Foza Yusif: 1998’de sonuç almayan güçler 9 Ekim’i hayata geçirdi

  • 09:05 7 Ekim 2020
  • Güncel
Ronahî Nûda
 
QAMIŞLO -  Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük 9 Ekim saldırılarının yıldönümünü değerlendiren PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Foza Yusif, saldırıları 1998 komplosunun devamı olarak niteledi. Foza, “İşgal edilen alanların özgürlüğü için hepimizin birlikte mücadele etmesi gerekir. Bu bölgeleri en kısa zamanda faşizmin etkisinden kurtarmalıyız” diye belirtti. 
 
Türkiye, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan 9 Ekim 1998 komplosunun yıl dönümünde Kuzey ve Doğu Suriye’ye operasyon başlattı. 9 Ekim 2019’da Suriye Milli Ordusu’yla (SMO) Kuzey ve Doğu Suriye’nin birçok yerine saldıran Türkiye, Serêkaniyê ve Girê Spî’yi saldırı altına alarak binlerce insanın göç etmesine neden oldu. Hem havadan hem de karadan yapılan saldırılar sonucu yüzlerce insan yaşamını yitirirken, Kuzey ve Doğu Suriye’nin öncü kadın siyasetçileri de hedef alındı.
 
Demokratik Birlik Partisi(PYD) Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Foza Yusif, saldırıların amacını ve 9 Ekim sürecine ilişkin ajansımızın sorularını yanıtladı. 
 
*Kürt tarihinde 9 Ekim nasıl okunmalı?
 
Ortadoğu ve Suriye’de 9 Ekim tarihi bir önem atfediyor. Çünkü  9 Ekim tarihinde Ortadoğu’ya müdahale başlıyor. Bu süreçte bölgede oluşan örgütlü yapıyı uluslararası güçler değiştirmeye çalışarak, bu süreçte aktif rol alan güçleri hedef aldılar. Domino taşları gibi bu müdahalenin ardından adım adım değişim geliştirilerek bu güne kadar devam etti. Hegemonik güçler önüne engel olanları teker teker ortadan kaldırdı. Bunlardan biri de Saddam Hüseyin’dir. Aynı dönemde Adana Mutabakatı Türkiye ve Suriye arasında imzalandı. Bu da Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun siyasetinde ciddi değişimler yarattı. Yine ekim ayında uluslararası komplonun, özgürlük hareketine ve Suriye’ye müdahalenin startının verildiği dönemdir.  Bu esaslar üzerinden bölgede değişim ve dönüşümler başladı. Önder Apo’nun Suriye’den çıkarılmasının sebebi, alternatif bir sistemi oluşturması ve Suriye’de halklar arasında uyum sağlamasıdır. Önder Apo’nun Suriye’deki varlığı hem orada bulunan Kürtler için hem de Suriye için büyük bir önemdeydi. Bunun için Önder Apo’ya müdahale edildi ve Suriye’den çıkarıldı. Bu müdahaleyle aslında Suriye’ye de müdahale başladı. Suriye’ye adeta, ‘Ortadoğu’daki varlığından ve özgürlük hareketiyle olan diyalogundan rahatsızız  ve kabul etmiyoruz’ denildi. Bu yüzden Suriye sınırına güçler yerleştirildi ve tehdit edilmeye başlandı. Bu sadece Türkiye’nin kararı değildi NATO’nun da kararıydı. Suriye’ye bu tehditler arasında Adana Mutabakatının da gündeme gelmesi bölgenin değişim ve dönüşümü hedef alındı.
 
Adana Mutabakatının ardından Suriye’nin iç ve dış siyasetinde tamamen değişim oldu. Suriye siyasetine büyük tahribatlar ve saldırılar Türkiye tarafından yapıldı. Saldırılar 1998 tarihinde baş gösterdi. Ortadoğu’da başlayan savaş önce Kürtlerle başlıyor. Bölgedeki güçler ve devletler başta bunun farkında değiller, hatta Kürtlere ilk müdahale edildiğinde bu güçler olumlu karşılıyorlar. Ve bunu bir başarı olarak adlandırıyorlar. Bu doğruyu ihmal eden güçlere sıra gelecekti. Lübnan’a müdahalenin ardından, Suriye ve Irak yeni bir döneme girdi. Ne yazık ki lokal bir düşüncenin hakim olması, faşist ve ulus devlet ideolojisi bu hakikatin bilinmesine müsaade etmiyor. Üçüncü dünya savaşı aslında bu yıllar arasında başladı.
 
“Türkiye 9 Ekim 1998 komplosunda başarılı olmadı. 9 Ekim 2019 saldırıyla başarılı olmak istediler. Bu yüzden seçilen günler her zaman Kürtler için önemli günler olmuştur.”
 
*9 Ekim saldırısıyla ne amaçlandı? Neden özellikle Serêkaniyê ve Girê Spî seçildi?
 
Türkiye’nin işgal saldırıları yeni değil. Bu saldırılar her zaman Türkiye’nin zihniyeti ve planında vardı. Savaşlarda bazen uluslararası konjektörler hazır olmaz fakat işgal planları her zaman strateji olur. Saldırılar ilk olarak Kürtlere yapılmış ikinci ise Suriye üzerinden yapılmış. Bu saldırılarda yanlış olan saldırı senaryolarının kendisini tekrar etmesidir. Efrîn’e ilk saldırı olduğunda Suriye devleti bu saldırıların hem kendilerine hem de Ortadoğu topraklarına yapılmış gibi görmedi. Bir kez daha saldırıları lokal olarak ele aldılar. Baş gösteren savaşı Yunanistan, Libya, Fransa ve Mısır gibi görmek gerekir. Birbirini etkiliyor. Türk devleti bir yerde sonuç aldığında diğer yere de saldırıyor. Daha önce demiştik Türk devleti Osmanlı tarihine geri dönmek istiyor diye. Bazı çevreler ‘Kürtler tepki yaratmak istiyor’ dediler. Bu sadece öngörü stratejimizdir. Bu yüzden 9 Ekim özellikle seçildi. Türkiye 9 Ekim 1998 komplosunda başarılı olmadı. 9 Ekim 2019 saldırıyla başarılı olmak istediler. Bu yüzden seçilen günler her zaman Kürtler için önemli günler olmuştur. Saldırılarla iradeyi kırmayı ve moral bozmayı hedef aldılar. Yapılan planlarla Kürtlerin hakları gasp edildi. Özgürlük hareketini tavsiye ederek bölgede Kürtler üzerinden savaş çıkartmak planlanıyordu. Kürtleri soykırımdan geçirme planlarının ilki 1998 yılında ikincisi ise 2019 yılına oldu. Buda gösteriyor ki geçen yıllar ile şimdi planları hep aynı. Araya zaman gire bilir fakat amaçlarına ısrarlı olup sonuç almak istiyorlar.9 Ekim uluslar arası komplo bir boyutuyla boşa çıktı. Bu komplo yapıldığın Rojava Kürdistan’da büyük bir etki yarattı. Adana mutabakatı olduğunda bölgeye büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Yüzlerce insan tutuklandı, yüzlerce savaşçı teslim edildi. Tüm bu saldırılara rağmen Rojava Kürdistan’da devrim oldu. Kürt halkı bir kez daha canlanarak duruşlarını gösterdi. 1998 komplosu başarılı olamadı. Nihayetinde devrimde bu komplonun boşa çıktığının göstergesi oldu. 
 
*Serêkaniyê ve Gire Spî’de halkların kazanımlarının hedef alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Türk devleti sadece Serêkaniyê ve Girê Spî’de değil Efrîn ve tüm bölgede gerici bir sistem dayatıyor. Türk devleti bir yandan ulus devlet statüsünü korurken diğer taraftan da hegemonik Osmanlı isteğini yerine getirmek istiyor. Sadece Kürtlere karşı değil nereyi görürse oraya saldırıyor. Türk devleti şimdi anti demokratik olarak kendisini örgütlemekte ve savaş yoluyla siyasetini sürdürmek istiyor. Bölgede şimdi yeni bir model ve arayış öne çıkıyor. Bu yüzden bu modeli kendilerine tehlike olarak görüyorlar.  Türk devleti şimdi kendi ülkesinde her şeyi yasaklamış durumda.  DAİŞ bölgeye saldırdığında Türk devleti rahatsız olmadı. Çünkü DAİŞ’i kendisinden bir parça olarak görüyor. Hatta DAİŞ üzerinden umut besliyor. Bu nedenle Kuzey ve Doğu Suriye’de yapılan değişim dönüşümleri kendisine tehlike olarak görüyor. Serêkaniyê halkların kültür mozaiğidir. Halk birlikte yaşamı seviyordu. Fakat Türk devleti faşist ve mezhepçi sistemi bölgede yayarak faşist devlet yapısını hayata geçirmeyi planlıyor.
 
“Hevrîn Xelef demokratik modernite için bir semboldü. Türk devleti Hevrîn şahsında demokratik moderniteyi hedef aldı.”
 
*9 Ekim saldırılarında kadınların bir kez daha hedef gösterilerek katledilmesini nasıl görmek gerekir?
 
Türk devleti şunu çok iyi biliyor. Kürdistan’da kadınlar güçlü ve bu gücünü de pratiğe dönüştürmüştür. Bu da Türk devleti için bir tehdittir. AKP hükümetinin kadına bakışı katliamdır, soykırımdır. AKP hükümetinin olduğu yerde, tecavüz, kırım, işkence, susturma ve kaybettirilme vardır. Ne kadar cinsiyetçilik varsa AKP hükümeti kadınlar üzerinden büyütüyor. Kürt toplumu gücünü kadının özgürlük mücadelesinde görüyor.  Bu yüzden Türk devleti kadını hedef alıyor. Bir ara Süleyman Soylu konuşmasında özgürlük hareketinin yüzde 70’inin kadın olduğunu söylemişti. Bu da gösteriyor ki Türk devleti Kürt kadınları üzerinde kafa yoruyor. Bu yüzden kendilerine birinci görev olarak belirlemişler. Onlar iradesiz ve şahsiyetsiz bir kadın profili yaratmak istiyorlar. Oluşan değişim ve dönüşümü kendilerine tehlike olarak görüyorlar. Hevrîn Xelef’in siyasi alanda büyük bir etkisi vardı. Hevrîn Xelef demokratik modernite için bir semboldü. Türk devleti Hevrîn şahsında demokratik moderniteyi hedef aldı. Kadınlar Rojava Devrimine öncülük yaptı. Bunun için kadınlar hedef alınıyor. Yapılan değişim dönüşüm tüm dünya da yankı uyandırdı. Saldırılarla kadının gelişimini engellemeye çalışıyorlar. Bu yüzden önemli şahsiyetleri hedef alıyorlar. Genel olarak kadını kırımdan geçirmek istiyorlar da diye biliriz.
 
*Bunca saldırılara rağmen uluslararası devletlerin sessizliğini korudu. Bu sessizlik neyin göstergesi? 
 
Uluslararası devletlerde bu oyunların içerisinde yer alıyor. Bu devletlerin saldırılara karşı bir tepkisi olsaydı Türk devleti bu kadar cesaretle saldıramazdı. Sessizlikleri sadece bugün başlamadı. 9 Ekim saldırılarında da bunun ortaklarıydı. Amerika saldırıları durdurabilirdi. Aynı zamanda Rusya Efrîn’de tepki gösterseydi işgal gerçekleşmezdi. Bazı devletler saldırılar karşında tepkilerini dile getirdiler fakat sonuç alacak kadar güçlü olmadığı için işgalde saldırılarda devam etti. Halkın iradesi ve direnişi kamuoyu üzerinde büyük bir etki yarattı. Sivil toplum örgütlerinin ve kadın örgütlerinin direnişiyle komplo amacına ulaşmadı. Hevrîn, Eqîde Ana, YPJ,YPG  ve QSD’nin direnişi olmasaydı komplo farklı bir şekilde hayata geçirilecekti. Kadınların direnişinin yıl dönümü dolayısıyla umut ediyoruz ki demokrasi ve özgürlük mücadelesi ileriki süreçte de devam etsin.  Rojava Kürdistanı’nda elde edilen kazanımlar tüm demokrasi isteyen çevrelerin kazanımlarıdır. Bu nedenle herkes bu kazanımlara sahip çıkmalı. İşgal edilen alanların özgürlüğü için hepimizin birlikte mücadele etmesi gerekir. Bu bölgeleri en kısa zamanda faşizimin etkisinde kurtarmamız gerekir. 
 
Her gün katliamlar gerçekleştiriliyor. Kadınlar, çocuklar katlediliyor. İnsanlık suçu işlenilerek demografik yapı değiştirilmeye çalışılıyor. Bunların yaşanılmaması için bu bölgeler için mücadele etmemiz gerekir. Kendimizi savunuyoruz ve buda meşru bir haktır. Birinci yıl dönümü dolayısıyla çağrımız uluslararası devletlerin Kürt karşıtı siyasetin biran önce değişmesidir. Aynı zamanda Türk devletinin işlediği insanlık suçu açığa çıkarılarak cezalandırılması gerekir. Son olarak bu savaşta şehit düşenleri anarak önlerinde saygıyla eğiliyorum. İşgal sürdükçe mücadelemiz de sürecektir.