Aslı Alpar: Toplumun türcü ideolojisi ile yüzleşmesi gerek

  • 09:05 7 Eylül 2020
  • Güncel
ANKARA - Hayvanlara dönük suçların “kabahat” olarak değerlendirilmesinin cezasızlığı beslediği gibi hayvanlara dönük suçların artmasına da neden olduğunu belirten hayvan hakları savunucusu Aslı Alpar, “Mevcut yasada hayvanlar ‘mal’ statüsünde. Toplumun türcü ideoloji ile yüzleşmesi gerek” dedi.
 
Son yıllarda hayvanlara karşı şiddet, tecavüz ve katletme vakaları artarken bu fiillerin yaptırımsız bırakılması hayvanlara yönelik suçların artmasına neden oluyor. Hala yürürlükte olan 5199 sayılı Havyan Hakları Koruma Kanunu ile Hayvanların Korunmasına dair Uygulama Yönetmeliği birtakım düzenlemeler getirmiş olsa da genel anlamda eksiklik ve uygulamadaki yetersizlikler nedeniyle tam olarak kanunun amacını yerine getirmediği bir gerçek.
 
5199 sayılı kanunda yer alanda hayvanlara eziyet, işkence dâhil olmak üzere tüm eylemlere karşı idari para cezası veriliyor olması hayvanlara dönük suçların cezasız bırakılmasındaki en başat sorunlardan biri. Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM), 3 Ağustos’ta yayımladığı 2020 yılının ilk 6 ayında yaşanan hayvan hakkı ihlallerine ilişkin raporuna göre; yalnızca bu yılın ilk 6 ayında “en az” 522 milyon 349 bin 599 hayvanın yaşam hakkı gasp edildi.
 
HAKİM üyesi Aslı Alpar ile son yıllarda hayvanlara karşı artan kötü muameleleri, cezasızlık politikalarını ve hayvan haklarını konuştuk. 
 
“Mevcut yasada ‘sahipli/sahipsiz’ hayvan ayrımı var. Bu şu anlama geliyor, bir suç edimi ile karşılaşan hayvan için yalnızca ‘sahipli’ olması durumunda faile dava açabiliyorsunuz; o da ‘mala zarar verme’ suçundan.”
 
* Özellikle son süreçte hayvanlara yönelik suçlarda artış yaşanırken, bu suçları işleyen faillere yönelik bir yaptırım uygulanmıyor. Türkiye’de yıllardan beri nedense hayvanlara yapılan her türlü kötü muamele de idari suç yani kabahat olarak kabul edilmekte. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yetersiz yaptırımları, hayvanlara yönelik kötü muameleyi “kabahat” olarak değerlendirmeye devam ediyor. Bu nedenle de hayvan hakları savunucuları olarak bizler hayvanların haklarını koruyan yeni bir yasa için on beş yılı aşkın zamandır mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin son düzlüğünde Şubat 2019’da kurulan TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun raporuna dayanarak Hayvan Hakları Kanunu’nun Meclis’e gelmesini bekliyoruz. Bildiğiniz üzere mevcut yasada ‘sahipli/sahipsiz’ hayvan ayrımı var. Bu şu anlama geliyor, bir suç edimi ile karşılaşan hayvan için yalnızca ‘sahipli’ olması durumunda faile dava açabiliyorsunuz; o da “mala zarar verme” suçundan. Çıkacak yasada “sahipli- sahipsiz” ayrımının ortadan kalmasını bekliyoruz. Diğer taraftan, hayvana yönelik gerçekleşen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine hapis cezası yaptırımı getirilmeli diyoruz. Son ceza infaz düzenlemesi ile getirilecek hapis cezası yaptırımının alt sınırı 3 yıl olması gerekiyor. Neden 3 yıl derseniz, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”, “cezanın ertelenmesi” ve seçenek yaptırımlara çevirme hükümlerinin uygulanması mümkün olmayacak. Bunun sonucu olarak fail, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hükümleri uygulansa da cezaevine girecek.
 
* Hayvanlara yapılan kötü muamele ve işkence toplum nezdinde haksızlık olarak görülmüyor, toplumda bu algının var olmasının sebebi nedir ve bu algının değiştirilmesi adına neler yapılabilir?
 
Öncelikle yasa diyeceğim yine. Çünkü mevcut yasada hayvanlar “hissedebilen canlılar” olarak tanımlanmıyor; hayvanlar “mal” statüsünde. Hayvanların “canlı” olduğunu ve hakları olduğunu kabul eden bir yasanın ardından mücadele devam edecek elbette. Çünkü toplumun türcü ideoloji ile yüzleşmesi gerekiyor. Tabağında kendisi için öldürülmüş bir dananın parçaları olan kişi, “bazı hayvanların insanlar için olduğu fikri”nden vazgeçmemesi durumunda, toplumda hayvana yönelik suçlar işlenmeye devam edecek. Hayvan hakları savunucuları olarak bizler yalnızca kedi, köpek, kuşlar için değil tüm insan dışı hayvanlar için hak mücadelesi sürdürüyoruz.
 
“Kabahatler Kanunu’na göre bir başka cezadan bahsedelim; Afiş asmanın en üst limit cezası 12 bin 132 TL, hayvana işkencenin cezasından daha yüksek, bu kabul edilebilir mi?”
 
* Hayvanlara yapılan her türlü işkence ve kötü muamelede kimi zaman hiçbir ceza verilmediği ya da belirli miktarlarda para cezası verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kesilen para cezaları devletin kasasına gidiyor. Devletin bu durumdan fayda sağladığını söyleyebilir miyiz?
 
Hayvanı can değil “mal” olarak tanıyan yasanın hayvana yönelik işlenen suçu da suç değil “kabahat” olarak düzenlemesi sonucu ne yazık ki cinayet işleyen yüzlerce fail çoğu zaman bu bahsini ettiğiniz cezaları dahi ödemiyor. Para cezasından da bahsedelim. Mesela bir canlıya işkence ya da cinsel istismarın bedeli 947 TL! Kabahatler Kanunu’na göre bir başka cezadan bahsedelim; Afiş asmanın en üst limit cezası 12 bin 132 TL, hayvana işkencenin cezasından daha yüksek, bu kabul edilebilir mi? Şunu söylemek istiyorum, verilen para cezaları dahi caydırıcı değil. Devletin bu cezaların ne kadarını tahsil ettiğine dair yaptığımız bilgi edinme başvurusuna yanıt gelmediği için Kabahatler Kanunu’na göre kesilen bu cezaların ne kadarı devlet kasasına gidiyordur, nasıl bir kalem oluşturuyordur bilemiyoruz. Ancak bu şiddetten kimse fayda sağlamaz, bir an evvel hayvanların haklarını koruyacak yasanın çıkması gerekiyor. Diğer yandan, 2015- 2019 yılları arasında 37 bin 120 kişiye kara avcılığına muhalefetten toplam 32 milyon 314 bin 989 TL idari para cezası kesildi. Bu tutar hiç de az sayılmaz. Ki bağlamları farklı olsa da buna bir de devletin açtığı av ihalelerinden kazanılanı eklediğimizi düşünelim.
 
* Zaten hayvanları ve doğayı sömüren ve yok sayan bir sistem var. Hükümetin bu konuda önlem almaması bu sistemi nasıl besliyor?
 
Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde yaşam insan merkezci bir şekilde planlanıyor; şehirler, köyler, iş yaşamı, sağlık, eğitim, hepsi merkezine insanın refahını alan bir politikalar üzerinden inşa ediliyor. Ancak, doğanın ve hayvanların insanlar için olduğu fikrinden vazgeçmedikçe doğal afetlerden, yeni virüslerden kurtulamayacağımızı da söylüyor bilim. Dahası ekoloji politikalarının ulusal bazda düzenlenmesi bir işe yaramıyor. Asit yağmurları, seller, kuraklık ya da virüs salgınları ulusal sınırlarda durmaz. Doğanın yıkımına pasaport soramazsınız. Hem Türkiye’deki mevcut/gelecek iktidarın hem de tüm dünyanın artık sermaye sahiplerinin ihtiyaçlarına göre değil insan merkezci olmayan tüm canlılığı gözeten, bilimsel politikalar üretmesi gerekiyor.
 
“Özetle işimiz kolay değil ama tüm kafesler kırılana, tüm hayvanların hakları onlara teslim edilene dek mücadelemiz devam edecek.”
 
* Siz bu mücadelenin içinde sesinizi nasıl duyuruyorsunuz, mücadele ederken nelerle karşılaşıyorsunuz?
 
Hayvan Hakları İzleme Komitesi hayvan hakları ihlallerini izliyor, bildiriyor, raporluyor ve hukuki takibini yapıyor. Yalnızca sosyal cezasızlık nedeniyle artan hayvan hakkı ihlallerinin raporlanması oldukça güç. Medyaya yansıyan, kamunun açıkladığı rakamlar ve medyaya çıkan ihlalleri görünür kılabiliyoruz. Gerek raporlama çalışması gerekse bilgiye erişimin zor olması aktivistleri yıpratan bir çalışma olmasına rağmen sürdürmek istediğimiz bir çalışma. Çünkü her hak ihlalinde olduğu gibi hayvana yönelik ihlallerin raporlanması da bu suçlarının engellenmesine yönelik önemli bir adım. Hayvana karşı işlenen suçların Türkiye ulusal mevzuatında halen ayrıntılı, bütünsel ve kapsayıcı biçimde tanımlanmamış olması bu suçların raporlanmasının önemini daha da artıyor.
 
Bizlerin karşılaştığı zorluklar arasında, çok sayıda ihlal ve şiddet görüntüsü izlediğimiz, haberini aldığımız için tükenmiş hissetmenin yanı sıra açılan davalarda müdahil kabul edilmeme, çoğu zaman yasalar hayvanları korumadığı için dava dahi açamama, yıllardır mücadele etmemize rağmen bir arpa boyu yol kat edememenin yarattığı yılgınlığı sayabiliriz sanırım. Kasım 2019’da kaybettiğimiz HAKİM’in kurucusu Burak Özgüner’in verdiği demeçlerde de sık sık ikincil travmaların ağır etkisinden söz ettiğini hatırlatmak isterim. Hayvan hakları alanında mücadele edenler öyle şeylerin tanığı oluyor ki altından kalkmak çok güç.
 
Özetle işimiz kolay değil ama tüm kafesler kırılana, tüm hayvanların hakları onlara teslim edilene dek mücadelemiz devam edecek.