25 Kasım'a doğru: Sığınma evlerinde süren bir yaşam...

  • 09:02 21 Kasım 2020
  • Güncel
Hikmet Tunç - Dilan Babat
 
VAN - Evli olduğu erkek tarafından maruz bırakıldığı şiddet sonucunda boşanan ve farklı kentlerde sığınma evlerinde yaşamını sürdüren Dilan Ay, “Gerekirse her gün başka bir şehre yolculuk ederim, dışarıda kalırım ama şiddete boyun eğmem” diyor.
 
Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlar artarak devam ederken, bir yandan da yargının sessizliği kadına yönelik suçların da önünü açıyor. Bu suçlara yönelik cezasızlık politikaları erkek egemen sistemi beslerken, kadınları ise şiddet sarmalının içine sürüklüyor. Kadınları koruyan yasalar ısrarla dikkate alınmazken, karakola şiddet şikayetiyle başvuran kadınlara “böyle şeyler olabilir” denilerek evinin yolu gösteriliyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken, erkek şiddetine maruz bırakılan ve buna karşı mücadele eden Dilan Ay'ın hikayesini sizlerle paylaşıyoruz. 
 
‘Şiddete boyun eğmem’
 
Dilan, evli olduğu erkek tarafından maruz bırakıldığı şiddetten dolayı boşandıktan sonra sığınma evine yerleşir. Önce Siirt, sonrasında ise Diyarbakır, Muş ve son olarak Van’da sığınma evinde kalır. Dilan, yaşama tutunmaya çalışan binlerce kadından biri. Süresi dolduğu için ya da yaşadığı sorunlardan dolayı her defasında farklı bir şehirde farklı bir sığınma evine yerleşmek için günleri yollarda geçen Dilan, “Gerekirse her gün başka bir şehre yolculuk ederim, dışarıda kalırım ama şiddete boyun eğmem” diyor. 
 
‘Çocuklarımı alamıyorum’
 
Henüz çocuk yaşta maruz kaldığı “aile içi şiddete’ karşılık “daha iyi bir yaşam” düşüncesiyle ailesi tarafından evlendirilen Dilan, “İlk başta iyi gidiyordu, daha sonra şiddet uygulamaya başladı” diye belirtiyor. Bu evlilikten iki çocuğu olan Dilan, maruz kaldığı erkek şiddetini şu sözlerle anlatıyor: “Sürekli kafama vuruyordu, çok darp aldığım için karşılaştığım şiddeti ilaçlarla tedavi etmeye çalıştım. Sonra yaşadığım her şeye gülünce insanlar benim deli olduğuma kanaat getirdi. En son babam delirdiğime dair rapor dahi çıkardı. Ama ben deli değilim, benim yaşama olanağımı kısanlar deli. Dünyada herkesin her şeyin bir barınağı var, benim yok. Gördüğüm şiddetten kaynaklı her şeye güldüğüm için deli muamelesi görüyorum. Ekonomik gücüm olmadığı için ise çocuklarımı alamıyorum.”
 
Sığınma evinde ‘buna şükredin’ muamelesi
 
Boşandığı erkeğin çocukların vekaletini aldığını, kendisinin ise gidecek bir yer bulamadığı için sığınma evine gitmek zorunda kaldığını dile getiren Dilan, sığındığı evlerde ise görevlilerin “Yatacak yeriniz var, yemek buluyorsunuz, buna şükredin” muamelesiyle karşılaştığını ifade ediyor. 
 
Sığınma evlerinde kalma süresi altı ay
 
Sığınma evleri için “Cezaevinden bir farkı yok ama mecburum” diyen Dilan, “Sığınma evlerinde kalma süresi altı ay. Bu süreyi aşınca bir kağıt imzalattıktan sonra çıkarıyorlar. Evdeyken ekonomik anlamda çalışma olanakları yok. Çalışmak istediğini söylesen ‘burada kalamazsın’ deniliyor. Hiç olmazsa iki ay süre verseler en azından çalışırken o ekonomik ihtiyacımızı karşılayıp öyle çıksak bu da sağlanmıyor” diye ekliyor. 
 
‘Kendi ayaklarım üzerinde durmalıyım’
 
Yaşamının geri kalanında bir işe girip çalışmak ve çocuklarını yanına almak istediğini söyleyen Dilan, “Ekonomik anlamda kendi ayaklarım üzerinde durmak için işim olmasını istiyorum” diye ekliyor.