Eğitimin yükünü taşıyan öğretmenlerden ortak çözüm çağrısı

  • 09:05 4 Ekim 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İZMİR/AYDIN - Pandemi sonrası eğitimin yükünün öğretmenlerin üzerine bırakıldığını dile getiren öğretmenler, farklı iş kollarından sendikaları ve eğitimle alakalı olan herkesi ortak çözüm üretmeye çağırıyor.
 
Dünya Öğretmenler Günü'nü bu yıl öğretmenler pandemi koşullarında karşılayacak. Zor koşullarda görevlerini yapmak zorunda olan öğretmenler için pandemi döneminde bu zorluklar iki kat artmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın pandemi koşullarına göre yarattığı yeni sistem öğretmenleri veli ile okul idareleri arasına sıkıştırmakta. Öğretmenlerin çalışma saatleri esnese de, iş yükü oldukça arttı. Öğretmenler, sorunun çözümü için velilerin de sorumluluk alması gerektiğini ve sistemin değişmesinde rol alması gerektiğini dile getiriyor. 
 
‘Öğretmenler iş yükü ile değil verilmeyen ek ders hakları ile gündemde’
 
Pandemi sonrası uzaktan eğitime geçilmesiyle öğretmenlerin iş yükünün arttığını söyleyen Eğitim-Sen Temsilciliği Yönetim Kurulu üyesi Songül Güngörmüş, daha esnek çalışmalarına rağmen iş yükünün arttığını dile getirdi. Yalnızca ek ders ücretleriyle gündeme geldiklerini belirten Songül, alınan tüm kararların il milli eğitim müdürlüklerine ve valiliklere devredildiğine işaret ederek, “Hafta sonları dahi nöbet tutuyoruz. Hiçbir öğretmene ek ders ücreti verilmiyor. Her öğretmenin haftalık zorunlu ders saati var. İlk 15 saati maaş karşılığı diğeri ek ders karşılığıdır. Ancak öğretmen arkadaşlar sınıf birleştirmelerden kaynaklı maaş karşılığı doldurulduğu için ek ders alamıyorlar. Sendika bununla ilgili işlemler içinde” diye konuştu.
 
'Uzaktan eğitimle mahremiyet kalmadı'
 
Hem öğretmenin hem öğrencinin ekran başında zaman harcadığını, özellikle küçük yaş gruplarını 4-5 saat boyunca bilgisayar başında tutmanın pedagojik olmadığını ifade eden Songül, bu durumun nörolojik sorunlara yol açabileceğini dile getirdi. Songül, evlerde yapılan eğitimle mahremiyetin de kalmadığını ifade etti.  Songül, “Bir öğrencim yer yatağında uzanarak uygun olmayan kıyafetlerle anne ve babasıyla ders yapıyor. Buna şahit olmak hoş değil. Bu koşullarda sağlıklı bir eğitim olmuyor. Çocuklar ve veliler buna hazır değil. 1. sınıf okutuyorum. Pazartesi ve Salı günleri bir gruba, Çarşamba günleri tatil, Perşembe ve Cuma günleri ise ikinci gruba ders veriyorum. Ama bu her yerde bu şekilde değil. Bazı okullar kalabalık ve üçe bölünmek zorunda. Hazırlık okula göre farklı. Yoruluyoruz. Kendimizi birkaç parçaya ayırmış durumdayız” ifadelerine yer verdi. 
 
'Bakanlığın sürekli değişen kararları kafa karışıklığı yaratıyor'
 
Bakanlığın sürekli değişen kararlarla hem öğretmenlerde, hem öğrencilerde hem de velilerde kafa karışıklığı yarattığını söyleyen Songül, ders saatlerinin birkaç kez değiştirildiğini belirtti. Songül, uzaktan eğitim için her aileye ulaşamadıklarının altını çizerek, tablet ve interneti olmayan çocukların eğitim hakkından faydalanmadığına dikkat çekti. Bu durumdanda da en çok öğretmenlerin zorlandığını ifade eden Songül, “Bakanlık EBA dışında herhangi bir platformla anlaşabilmiş değil. Zoom’a yönlendiriyor ama Zoom ile bakanlığın bir anlaşması yok. Benim ders şifremi alabilen herhangi biri istediği çılgınlığı yapabilir. Güvenlik yok. Kırsalda yaşayan kesimlerin sorunları zaten belli. Özel okullarda birinci sınıflar 5 güne kadar okula gidebilirken devlet okulları bundan mahrumlar. Bu fırsat eşitliğini hiçe saymak” dedi. 
 
‘Her okula bir sağlık görevlisi verilmeli’
 
Gerekli önlemlerin alınarak örgün eğitim sistemine dönülmesi gerektiğini dile getiren Songül, “Eğer devlet yeteri önlem alırsa, çocukların sağlığını riske atmadan okullarda eski sisteme dönebiliriz. Bu koşullarda sağlıklı bir eğitim ne verebiliyoruz ne öğrenciler sağlıklı eğitim alabiliyor. Devlet okullarında hijyen yok. Okullara içi boş ya da kapakları kırılmış dezenfektanlar getiriliyor. Temizlik çalışanlarının sayısı oldukça az. Tuvaletler kirli ve sırf bu yüzden bir kadın öğretmen sistit oldu” diyerek her okula bir sağlık görevlisinin verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. 
 
‘Öğretmen veli ve okul idaresi arasına sıkıştırılıyor’
 
Öğretmenlerin rencide edildiğini aktaran Songül, Milli Eğitim Bakanı’nın “Öğretmen evde oturuyor demesinler diye okulu açtım” söylemini yaralayıcı bulduklarını ifade etti. Öğretmenlerin sürekli veli ve idare arasına sıkıştırıldığına değinen Songül, “Bizden ders işlediğimizin ya da her öğrenciyi aradığımızın delili olarak fotoğraf çekmemizi istiyorlar. Eğer öğretmene itimadınız yoksa denetleyecek bir mekanizmanız yoksa bunu fotoğraflarla belgelemek gerekiyorsa biz bu işi şimdi bırakalım” diyerek sitemde bulundu. 
 
‘Öğretmenlerin çalışmadan para kazandığı düşünülüyor’
 
Aydın’da bir endüstri meslek lisesinde matematik öğretmeni olan Nazire Orman, “Öğretmenlerin işe gitmeden, çalışmadan para kazandığı algısı var toplumda. Eğitim sisteminin kötü olmasından dahi öğretmenler sorumlu tutuluyor ama bu bizim değil sistemin eksikliği. Bizler en azından sendika aracılığıyla dile getirebiliyoruz, öğretmenler kurulunda dillendiriyoruz. Dikkate alınmıyor sadece belli noktalarda itici güç oluyor” dedi. Velilere ulaşmanın sıkıntılı olduğunu belirten Nazire, tepki göstermekten çekindiklerini ya da ifade etmekte sıkıntı yaşadıklarını söyledi. 
 
‘Eğitim sistemi adaletsiz’
 
Eğitim-Sen 2 Nolu Şubeye kayıtlı olan 25 yıllık edebiyat öğretmeni Nazan Türk ise kadın öğretmenlerin iş yükünün evde başlayan eğitimler ile iki kat arttığına işaret etti. Yaklaşık 6 ay süren pandemi süresinde kadın öğretmenlerin bir yandan ev içi işler, çocuklarıyla uğraştığını diğer yandan ise ders anlatmaya çalıştığını belirten Nazan, “Bir yandan ocakta yemek karıştırırken bir yandan EBA’da ders anlatmaya çalışıyoruz. Gelirimiz düştü. Aynı evin içinde 4 kişi sürekli dolanmak olumsuz etkiledi. Çoğu öğretmen depresyona girmek üzere. Evde iki öğretmen iki öğrenciyiz. Herkesin evinde bunu kaldıracak internet ve araç yok. Ya sırayla giriyor ya da bu iletişim araçlarını almaya çalışıyor ki fırsatçılar onların da fiyatlarını arttırdılar. Gecekonduda oturan, eve internet almaya gücü olmayan aileler ne yapsın? Eğitim sistemi çok adaletsiz” diye belirtti.
 
‘Suçlanan öğretmenler olacak’
 
Önlemlerin alınarak örgün eğitime devam edilmesi gerektiğini, bu yapılamıyorsa öğrencilere ücretsiz tablet ve internet verilmesinin gerektiğinin altını çizen Nazan, “istenirse yüz yüze eğitim olabilir” açıklamasına rağmen bir çalışmanın olmadığını kaydetti. Bazı derslerde var olan gereksiz müfredatın azaltılabileceğini söyleyen Nazan, “Fabrikalar açık ama okullar kapalı. Bize danışılmıyor. Okul idarelerinin hatta ilçe milli eğitimin de bir şeylerden haberi yok. Yukardan gelen emirler uygulanıyor. Genelde bu tür durumlarda en altta olan çalışanlar yani biz eziliriz. Suçlanan taraf biz olacağız. ‘Öğretmenler kaç aydır yatıyor’ algısı hakim. Bu bizim tercihimiz değil ki. Eğitimin yükü öğretmenlerin sırtında. İster 1 öğrenci ister 30 öğrenci derse girmiş olsun, eğitim yine aynı şekilde veriliyor. Bizim okulumuz EBA destek noktası ama bize de faydası yok” diye anlattı.
 
‘Farklı iş kollarından sendikalar ortaklaşmalı’
 
Kazanılmış ek ders haklarının verilmesi gerektiğini vurgulayan Nazan, toplumun sokakta ses çıkarmaya korktuğunu dillendirerek, eylemlerin sadece sanal ortamda gerçekleştiğini ifade etti. Faklı iş kolu sendikalarının ortak kararlar alması gerektiğini dile getiren Nazan “Sağlıkçıların da evde çalışanların da öğretmenlerin de ortak sıkıntıları var. Hepimizin bir araya gelip birleşip bu duruma karşı mücadele etmesi gerekiyor. Herkes sinir hastası oldu. 5 Ekim’de dünya emekçi öğretmenler gününde daha çok ses çıkarılabilir. Ama maalesef sosyal medyadan eylem yapıyoruz. Bunu da kırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.