Sevinç İzol: Urfa’da feodalizm korunarak farklı bir politika yürütülüyor

  • 09:05 15 Ekim 2020
  • Güncel
URFA - Urfa’daki şiddet, istismar ve tecavüz olaylarına ilişkin konuşan Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Sevinç İzol, “Her yerde kapitalist modernite yaşatılmaya çalışılırken Urfa’da da feodalizm korunarak farklı bir politikayla yürütülmeye çalışılıyor. Burada kadının kendini rengiyle var etmesini engelleyen bir durum var” dedi. 
 
Ülkede ve bölgede yürütülen cezasızlık politikaları sonucunda katledilen, şiddete ve istismara maruz bırakılan kadın ve çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Şiddet politikalarının en büyük sorumlularını ise şikayet durumunda bile işlem yapmayan polis ve savcılar oluşturuyor. Emine Bulut ve Ayşe Tuğba Aslan örnekleri de en somut örnekler olarak karşımızda duruyor. 
 
Urfa ve desteklenen aşiret kültürü
 
Kadın ve çocuklara yönelik erkek şiddeti ve istismarının en yoğun yaşandığı bölge kentlerinden biri de Urfa. Kayyım atanan Suruç Belediyesi dahil olmak üzere tüm belediye yönetimlerinin AKP’nin elinde olduğu Urfa’da, AKP tarafından desteklenen aşiret kültürünün getirdiği feodal bir yapı ile kadın ve çocuklar yoğun bir baskı altında tutuluyor. Urfa gibi iktidar politikalarının egemenlik sağladığı bir kentte, uzun yıllardır varlığını sürdüren ve çalışmalarına aralıksız devam eden Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Sevinç İzol, kentte kadına yönelik yürütülen politikalara ilişkin ajansımıza konuştu. 
 
‘Kürtsen, kadınsan her şeyi yapmaya hakkımız var’
 
Kadınlara yönelik taciz ve tecavüzlerin yeni bir durum olmayıp son zamanlarda tekrar gündeme geldiğine dikkat çeken Sevinç, bölgede yürütülen özel bir politika olduğunu söyledi. Bu politikalarla kadın üzerinden topluma yönelmek ve toplum değerleriyle oynanmak istendiğine işaret eden Sevinç, kamuoyunda en çok tartışılan uzman çavuş Musa Orhan’ın tecavüze maruz bıraktığı İpek Er olayını hatırlattı. Tüm bunların cezasızlık politikaları sonucunda arttığına vurgu yapan Sevinç, kadınların da maruz kaldıkları taciz, tecavüz ve şiddet sonucunda intihara sürüklendiğini dile getirdi. Sevinç, şöyle devam etti: "‘Kürtsen, kadınsan her şeyi yapmaya hakkımız var’ mesajı verilmek isteniyor yapılan politikalarla. Toplum bu tür politikalarla sindirilmeye çalışılıyor. Musa Orhan üzerinden şu mesaj verilmek istendi: ‘Erkeksen ve üniformalıysan yaptığın her şey yanına kar kalır.’ Zaten kendi söylemi de öyle. ‘Ben daha önce de yaptım ve bir şey olmamıştı’ diyordu. Daha önce yaptıkları da cezasız kaldı. Tutuklanması bile kadın örgütlerinin ciddi bir sahiplenmesi sonucu oldu ama yine de serbest bırakıldı.”
 
‘Kadın toplumun ve bölgenin en dinamik kesimidir’
 
En üst makamlardan tecavüzün sahiplenildiğini belirten Sevinç, bunun sonucunda kadına yönelik taciz, tecavüz ve şiddetin meşrulaştırıldığını kaydetti. Her türlü insanlık dışı muamelenin meşrulaştırıldığını söyleyen Sevinç, “Bu özellikle yapılmak istenen bir şey. Çünkü kadın toplumun ve bölgenin en dinamik kesimidir. Korona sürecinde bile alanlarda söz söyleyebilen, yapılan antidemokratik uygulamalara karşı sokakları terk etmeyen kadınlardı. Kendi hakları için mücadele yürütmeye devam ediyorlar” diye konuştu.
 
‘Cezasızlık politikası da özel bir politikadır’
 
Yürütülen cezasızlık politikalarına dikkat çeken Sevinç, İstanbul Sözleşmesini ilk imzalayan ülke olmasına karşı Türkiye’nin Sözleşme maddelerini hiç uygulamadığını ifade etti. İstanbul Sözleşmesi’nin cinsiyetsiz bir sözleşme olduğuna işaret eden Sevinç, kadın ve çocuklar başta olmak üzere tüm toplumu etkilediğini dile getirdi. Sevinç, bu sözleşmenin toplumsal bir sözleşme olduğunu belirterek, “‘Bu sözleşmeyi iptal ediyorum’ demek ‘toplumu kadınları tanımıyorum’ demektir. Kadınlar bunu kabul etmeyecek. Cezasızlık politikası da özel bir politikadır. Kadın katliamlarının sebebi cezasızlık politikalarıdır. Cezalar verilmiş olsaydı bugün binlerce kadın yaşıyor olacaktı. Şiddet olağanlaştı ve meşrulaştı.  Sokaktan okula kadar yaşamın her alanında şiddet var. Artık din alimleri de çocuk istismarını ‘dokundum ne olacak ki’ söylemleriyle meşru kılıyor. Cinsiyetçi söylemleri bu denli arttığı ve kadın bedeninin aşağılandığı bir süreci görmedik” sözlerine yer verdi.
 
‘Sadece kadın oldukları için öldürülüyorlar’
 
Sevinç, kadına yönelik şiddet politikalarının politik bir tercih olduğunu söyleyerek, bu tür uygulamalara karşı kadınların daha örgütlü bir duruş sergilemesi gerektiğinin altını çizdi. “Öldürülen her kadınla birlikte biz de ölüyoruz” diyen Sevinç, “Sadece kadın oldukları için öldürülüyorlar. Urfa bir kültür şehri bir mozaik. Kürt’ün, Türk’ün, Arap’ın bir arada yaşadığı bir şehir. Kültürlerin şimdiye kadar birbirini incitmediği bir şehir ama bir yandan da feodalliğin çok etkili olduğu bir şehir. Her yerde kapitalist modernite yaşatılmaya çalışılırken Urfa’da da feodalizm korunarak farklı bir politikayla yürütülmeye çalışılıyor. Bir yandan halklar arasındaki dayanışma yok edilmeye çalışılırken öte yandan da feodalizmle işbirlikçilik yaşatılmaya çalışılıyor. Bu durum da topluma ve kadına zarar veren, kadının kendini rengiyle var etmesini engelleyen bir durum. Kadın, tek başına sokağa çıkamayan, konuşamayan, eğitimiyle ilgili kararlar alamayan bir durumda. Ne olursa olsun kadının akışkan bir enerjisinin olduğunu biliyoruz.”
 
‘Yaşamak için kendimizi savunmak zorundayız’
 
“Kadın hakları” kavramının yalnızca Türkiye’de tartışıldığını ifade eden Sevinç, kadının toplumda eşit bir konumda olmadığını vurguladı. Sevinç, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerektiğini belirterek, şu çağrıda bulundu: “Kadınların öncelikle bir birey olarak görülmesi gerekiyor ve bir birey olarak haklarını tanınması gerekiyor. Kadın örgütlenmelerine sahip çıkılarak güçlendirilmeleri gerekiyor. Kadınların kendilerini var ettiği alanların çoğalması gerekiyor. Biz yaşamda varız ve kendi rengimiz ve sesimizle var olacağız. Kadınların ‘Kendimizi Savunuyoruz’ demekten başka yapabileceği bir şeyi yok. Çünkü öldürülen kadın ‘Niye o saatte oradaydın, niye gittin’ gibi söylemlerle suçlanıyor. Yaşamak için kendimizi savunmak zorundayız. Bu anlamıyla TJA (Tevgera Jinên Azad) kampanyasını anlamlı buluyorum. Kadınlar kimliğine sahip çıkmalı.”