‘Toplumsal ve siyasal hak ihlalleri derinleşiyor’

  • 09:04 14 Ekim 2020
  • Güncel
KARS - Siyasi ve toplumsal açıdan yaşanan hak ihlallerine her geçen gün bir yenisinin eklendiğine dikkat çeken İHD Kars Şube Başkanı Güldane Kılıç, “Bir arada durmayı başaramazsak, bu mücadeleye emek harcayamazsak bizi çok daha kötü günler bekliyor. Biraz daha geç kalırsak keşke demek durumunda kalacağız” dedi. 
 
Son yıllarda Türkiye ve bölge genelinde yaşanan hak ihlallerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Özelde Kürtlere genel olarak muhalif kesime yönelik ötekileştirme, gözaltı ve tutuklama da dahil birçok yönden hedef alınma söz konusu. İçinden geçilen siyasi atmosferin ise hem ekonomik hem de toplumsal sorunları giderek derinleştirdiğine dikkat çeken İnsan Hakları Derneği (İHD) Kars Şube Başkanı Güldane Kılıç, iktidarın bu durumu fırsata çevirdiğine dikkat çekti. 
 
‘Muhalefetin eylem ve etkinlikleri engelleniyor’
 
Pandemi sürecinden en fazla yoksul kesimin etkilendiğini söyleyen Güldane, bu duruma karşı toplumsal açıdan bir mücadele verilmezse daha kötü günlerin geleceğine işaret etti. Güldane, “Hak ihlallerini önlemeye dair yeterli kanalların olmadığı bir sürece ilerliyoruz. Süreç, özellikle AKP rejimiyle birlikte tekleşmenin derinleştiği bir sürece evrildi. İktidar ise, salgını kendi krizini ötelemede bir pay alma tahtası haline getirdi. Muhalefetin kendini ifade etmek için yapmaya çalıştığı eylem ve etkinlikler ise salgın gerekçesiyle engellenirken iktidar  kendisine yakın kişilerin yaptığı toplu eylem ve etkinliklerde problem yaratmıyor. En basit protesto ve cenaze, salgın önlemleri alınmasına rağmen izin verilmiyor. İktidar için değiştirilen dönüştürülen bu kurallar söz konusu muhalefet, işçiler emekçiler olduğunda cezai belgeler işletiliyor” sözlerini kullandı. 
 
‘Siyasi kimliğe yönelik onur kırma’
 
Yaşanan bir diğer ihlalin ise yerine kayyım atanan Kars Belediye Eşbaşkanları Ayhan Bilgen ve Şevin Alaca’ya dönük olduğunu kaydeden Güldane, eşbaşkanların kelepçe takılarak gözaltına alınmasını doğru bulmadığını dile getirdi. Güldane şöyle devam etti: “Bir kentin belediye başkanı ifadeye çağrılır, sonrasında ise adli tedbirler uygulayabilir. Bunun yerine sabah saatlerinde ev baskınlarıyla güvenlik tedbirleri alınarak bir teyakkuz hali varmış gibi gösterildi.  Bu, hem insan haklarına aykırı hem de siyasi kimliklerine yönelik bir onur kırmadır, çünkü halkın iradesini temsil eden kişilerin bir çağrıya uyarak gerekli sorulara cevap verebileceği bir süreçte böyle bir gösteriye maruz bırakılmaları aslında algı yönetiminin bir parçasıdır.”
 
‘Barış söyleminden vazgeçmek bu ülkeye kötülüktür’
 
İktidarın kendisine muhalif olan her kesimi hedef aldığını belirten Güldane şu ifadeleri kullandı: “Siyasi iktidar, Türk ve müslüman olmak üzerinden temel bir kriter oluşturuyor ve bu temel kriterleri de yerli ve milli olmak üzerinden tanımlıyor. Bu tekçi zihniyetin Kürtlere karşı nefret söylemi, ırkçı ve ötekileştirme durumu cumhuriyetin kuruluşundan beri var. Dolayısıyla en ufak bir ötekileştirme söylemi ülkede karşılığını buluyor. Hükümet en ufak bir söylemle bunu alevlendirip toplumsal kutuplaşmayı kendi lehine çeviriyor. İktidar milliyetçilikle ülkedeki ekonomik sorunların üzerini kapatmaya çalışıyor. Yerli ve milli olarak tanımladıkları dışında kadına, çocuğa, Kürde, LGBTİ+ bireylere yaşam hakkı vermiyor. Özellikle Kürtlere yönelik nefret söylemleri, hak gaspları bu anlamda hiç şaşırtıcı değil. Ama günün sonunda kaybedecek. Barış söyleminden vazgeçmek, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.”
 
‘Keşkeler yarayı sarmakta fayda sağlamayacak’
 
Faşizmin toplumsal değerleri aşağılayarak kendini kurumsallaştırdığını ifade eden Güldane, toplumsal ve siyasal açıdan hak ihlallerinin yaşandığı bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Güldane, “Küresel krizin Türkiye’de yarattığı süreçten kurtulabilmenin tek yolu, bir ateş topuna dönüştürülen Ortadoğu ve şimdi bir ateş topuna dönüştürülmeye çalışılan Kafkasya için barıştan yana olmaktır. Bunu yaparken de fakatsız amasız dik durarak insan haklarından yana bir tavır koyabilmek gerekir, çünkü politik olmayan hiçbir özne insan haklarından yana tavır koymaz ve bu anlamda insan hakları taleplerinde bulunamaz. İnsan hakları talebi kendi başına politik bir duruştur. Bir arada durmayı başaramazsak, bu mücadeleye emek harcayamazsak bizi çok daha kötü günler bekliyor. Biraz daha geç kalırsak keşke demek durumunda kalacağız. Keşkeler, bu toplumun kaybettiği değerleri, yılları ya da bu mücadelenin aldığı yarayı sarmakta hiçbirimize fayda sağlamayacak” diye konuştu.