Feminist aktivistlerden 25 Kasım'a çağrı: Şiddetin 'normalleştirmesine' karşı alanlara

  • 09:18 16 Kasım 2018
  • Güncel
MUĞLA - Şiddetle örülü bir sistemin içinde kadının hep birlikte mücadele ederek özgürleşebileceğini vurgulayan feminist aktivistler, bütün kadınları 25 Kasım'da sokaklara çağırıyor. 
 
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken, kadınlar şiddetin her türlüsüne karşı sesini yükseltmek için alanlara çıkmaya hazırlanıyor. Kadınları sokakta mücadeleye çağıran feminist aktivistler, örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti. 
 
'Şiddet topyekûn ve sistematik olarak işleniyor'
 
Kadına yönelik şiddetin erkek egemen sistemin bir sonucu olarak sistematik ve topyekun işlenen bir suç olduğunu belirten Çatlak Zemin'den Gizem Öztürk, devletin ve sistemin bu suçu normalleştirdiğini söyledi. Şiddetin her türlüsüyle bireysel değil örgütlülükle mücadele edilebileceğini kaydeden Gizem, "Şiddet milliyetçilikte, faşizmde olduğu gibi baskı altına almak ve iktidar kurmak için var. Kadına yönelik şiddet kadını hegemonya altına almayı hedefliyor. Şiddet sadece köleleştirmekle açıklanamaz. Örneğin ekonomik şiddetin erkeğin kendini en yüce en üstün özelliklerle donatılmış, kadını ise çok vasıfsız gösterme çabası, kurduğu ilişkide iktidar kurma gibi bir durumu var. Ezilen insanların verdiği mücadele olmasaydı bu kadın-erkek ilişkisi bir köle-efendi ilişkisine dönüşebilirdi" dedi. 
Gizem, eril hegemonyayı aşmak için bütün kadınları 25 Kasım'da daha güçlü bir örgütlenmenin altyapısını oluşturmak için eyleme çağırdı.
 
'Her alanda devlet şiddetine rastlıyoruz’
 
Bağımsız feministlerden Songül Aydın da, devletin her alanda kadının yerine karar vermeyi kendinde hak gördüğünü dile getirerek, AKP iktidarının ise iktidara geldiğinden itibaren ilk neşteri eğitim ve sağlık alanına attığını aktardı.
 
İktidarın eril zihniyetinin hem görünür hem de örtük bir şekilde kendini var ettiğini kaydeden Songül "6 yaşında çocuklara, okulda değerler sistemi adı altında ailenin vermesi gereken eğitimi kendisi vermek istedi. Dolayısıyla her alanda rastlıyoruz devlet şiddetine. Çocuk doğurmak istemeyen kadın kürtaj yasağı olmasa bile devlet hastanelerinde olamıyor. Kadına yönelik Diyanet’le birlikte yürütülen yasa değişikliği ile bir sistem inşası mevcut ve bu sistem kadını her alanda sıkıştırmakta. Kadın Bakanlığı bile yok, kadın aileye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bireysel çıkışlarımız çok mümkün değil. Kolektif olarak hareket etmemiz gerekiyor. Orada da 'böl parçala' yöntemini uyguluyor. Fakat biz birlikte hareket etmeye devam ediyoruz ve 25 Kasım'da kadınlar olarak alanlarda olacağız" diye konuştu. 
 
'Devlet, şiddeti önleyecek araçlara sahip'
 
Şiddetin doğduğumuz andan itibaren öğretilerek bilincimizde meşrulaştırıldığını söyleyen Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nden Figan Erozan ise, kadınların hakaretten fiziksel ve cinsel şiddete kadar uzanan bütün şiddet şekillerine maruz kaldığını söyledi. Şiddeti yok etmenin kadının kendine yeni bir hayat kurması anlamına geldiğini kaydeden Figan, şöyle dedi: "Şiddete maruz kaldığımızda bir suça maruz kalıyoruz ve bu suçu dile getirerek, diğer kadınlarla yan yana gelerek bir politika geliştirerek, deşifre ederek hak arama mücadelesine çevirebiliriz. Bu mücadelenin sonucu olarak şiddet bugün yasalarda 'suç' diye tanımlanabiliyor. Biz de şiddet suçunu deşifre ederek mücadeleyi sokağa taşımaya mecburuz. Şiddetin uygulayıcı faili erkek bunun adını koymak lazım. Erkekleri durduracak yükümlülüğü olan da devlet ve iktidardır. Devletler suç oluştuktan sonra ceza vermek değil, olmadan önüne geçmekle yükümlü. Çünkü koruma alanları, yargı, kolluk gücü devletin elinde."