Canan Güllü: İstanbul Sözleşmesi koz olarak elde tutuluyor

  • 09:07 11 Ocak 2021
  • Güncel
Habibe Eren
 
ANKARA - Hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarını önümüzdeki dönem için koz olarak elde tutulduğunu söyleyen TKDF Başkanı Canan Güllü, 2021’de ilk önceliklerinin kadına yönelik katliama dönüşen şiddeti önleme ve yargılamada TCK’da şiddet tanımının değişmesi ve yine faillere verilen “haksız ve iyi hal” gibi indirimlerin iptal edilmesi; istismar ve şiddet suçlarında ilk günden itibaren tutuklu yargılamanın sağlamak olduğunu aktardı. 
 
2020 yılının son gününde 4 kadın katledilirken kadın katliamları 2021’inin ilk saatlerinde dahi devam etti. Hükümetin bu konuda göstermelik adımları kadınları korumazken, her geçen gün kadın katliamlarında öldürme biçimleri şiddetleniyor. Kadınların gerekli mekanizmalara ulaşamaması, sürekli hedef alınan ve hayata geçirilmeyen İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmaya açılması ve yargı kararları bu şiddeti perçinleştiriyor. 
 
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Canan Güllü, 2021 yılında kadınları neler beklediğini, kadına yönelik şiddete karşı alınan önlemleri ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarının ne düzeye geldiğini değerlendirdi. 
 
‘Kadınlar yargıya başvurduğunda her sefere duvara çarptırılıyor’
 
2019’dan itibaren kadın katliamlarında ciddi derecede artış yaşandığını söyleyen Canan, 2020’de bu durumun artarak şiddetlendiğini kaydetti. Koronavirüs pandemisiyle birlikte yoksulluğun artması ve eşitsizliğin giderek artması ile birlikte bu durumun daha görünür olduğunu kaydeden Canan, “2021’in başlarında yine kadın katliamları ile girdik. Bu cezasızlık sisteminin ve zihniyetin yansımaları. Siyasetin dili hiç değişmiyor hep kadını yok sayan bir yerde.  Kadınlar bu konuda yargıya başvurduğunda ise her seferinde  duvara çarptırılıyor” dedi. 
 
‘Kadını güvence altına alacak bir sistem yok’
 
Hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nin altında imzası olmasına rağmen, kadını, çocukları, şiddete uğrayanları ve LGBTİ’leri koruyamadığını dile getiren Canan, “ Gelinen noktada şiddete uğrayan kadın kolluğa gittiğinde, kolluğun kadını sığınağa götürmesi için sığınak sayısının yeterli olması gerekiyor. Hele ki Kovid 19 döneminde… Yeterli sayıda sığınağınız yok ise şiddeti psikolojik ya da başka biçimlerde yaşamış mağdur için koruma kavramı dediğimiz şeyi hayatı geçirmek zorundasınız. Yaşadığı ortam içinde şiddete maruz kalmaması için tedbirleri alacaksınız. Her şiddet failini başına bir kolluk konulamayacağına göre şiddet faili uzaklaştırıldığında, kadını ekonomik olarak güvence altına alacak bir sistem yok” ifadelerini kullandı. 
 
‘Önleme, koruma, kovuşturma ve politika başarısız’
 
Kadınları korumak adına hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi’nin dört ayağı olduğunu dile getiren Canan, şöyle devam etti: “ Önleme, koruma, kovuşturma ve politika. Yukarıda tüm anlattığım durumlarda korumaya dair politikaların hayata geçirilmediği ile ilgili. Önlemeye dair zihinsel dönüştürme yapılmıyor. Koruma ilgili durumda da failin cezalandırma süreci başarısız. Kovuşturma aşamasına geldiğinde ise zaten cezasızlık duvarına çarpıyoruz.” Kadın katliamlarında şiddet biçimlerinin artmasına son süreçte katledilen Ceren Özdemir, Emine Bulut  ve Ceren Özdemir’i örnek veren Canan,  katletme biçimlerinin giderek daha “vahşileştiğini” söyledi. 
 
‘Melek İpek korunsaydı fail bugün öldürülmüş olmazdı’
 
Geçtiğimiz günlerde, maruz kaldığı sistematik şiddete karşı özsavunma uygulayarak evli olduğu erkeği öldüren Melek İpek’in ifade tutanağını okuduğunu aktaran Canan, “ Bu kadının bu kadar dayanmasının mucize olduğunu gördüm. Aslında en başından desteğini görseydi, şiddet ortamını terk etmesini sağlayacak güvenceli bir hayatı sunulmuş olunsaydı; bugün failin ölümünden dem vurulmayacaktı ve Melek çocukları ile birlikte bu şiddete maruz kalmayacaktı “ ifadelerini kullandı. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi önümüzdeki seçimler için koz olarak elde tutuluyor’
 
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarını da değerlendiren Canan, en son ağustos ayında “çekilebileceği”  noktasında bir beyanın gündeme getirildiğini anımsatarak,  “Uzun zamandır iktidarın İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sıkıntıları olduğunu biliyorduk. Ki çok uzun zamandır belirli çevreler ve malum yayın organları İstanbul Sözleşmesi’nden rahatsızlıklarını bizleri hedef göstererek dile getiriyorlardı. Kadın örgütleri,  kuruluşları ve meslek örgütleri sözleşmeden çekilmenin kendi içine kapalı bir toplum yaratarak; ‘çağdaşlıktan ve demokrasiden çekilmesi’ anlamına geleceğini sıklıkla deklere ediyorlardı. Hükümet İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi ortaya atarken sadece söz konusu sözleşmeden değil, çocuk hakları ve Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesini de (CEDAW) hedef alacağını herkes söyledi. O günden bugüne henüz gündeme gelen bir şey yok. Sanıyorum önümüzdeki ne zaman yapılacağını bilmediğimiz zamanında yapılırsa 2023 seçimler üzerine her iki taraf için kullanılacak siyasi bir koz için elde tutuluyor” şeklinde konuştu. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi karşıtı bildiriler’ 
 
Meclis’e giren herkesin detaylı bir şekilde aramadan geçtiğini ve en ufak bir not ya da davetiyenin bile içeri sokulamadığını söyleyen Canan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi siz Türkiye’nin anayasası dahil olmak üzere 6284 sayılı kanunu uluslararası İstanbul Sözleşmesi’nin altına imza koymuş parlamentosunuz. Neredeyse bütün maddeleri değiştirilerek bir sahte belge oluşturulmuş kitapçığı Meclis’e nasıl getirdiniz?” diye sordu. Bunu öğrenme ve kamuoyuna açıklama sorumluluğunun TBMM Başkanı’nda olduğunu dile getiren Canan, “Acilen cevap vermesi gerekiyor. Tabir caizse parlamentoya bir hırsız girmiştir. Hırsız girerken de elini kolunu sallayarak girmiştir. Bunu bir milletvekili oraya koymuşsa bu konudaki sorumluluğu ortaya çıkarılmalı ve Türkiye’nin yasalarını ters düz eden hedefe sivil toplum örgütlerini kullanan tehdit eden bu konuyla ilgili meclisteki bütün partilerin konuyu soruşturması gerekiyor.”
 
‘ALO 183 şiddet hattı işlevsiz’
 
ALO 183 şiddet hattının özellikle 2020-2024 eylem çalışması içinde ‘ destek hattı’ olarak yer aldığı için işlevsiz olduğunu kaydeden Canan, “6284 yasasında sadece şiddete özel çalışan ve bu konuda branşlaşmış uzmanların yönetiminde olduğu bir hattın kurulması yer alıyor. Biz ALO 183’ün yetersizlikleri nedeniyle özellikle Kovid döneminde bakanlığa çok çağrı yaptık. Bakanlık bu çağrılarımıza ‘kapasitesini geliştiriyoruz ‘ diye cevap vermişti. Ancak şu an destek hattı görevi görüyor. Şehit gazi yakınlarına, yoksullara, 65 yaş üstüne tamamen devlete erişme adına dezavantajlı gruplara hizmet ediyor. Oysa şiddet hattı çok özeldir sadece ve sadece şiddet mağdurlarına anlık ve çabuk hizmet verebilme imkânı sağlaması gerekiyor” dedi. 
 
’KADES sadece android telefonlarda var’
 
 Bakanlığın okları Kadın Acil Destek Uygulamasına (KADES) yönlendirdiğini aktaran Canan,  KADES’in android ve ios denilen teknolojik sisteminin etkin olduğu telefonlarda  olduğunu belirtti. Canan, “ Oysa biz Türkiye’de kadın yoksulluğundan bahsediyoruz. Her kadının elinde teknolojik telefonların olmadığını düşünmemiz lazım. KADES’in yapılmasında bir sakınca yoktur ama bütün hayatımızı ya da çözüm çalışmamızı sadece KADES halledemez. Geçtiğimiz günlerde bakanlık uygulamayı 1 milyon kişinin indirdiğini söyledi ama geri kalan 10 milyon kişinin bu tarz telefonu yoksa ne olacak. Aile Bakanlığı’nın acil olarak ALO 183 hattını sadece şiddete özel olarak yenilemesi gerekiyor.  Bize gelen kadınların kontörü olmadığı için bizi arayamadıklarını bu anlamıyla sosyal medyadan  ‘bizi çaldırın diye yazdığımızı’ açıklamak durumunda olduğumuz için konuya hakimiz” diye belirtti. 
 
‘Kayyım kadın ve çocuk örgütlerini nasıl etkileyecek?’
 
Geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçen sivil toplum örgütlerine (STK) ve derneklere kayyım atanmasını sağlayan yasayı değerlendiren Canan, söz konusu yasanın sadece kadın örgütlerini değil insan haklarından çevre örgütlerine kadar bütün STK’ları etkileyeceğini kaydetti. Teklif yasalaşmadan önce İçişleri Bakanı’na bir toplantıda bu konudaki sıkıntıları anlattığını aktaran Canan, şöyle devam etti: “Yasa geçmeden evvel de bazı yayın kuruluşlarının terörist yaftalaması ile haber yapmasından dolayı ‘terörist’ tanımımın ne olduğunu, yarın böyle bir ihbar geldiğinde ihbarı değerlendirmek adına yargıya intikal etmeden kayyım atamasının mümkün olabileceğini söyledim. İçişleri Bakanı döndü dedi ki ‘ben şimdiye kadar kaçtan kayyım atadım’. Evet siz bugün bunu belki atayıp atamayacaksınız belli değil ama o tehlike olarak orada durduğu müddetçe herkes bundan etkilenecek. Bu yanlıştan geri dönülmesini talep ediyorum.” 
 
TKDF’nin 2021 planı 
 
2021’de ilk önceliklerinin kadına yönelik katliama dönüşen şiddeti önleme ve yargılamada Türk Ceza Kanununda (TCK) değişiklik yapılarak şiddet tanımının değişmesi olduğunu aktaran Canan,  TCK’da indirimler konusunda 62. Maddenin altına madde eklenerek kadına karşı şiddet ve çocuk istismarında indirimin yapılmaması noktasının değerlendirilmesini talep ettiklerini belirtti.  Aynı zamanda Ceza Muhakemeleri Usulü kanununda bir maddenin değişmesi ya da maddeye ekleme yapılarak 2 yıla kadar ceza alan suçlarda da tutukluk kararının uygulanması ve kadına karşı şiddet ve istismarda tutukluluk halinin ilk günden hayata geçirilmesini istediklerini vurguladı.
 
‘İkinci mücadelemiz kadınların karar mekanizmalarında temsiliyetinin artması’ 
 
İkinci mücadele alanlarının ise seçimlerde karar mekanizmalarda kadınların yer alabilmesi için siyasi partiler yasasının değişmesini ve kadınların temsiliyetinin sağlanmasını talep ettiklerini söyleyen Canan , “Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliği bakımından 2020 yılında 150 ülke arasında 130’uncu sıradaydı. Bununla beraber yerelde, siyaset alanında, parlamentoda ve temsilde siyasi partilerdeki söylemle beraber toplumun algısının değiştirilerek zihniyet dönüşümüne katkı sağlamak gerekiyor. Bu alanda çalışma ve örgütlüğümüzü her zamankinden daha fazla sürdüreceğiz. Geçtiğimiz günlerde türban konusu gündeme geldiğinde biz önünde takıları olmayan kadınlarız demiştik. Paydamız kadın yoldaşlıkla yan yana güç birliğimizin devamı üzerine yolumuza devam edeceğiz” dedi.