Ankara'dan birleşik mücadele vurgusu: Parçalı direnişleri ortaklaştıralım

  • 09:06 16 Ocak 2021
  • Güncel
Öznur Değer
 
ANKARA - “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla birleşik mücadele vurgusu yaparak krize karşı kampanya başlatan demokratik kitle örgütlerinde yer alan kadınlar, “Kadınların birleşik mücadelede var olması şart. Kadının olmadığı yerde emek ve özgürlük olmaz. Özellikle kadınların birleşik mücadelede olması için çağrıda bulunuyoruz” dedi.
 
Geçtiğimiz günlerde aralarında Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) de bulunduğu 14 siyasi parti ve demokratik kitle örgütü “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla, ülkede yaşanan ekonomik, siyasal, sosyal krizler için birleşik mücadele vurgusuyla ortak bir deklarasyon açıkladı. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan AKP’li kayyım rektör Melih Bulu’ya ilişkin protesto eylemleri devam ederken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik derinleşen tecridin kaldırılması ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin son bulması talebiyle 27 Kasım’da başlatılan açlık grevleri de 50’nci gününü geride bıraktı.
 
Baskılara karşı toplumun direnişinin yükseldiği bu dönemde birleşik mücadele çağrısıyla deklarasyon açıklayan 14 oluşumdan kadınlar, birleşik mücadele gereksinimini değerlendirdi.
 
Alınteri Ankara Temsilcisi  Zarife Çamalan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu üyesi Sibel Polat ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ankara İl Örgütü Yönetim Kurulu üyesi Nevriye Kurt, neden birleşik mücadeleye ihtiyaç duyulduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Parçalı direnişleri ortak bir mecrada birleştirmeliyiz’
 
Alınteri Ankara temsilcisi  Zarife Çamalan, birleşik mücadeleyi önemsemeyen kurumlara da çağrı yaptıklarını ifade ederek,  ne kadar görmezden gelinirse gelinsin koşulların bunu dayattığını kaydetti. Devletin topyekun bir saldırıda olduğunun altını çizen Zarife, “İşçi kesimine, kadınlara, öğrencilere, avukatlara ve basına baskı uyguluyor. Çıkardığı son yasalarla birlikte de sivil toplum örgütleri ve sendikalara yönelik saldırı var. Dolayısıyla her yerden parça parça direnişler, eylemler yapılıyor. Önemli olan bu parçalı direnişleri ortak bir mecrada birleştirebilmektir. Deklarasyonu da buradaki dinamikleri ortak bir direniş hattına dönüştürebilmek için gerçekleştirdik. Parçalı direnişlerin belirli zamanlarda kazanımları olsa da belirli yerlerde geri adım attırabiliyorlar. OHAL durumu yaşıyoruz. Pandemiden önce derinleşen ekonomik ve siyasi kriz, pandemi koşullarıyla fırsata çevrildi” sözleriyle birleşik mücadelenin kazandıracağına işaret etti.
 
‘Kapılarımızda koçbaşlarını duyuyoruz’
 
Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile işçilerin direnişinin varlığına dikkat çeken Zarife, toplumda, kadın eylemlerinde ve öğrencilerde tepkilerin çoğaldığını söyledi. Boğaziçi direnişinde Gezi’ye işaret edilerek, protesto eylemlerine katılan öğrencilerin fotoğraflarının çekildiğini ve terörist ilan edildiklerinin altını çizen Zarife, “Onlar gibi düşünmeyen ve kurallarına göre hareket etmeyen herkes terörist. Faşizmin ayak seslerini değil kapılarımızda koçbaşlarını duyuyoruz. Korkunun ecele faydası olmadığını da söylemek istiyoruz. ‘Ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyerek tüm kesimlere yapılan saldırılara karşı topyekun bir mücadele hattı örmemiz gerekiyor” dedi.
 
‘Faşist bloğa Van’da vazgeçmeyeceğimizi gösterdik’
 
HDK Yürütme Kurulu üyesi Sibel Polat da halkları baskı altına alan ve 18 yıldır süren bir iktidar gerçekliği olduğunu belirterek, baskıların giderek arttığını sözlerine ekledi. Ekonomik krizin yüzünü daha fazla göstermeye başladığını vurgulayan Sibel, topluma, düzene karşı birlikte olma çağrılarının olduğunu ifade etti. Sibel, “Esas var olan gücün biz olduğumuzu göstermek için, sol, sosyalist, devrimci kurumlarla bir araya gelerek ‘Kapitalist sisteme karşı mücadeleyi nasıl büyütürüz?’ diyerek bir deklarasyon açıklamak istedik. Bu çalışmamız da devam edecek. Van’da ulusal birlik için çok kapsamlı bir yürüyüş gerçekleşti. Bu, Türkiye halkları için bir ön ayak ve hazırlık oldu. Var olan bu baskı ve faşist düzene karşı bizim de dur dememiz gerekiyor. Van’daki ulusal birlik ile bizim kriz kampanyasını birbiriyle eşleştirmek doğru bir gidişat. Bu bir isyan göstergesidir. Küçük de olsa Türkiye’nin birçok yerinde kıpırdamalar var. Baskılar bizi yıldırmayacak. AKP ve MHP faşist bloğa Van’da, her ne kadar halklarımıza saldırsa da özgürlük dileğimizden vazgeçmeyeceğimizi gösterdik” diyerek ulusal birlik ile kendi kampanyaları arasında benzerlik kurdu.
 
‘Barış süreci bu faşizanlığı bitirebilir’
 
Ülkedeki mevcut krizin bir sebebinin de tecrit olduğunun altını çizen Sibel, tecridin kaldırılmasına yönelik cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemlerini hatırlattı. İktidarın, dışarıda yapamadığını cezaevlerinde yapmayı kurguladığını aktaran Sibel şöyle konuştu: “Nasıl ki dışarıdaki insanlar direniyorsa, cezaevlerinde tecrit altında tutulan arkadaşlarımız da direniyor. Ne olursa olsun mücadele etmeye devam edecekleri mesajını onlar bize içeriden iletiyorlar. İtaat etmeyeceğimizi bildikleri için bu kadar saldırıya geçiyorlar. Biz de mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit derinleştikçe özellikle bölgede ve Türkiye’deki kaos devam etmektedir. Barış sürecinin tekrar masaya yatırılması bu faşizanlığı bitirebilir. 2 gün önce Lice'de başlatılan askeri operasyon ile askerlerin, köylülerin evini basarak onlara işkence uyguladığını ve gözaltına aldıklarını gördük. Ne zaman ki Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kalkacak, ne zaman ki bu ülkeye tam anlamıyla barış gelecek o zaman ülke kaos sisteminden çıkacak."
 
‘Bir araya gelirsek sesimiz daha güçlü çıkacak’
 
TİP Ankara İl Örgütü Yönetim Kurulu üyesi Nevriye Kurt ise AKP ve MHP iktidarının pandemiyi bahane ederek baskılarını artırdığını vurguladı. Bu dönemde en çok kadınların baskı altında olduğunu, yok sayıldığını, katledildiğini, şiddete maruz kaldığını gördüklerini kaydeden Nevriye, “Tek tek mücadele vermek yerine bütün emek örgütleriyle bir araya gelirsek daha güçlü sesimizin çıkacağını ve yaptırım gücümüzün olacağını düşündük. Tayyip Erdoğan, ‘Kadın ve erkek eşit değildir’ gibi sözlerini iktidara geldiğinden beri dile getiriyordu. Son dönemdeki kadın cinayetlerine sadece sayı olarak bakılıyor. Cinsiyetçi söylemlerin karşısında yalnız olmadıklarını, yalnız olmadığımızı dile getiriyoruz. AKP, kadını yaşamın her alanından silerek sadece evine kapanan bir profil yaratmak için mücadele veriyor” şeklinde konuştu.
 
‘Kadınların birleşik mücadelede var olması şart’
 
Nevriye, “Kadınlar olarak erkeklerden istediğimiz, ‘Bizi öldürmeyin, bize taciz etmeyin’ değil. Bize şiddet uygulamaya cesaretleri olamasın” diyen Nevriye, şunları ifade etti: “İktidarın kadınlara yönelik yasalarına baktığımızda, özsavunmasını kullanarak kendisini günlerce şiddete maruz bırakan erkeği öldürdüğü için Melek’in tutuklandığını görüyoruz. Ama tam tersi olsaydı erkek kravat takarak hakim karşısına çıkardı ve cezai indirim uygulanırdı. Yasa kadına öz savunmayı kabul etmiyor. Özellikle kadınların birleşik mücadelede var olması şarttır. Kadının olmadığı yerde emek ve özgürlük olmaz. Özellikle kadınların birleşik mücadelede olması için çağrıda bulunuyoruz.”