde yaşanıyor. Kürt kadınları dünya kadınlarına öncülük ediyor. Bu nedenle özellikle Kürt kadınlara saldırıyor. İtibarsızlaştırmak, iradesizleştirmek, dejenere etmek ve muğlaklaştırmak istiyor. Kadını toplumdan uzaklaştırmak istiyor. Toplumun temel değerleri vicdan ve ahlaktır. Bakın her iki değerle oynanıyor. Eğer birbirimizi korumasak daha büyük katliamlarla karşı karşıya kalacağız" dedi. 
 
‘21’inci yüzyılın vahşeti’
 
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme ya da kimi maddelerine “çekince” konulması ile kadınların katledilme yolunun da açılması söz konusu olduğunun altını çizen Ayşe, bir diğer konu olan çocukların istismar failleriyle evlendirilmesini öngören tasarıyı ise “21’inci yüzyılın vahşeti” olarak değerlendirdi. Ayşe, toplumun da buna karşı olduğunu sözlerine ekledi. 
 
Son olarak mücadele etmekten geri durmayacaklarını vurgulayan Ayşe, kadına yönelik şiddete karşı ses olacaklarını söyledi.