Filiz Kerestecioğlu: Başka bir dünya mümkün, buna inanalım

  • 09:02 21 Kasım 2018
  • Güncel
Safiye Alagaş
 
İSTANBUL - Türkiye’de de dünyada da kadınların sadece bir gün mücadele etmediğini belirten HDP Ankara Milletvekilli Filiz Kerestecioğlu, “Bizim için sadece 25 Kasım’ın sembolik bir anlamı var. Dayanışma yaşatır, şiddet öldürür. Dayanışmayı, mücadeleyi yükseltelim. Hep birlikte erkek egemenliğini yıkabileceğimizi, başka bir dünyayı kuracağımıza inanalım” dedi. 
 
Kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla bulundukları her ülke ve alanda renkleriyle sokaklara çıkmaya hazırlanıyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, 25 Kasım’ın şiddeti daha görünür kılmak ve bunu sadece bir kadının yaşamadığına dikkat çekmek amacıyla önemli bir gün olduğunu belirtti.  
 
25 Kasım’ın Mirabal Kardeşlerle başlayan bir süreç olduğunu kaydeden Filiz, “Bugün hayatımıza yansımalarına baktığımız zaman gerçekten kadınların her türlü şiddete maruz bırakıldığını görüyoruz. Sadece erkek veya aile içerisindeki şiddet değil, devlet şiddetine de tacize, tecavüze, sarkıntılığa, fiziksel, psikolojik, ekonomik her türlü şiddete karşı çıkışların, bir araya gelmenin göstergesi olan bir gün. Türkiye’de de aslında özellikle son yıllarda yaşadığımız bu otoriter rejim altında en fazla yine kadınların 25 Kasımlar da, 8 Martlar da sokağa çıktığını ve buna karşı isyan ettiğini görüyoruz” dedi.
 
‘Kadınlar kazanımlarını kaybetmemek için direnç gösteriyor’
 
Son yıllarda özellikle partilerine, belediye eşbaşkanlıklarına ve belediye çalışanlarına yönelik yaşanan saldırılara da dikkat çeken Filiz, “Oradaki kazanımlarımızın elimizden alınması, belediyelere kayyım atanması, kadın merkezleri, çocuk merkezlerinin kapatılması bunlar çok önemli kayıplar. Birde müftülük yasası, boşanmayı önleme komisyonu gibi komisyonların kurulması var. Nafakayla ilgili getirilmek istenen yoksulluk nafakasının süreye bağlanması var gündemde. Sanki kadınlar yoksul değilmiş de bunu istismar ediyorlarmış gibi getirilen tasarılar, bir takım kalkışmalar. Ama bunlar gerçekleşebilmiş değil. Yani müftülüğün nikah kıyması dışında, diğer tasarılar kadınlar tarafından püskürtüldü. O nedenle ben kaybedilmiş kazanımlar diye düşünmüyorum. 1980’lerden beri mücadele elde ettiğimiz yasal değişiklikler hala yerli yerinde duruyor. Zaten kadınlar, bunu kaybetmemek içinde direnç gösteriyor. Ancak yaşanan son süreç hem seçmen hem kadın iradesinin hiçe sayılması anlamına geliyor” diye konuştu. 
 
‘Kadınlar sadece bir gün mücadele etmiyor’
 
Yerel demokrasinin güçlenmesinden korkulduğunun altını çizen Filiz, bununla birlikte Cumartesi Anneleri’ne yapılan müdahalenin ve eylemlerinin engellenmesinin hiçbir yerde muhalif bir sesin olmasının istenmemesinden kaynaklandığını aktardı. Kadınların da bundan nasibini aldığını dile getiren Filiz, “Diktatöryal bir rejim, otoriter bir rejim diyorsak, kadınlara karşı da bu baskı yükseliyor. Ancak kadınların bu baskılara karşı mücadelesi sürüyor. Türkiye’de de dünyada da kadınlar, sadece bir gün mücadele etmiyor. Bizim için sadece 25 Kasım’ın sembolik bir anlamı var. O gün hem Mirabal Kardeşler hem de dünyadaki bütün kadınların aslında o gün sesini daha yüksek çıkarması anlamını ifade ediyor. Bir mücadele günü. Bu bir kutlama günü değil. O yüzden bir gün olacak bir şey de değil. Zaten bizler şiddete karşı olan mücadelemizi yıllardır sürdürüyoruz. Sürdürmeye de devam edeceğiz ” ifadelerini kullandı. 
 
‘Dayanışma yaşatır, şiddet öldürür’
 
Dayanışmanın çok önemli olduğunun altını çizen Filiz, şöyle devam etti: “Sesinin yükseltebilmek, iletişim ağlarının kurulması, kadına yönelik şiddete ilişkin davaları takip etmek, tacizciyi, tecavüzcüyü, şiddet uygulayanı ifşa edebilmek çok önemli. Hep kadındır ifşa edilen. Sanki orada utanması gereken kadınmış gibi yansıtılır. Özellikle bununla ilgili cinsiyetçi dil kullanan ve haberleri o tarzda kullanan basını ifşa etmek çok önemli. Yargılamayı özellikle takip edip dayanışmayı göstermek gerekiyor. Bu kadınlara ciddi güç veriyor. Bunun dışında tabi ki özsavunma yöntemleri de öğrenilmesi gerekiyor. En fazla dayanışmayı kuvvetlendirmek gerekiyor. Hayatın her alanında bunu yapmak gerekiyor. Onu hisseden kadınların ne kadar güçlendiğini, ne kadar hayatını değiştirdiğini görebiliyoruz. Dayanışma yaşatır, şiddet öldürür ve dayanışmanın yükseltilmesi gerektiğini her alanda haykırmalıyız. Dayanışmayı büyütelim. Mücadeleyi yükseltelim. Hep birlikte erkek egemenliğini yıkabileceğimizi, başka bir dünyayı kuracağımıza inanalım. Umudumuzu hiçbir zaman yitirmeyelim.”