Kadın Gazeteciler: Kadınların yüreği, ruhu, bedeni, hissettikleriyiz

  • 09:08 7 Ekim 2020
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Gurbetelli Ersöz’ün ardılları, Kürt Kadın Gazeteciler Günü’nü mücadele ve direnişle karşılıyor. Kadın gazeteciler, kadın yayıncılığını bir üst aşamaya taşıma sözü vererek, erkek zihniyetine karşı kadının kalemiyle yazmaya devam edeceklerini söyledi. Gazeteciler, “Biz tüm kadınların gözü, kulağı, yüreği, ruhu, bedeni, hissettikleriyiz” dedi.
 
Özgür Gündem Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmeni Gurbetelli Ersöz, aynı zamanda Türkiye basın tarihinde ilk kadın genel yayın yönetmeni olarak tarihe geçti. Gurbetelli, ardılı olan kadın gazetecilere kadın mücadelesi ve hakikat arayışını miras bırakırken, katledildiği tarih olan 7 Ekim, Kürt Kadın Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor. Kadın gazeteciler, dünden bugüne baskılara, gözaltı ve tutuklamalara rağmen Gurbetelli’nin kalemini yerde bırakmadı, bırakmıyor.
 
Kadın gazeteciler günün anlamını değerlendirerek, yaşadıkları zorlukları anlattı.
 
‘Anaakımda kadınlar meta olarak kullanılıyor’
 
Kadın haberciliğinin ulaştığı seviyeyi cinsiyetçi anlayışa karşı verilen mücadelenin bir sonucu olarak değerlendiren ANHA muhabiri Şervin Mistefa, kadını eve kapatan, yok sayan, konuşmasına izin vermeyen, katletmeyi reva gören,  kadına hiçbir rol ve misyon yüklemeyen, küçültmeye çabalayan anlayışın devam ettiğini belirtti. Şervin, “Kadın haberciliği de bu anlayışı ifşa etmeye devam ediyor. Kadın gazeteciler kadının gerçekliğini açığa çıkarmak için çok büyük emekler vermişlerdir fakat diğer taraftan da birçok saldırıya uğramışlardır. Kadın gazeteciler kullandıkları haber dili ile kadınları savunmaya çalışmışlardır. Binlerce yıldır var olan erk zihniyeti kadının ve toplumun hafızasına var olmaya devam etmektedir. Fakat bu zihniyet kadının ve toplumun kendini bilmesi ve yeniden yaratmasıyla beraber aşılacaktır. Anaakım medyada kadın gazeteci daha çok meta olarak kullanılıyor” diye belirtti.
 
Kadın katliamlarına ilişkin rapor hazırlandı
 
Şervin, anaakım medyada yapılan haberlerle kadın katliamlarının ve kadına yönelik şiddetin meşrulaştırıldığına işaret ederek, kadınları yok sayan ve erkeği esas alan bir zihniyete karşı savaştıklarının altını çizdi. Kadın gazetecilerin bu noktada önemli bir sorumluluğunun olduğunu belirten Şervin, “Biz burada bir rapor hazırladık bunu kısa süre sonra yayınlamayı düşünüyoruz. Kadınlara yönelik şiddet ve kadın katliamlarına yönelik bir rapor. Gazeteciler olarak böyle bir sorumluluğumuz var bunu yerine getirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Direnişe tanık oluyoruz’
 
Rojava Devrimi’ne tanık olan bir gazeteci olarak şanslı olduğunu söyleyen Şervin, “Savaşın acı yüzüne tanık olduğumuz kadar, bir direnişe de tanık olduk, oluyoruz. Yaşanan her şeyi yakından takip ettik ve yazdığım, çektiğimiz her şey tarihe not olarak düştü. Bunun gururunu da yaşıyoruz. Bizim için önemli olan halkımızın gerçeklerden haberdar olması. Yitirdiğimiz arkadaşlarımız da oldu. Savaş alanında çalışmak zor ama halkın acısına, direnişine, mücadelesine, zaferine tanık olmak o zorluğu aşmamızda yardımcı oluyor” diye ekledi.
 
Sindirme politikalarına devam ediyorlar’
 
Jinnews Kürtçe servis editörü Roza Metina da, gazetecilerin 7 Ekim Kürt Kadın Gazetecileri Günü’nü kutlayarak, Kürt kadın gazetecilerin geldiği aşamayı değerlendirdi. Özgür ve güçlü kalemiyle yola çıkan Kürt kadın gazetecilerinin bütün baskılara karşı kat etikleri mücadelenin önemli bir noktada olduğunu söyleyen Roza,“Bu güçlü mücadele geleneği doğrultusunda devletin özel savaş politikaları çerçevesinde yürüttüğü baskı mekanizmalarını ve yaşanılan hak ihlallerini teşhir etmeye devam ediyorlar. Bu politikalar karşısındaki haklı ve kararlı duruşu hazmedemeyen sistem ise saldırmaya ve baskı yoluyla sindirme politikalarına devam ediyor. Helikopterden atılan Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıklarını belgeleriyle ortaya çıkaran gazeteci gözaltına alınıyor. Sistemin kendi egemenliğini korumak için gerçekleştirdiği hak ihlallerini teşhir eden gazeteciler göz altı, tutuklama, psikolojik işkence, mesleğinden uzaklaştırma gibi yaptırımlarla cezalandırılıyorlar” sözlerine yer verdi.
 
‘Yılmayacağız’
 
Roza, şöyle devam etti: “Gurbetelli’den miras kalan mücadelenin eseri olan 7 Ekim Kürt Kadın Gazetecileri Günü’nün ruhuna uygun azimli ve güçlü iradenin hiçbir zaman kırılamayacağını bir kere daha göstermenin zamanı. Özgür Basına ve özellikle kadın gazetecilere karşı tekçi, eril, kadın düşmanı zihniyet tarafından yürütülen savaşa karşı daha kararlı durmak bu zorlu süreçte daha büyük bir önem arz etmekte. Kürt kadın gazetecileri olarak omuz omuza, canı pahasına bu geleneği sürdürüp şahadete ulaşan Şîlan Aras, Denîz Firat, Nûjiyan Erhan, Dilîşan Îbişin yarım kalan mücadelelerini sürdürmeyi bir yaşam felsefesi olarak görüyor ve yılmayacağımızı bir kez daha yeniliyoruz.”
 
‘Kürt kadın gazetecileri sayesinde medyanın erkek dili değişiyor’
 
Medya tv sunucusu Heval Nesrin Aslan, kadın gazetecilerin ciddi mücadeleler verdiğini ve mücadeleler sonucunda da kadın gazeteciliği noktası önemli bir yol kat ettiğini belirtti. Heval, kadınların artık söz sahibi olduğu bir düzenden de söz edebildiklerini dile getirerek, “Bunda Kürt kadınlarının büyük bir etkisi var. Verdikleri mücadele medyanın dilinde de etkisini gösteriyor. Daha güçlü bir kadın yayıncılığı kadınlara yönelik saldırıları teşhir ediyor. Erkek aklıyla yazılan haberlerde kadınlar üçüncü sayfa haberlerinde görünür oluyordu ama bugün kadın gazetecilerin yaratmaya çalıştığı kadın yayıncılığı sayesinde medyanın dili değişiyor. Kürt kadın gazetecilerinin bu konuda çok mücadele verdiğini bilmek gerekiyor. Ciddi çatışmalar yaşadığımız ve erkek dilini değiştirmek için çok uğraştığımız bir süreç oldu” diye ifade etti.
 
‘Geldiğimiz aşama önemlidir’
 
Sürgünde olan gazeteciler olarak zorlukların da  olduğunu ifade eden Heval, kaynağa ulaşmak, yerelden takip etme konusunda sorun yaşadıklarını belirtti. Heval, “Kuzey Kürdistan’da çalışan gazetecilere göre daha rahat görünüyoruz ama burada yaşamanın da zorlukları var. Elbette Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da çalışan gazeteciler kadar yaşamıyoruz. Orada engellemeler daha fazla. Daha önce çok sayıda televizyon kanalımız kapatıldı. Haber yapma hakkımız engellendi. Bu engellemeler hala sürüyor. Bunlar bizi etkiliyor tabi. Burada da erkek meslektaşlarımızla çalışıyoruz ve kadınlar olarak sorun yaşadığımız noktalar oluyor. Tamamen bir özgürleşmeden söz edemiyoruz maalesef. Bazı sorunlar bizi çok zorluyor. Toplumun her kesimine sirayet etmeye çalışıyoruz ve bu sancılı olabiliyor. Amacımız her kesimin ve başta Kürt halkının yaşadıklarını her açıdan topluma duyurabilmek. Kadın gazeteciler olarak geldiğimiz aşama önemlidir ve bunu daha da ileriye taşımak için mücadelemizi sürdürmeliyiz” diye konuştu. 
 
‘Direniş gazetecileriyiz’ 
 
Gazeteci Rojbin Deniz de, kadın gazetecilerin pratik sahada başarıya ulaştığını kaydederek, “Kürdistan’da yaşanan savaşların yaratmış olduğu bir hakikat var. O da tüm Kürdistan’ın işgal altında olması durumudur. Şimdi bu koşullarda gazetecilik yapmak çok zor. Bu zorlukların içinde habere ulaşmak başarı getirir ki bu anlamda Kürt kadın gazeteciliği çok kısa bir dönem içerisinde önemli bir düzey aldı. Bir de biz Kürt kadın gazeteciler bir habere sadece bir haber gözüyle bakmıyoruz. Topraklarımızda yaşanan işgal savaşlarının yaratmış olduğu acılar ve kayıplar çok büyük. Ayrıca buna karşı toplumun tüm katmanlarında bulunan kadınların mücadelesi direnişi çok önemli bir düzeye kavuştu. Bu toprakların bağrından kopan her bir gazeteci gördüklerini ve yaşamış olduklarını sadece bir haber olarak göremez. Yazılanlar  ve çizilenler bir haberden çok daha fazlasıdır. Biz direniş gazetecileriyiz. Yazdığımız her bir haberin yazıya, dile dökülmeden önce yaşamış olduğu tüm evrelere tanık oluyorsun” diye anlattı.
 
‘Savaş durumlarında zorlanmalar daha fazla’
 
“Bir haberin içinde, yakınında, uzağında her neresinde olursan ol sen o yaşananların ruhundasın” diyen Rojbin, “Biz Kürt kadın gazeteciler bu hakikatin bağrında yaşıyoruz. Bunun için özgür basın emekçileriyiz. Bu topraklarda yaşanan savaşların içindeyiz. Onun için yaşadığımız zorlanmalar her zaman daha fazladır. Bir çok kez savaş uçaklarının altında ve hatta bombardıman da kalırsın, vurulan yere ulaşmaya çalışırsın bazen paramparça olmuş insan bedenlerine tanık olursun,  çocukların oyuncaklarını onlar olmadan toplarsın, gözünün gördüğünü  objektiflerinin görmesini sağlarsın ve sonrasında tüm dünyaya haykırmak istersin. Yaşananları anlatmak çok zor. Savunmasız insanların paramparça olmuş bedenleri objektifinde iz bırakıyor. Bazen fotoğraf makinemize bulaşan kanı günlerce silmiyoruz ve bir süre sonra çektiğimiz fotoğrafın vicdanı olup bize dönüyor. O açıdan bölgede gazetecilik yapmanın zorlukları en çokta savaş durumlarında yaşanıyor” diye konuştu.
 
‘Muazzam bir güç veriyor’
 
Özgür basınla birlikte kadın gazeteciliğinin de geliştiğini belirten Rojbin, kadın gazetecilerin sahada zorluklar yaşadığını da söyledi. Rojbin, “Kadını bu alanda küçümseyen, haber yapacağı alana sokmayan bir anlayış var. Pratik çalışmalarda birçok kez  cinsiyetçi yaklaşımlarla  karşılaşabiliyoruz. Tabi geldiğimiz düzeyde bu türden yaklaşımları çok fazla umursama olmuyor. Biz kadın gazeteciler kendi alanımızda verdiğimiz kavga ile birçok zorluğu aşıyoruz. Sürekli kavga eden pozisyondayız. Hakikatlere ulaşmanın yolunu bulmak ve engelleri kaldırmak için kavga ediyoruz. Topraklarımıza olan saldırıları ve verdiğimiz tüm kayıplar için öfke duyuyoruz. Öfkemiz bizi büyütüyor. Biz tüm kadınların gözü, kulağı, yüreği, ruhu, bedeni, hissettikleriyiz. Kazandığın güven var olan zihniyeti altüst edecek derecede etkili. Bu kadın gazetecilere yani bize karşı gelişen cinsiyetçi yaklaşımların üstesinden gelebilecek muazzam bir güç veriyor. Biz Başur’da kadın gazeteciler olarak  bunu az ya da çok da  olsa geliştirdik” sözlerinin altını çizdi.