3 yıl sonra yaşananları anlattı: Sur Dımdım Kalesi oldu ve o kale düşmedi

  • 09:13 1 Aralık 2018
  • Güncel
Beritan Canözer  
 
DİYARBAKIR - Sur'da 2 Aralık 2015'te ilan edilen ve 103 gün süren yasak sırasında yaşananlara tanıklık eden HDP'li Remziye Tosun, Sur'u şöyle özetledi: "Canını verip, sokağını vermeyen Sur gençleri, tarih yazdılar. Sur Dımdım Kalesi'ydi ve kale düşmedi. Yıllar da geçse herkes Sur'u konuşacak. Sur bizim için hem en büyük yara olarak hem de bir direniş öyküsü olarak kalacak" dedi. 
 
Diyarbakır'ın tarihi Sur ilçesinde 2 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen ve 103 gün süren sokağa çıkma yasağı dünyanın en uzun süreli yasağı oldu. Binlerce yıllık tarihi ilçe, 103 gün boyunca hem havadan hem de karadan tarandı, bombalandı. Tüm saldırılara rağmen mahallelerini terk etmeyen onlarca sivil yaşamını yitirirken, onlarcası yaralandı, onlarcası da tutuklandı. Üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Sur'da yaşamını yitirmiş ve kimsesizler mezarında kimliği tespit edilmemiş cenazeler bulunuyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeni projelere açılarak “kentsel dönüşüm” adı altında büyük bir bölümü yıkıldı. Hala büyük bir bölümü beton kolonlarla kapatılmış sokaklara kimse alınmıyor, her sokak başında da polis noktası bulunduruluyor. Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmesine rağmen UNESCO dahi ilçenin yıkılmasına karşı herhangi bir müdahalede bulunmadı.
 
'Sur bizim dünyamızdı' 
 
103 gün boyunca yaşananları en iyi bilinler ise sürece tanıklık edenler. Onlardan biri de Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun. 96 gün sonra ilçeden tahliye edilen Remziye, o dönem 2 yaşında olan kızı Beritan'la birlikte gözaltına alınıp tutuklandı. Remziye, 15 ay sonra cezaevinden çıkarken, 24 Haziran seçimlerinde milletvekili olarak seçildi.
 
Sur'un 2015 yılından önceki halini anlatan Remziye, "Sur tek başına evimizdi ve biz de o evin içinde yuva edinmiştik. Orada yaşayanlar birbirinin ailesi olmuştu. Komşuluğumuz vardı. Mahallelerimiz hep cıvıl cıvıl olurdu. 22 yıl yaşadım Sur'da, eğer yıkılmasıydı hala orada yaşıyor olurdum. Sur'un insana huzur veren bir tarafı vardı. Samimiydi" ifadelerini kullandı.  
 
'Önce Lalebey'de başladı'
 
Sur'un tarihi yapısının yanı sıra en çok sokakta oyun oynayan çocuklarıyla, kapı önünde oturan kadınlarıyla güzel ve kıymetli olduğunu vurgulayan Remziye, "Sur Belediyesi gelip sokaklarımızı temizlemezdi, çünkü biz her sabah sokağımızı temizlerdik. Bu bile bizim için hem eğlenceli hem de değerliydi" dedi. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yaşanan kaosu hatırlatan Remziye, "Önce Lalebey mahallesinde sürekli polislerle gençler arasında çatışmalar oldu. Tabi bizim öz yönetimden haberimiz yoktu. Hepimiz süreçten dolayı olağan olaylar sanıyorduk. 2 günde bir Lalebey'de silah sesleri geliyordu, patlamalar oluyordu ama öyle büyük patlamalar değildi. Ara ara kısa süreli yasaklar da ilan ediliyordu" diye belirtti. 
 
'İlk Murat Gündüz yaşamını yitirdi'
 
Lalebey mahallesinde yaşanan çatışmalarda birçok sivilin yaralandığını söyleyen Remziye, "Sur'da ilk Murat Gündüz yaşamını yitirdi. Zaten asıl çatışmalar da Murat'ın yaşamını yitirmesinden sonra başladı. Murat yaşamını yitirince herkes neyin ne olduğunu daha net anlamış oldu" dedi. Çatışmalar olmasına rağmen hiç kimsenin evini terk etmediğini kaydeden Remziye, "Çarşıya gidip gelirken mahallede yaşayan kadınların gençlerle beraber oturduğunu görüyorduk. Sokakta beraber yemek yiyorlardı. Herkes her şeyi birlikte yapıyordu, komünal bir yaşam kuruluyordu" diye konuştu. 
 
‘Sur Kürt halkına yapılanlara karşı atılan bir çığlıktı’
 
“Hendek kazan”, “barikat kuranların” Sur gençlerinin olduğunu belirten Remziye, şöyle dedi: "Gençlerin Kürt halkına yapılanlara karşı attığı bir çığlıktı Sur. Gençlerle ilgili yanlış algılar bilerek yayıldı. Tanımadığımız yüzü kapalı gençler de vardı ama mesela Yusuf Yürümeyen vardı. Çocukluğundan beri tanırdım, sokağımızda oyun oynardı. Yusuf'u hendek kazarken görmüştüm, çok şaşırmıştım. 'Ne yapıyorsun Yusuf' diye sorduğumda da bana 'Ben bu zulmü kabul etmiyorum, yeter artık' dedi. Yusuf 17 yaşında bir Kürt genciydi ve yaşananlardan uzak değildi. Kürtlerin yaşadığı zulüm, baskı, katliamlar onu Sur direnişçisi olmaya kadar getirmişti ve Sur'da yaşamını yitirdi." 
 
'20 dakika sonra Tahir Elçi vuruldu'
 
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin vurulduğu güne kadar küçük çatışmaların yaşandığını söyleyen Remziye, Tahir Elçi'yi vurulmadan yalnızca 20 dakika önce gördüğünü belirtti. Kızı Şevin için ayakkabı almaya giderken açıklamanın olduğu sokaktan geçtiğini aktaran Remziye, "Şevin kaç gündür bot istiyordu, dayanamadım artık gidip alacaktık. Sokaktan geçerken Tahir Elçi açıklama yapıyordu. Biz tam ayakkabıyı aldık silah sesleri geldi. Haberlerden öğrendik Tahir Elçi'nin vurulduğunu. Eve gittikten sonra yasak ilan edildi ve Şevin o botu hiç giymedi. 'Bir gün buradan çıkarsak dışarıda giyeceğim anne' dedi. O gün geldiğinde de Şevin yetimhaneye ben cezaevine gönderildim" sözlerine yer verdi. 
 
'Gençler halkı koruyordu' 
 
Tahir Elçi'nin vurulmasının ardından ilan edilen yasak 2 gün sürdü ve 30 Kasım'da kaldırıldı. Bir gün aradan sonra 2 Aralık günü yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Remziye, 2 Aralık'tan sonra yaşananları ise şöyle anlattı: "Aslında kimse gençlerden şikayetçi değildi, kimse onlardan korkmuyordu. Kendi mahallesinin gencinden kim niye korksun? 2 Aralık'tan sonra çok büyük bir direniş çıktı ortaya. Dışarıdan saldırılar vardı ve gençler canlarını ortaya koyarak direniyorlardı. Orada çok sivil aile vardı ve bize bir şey olmaması için de çok uğraşıyorlardı. Evimizden çıkmamıza izin vermiyorlardı bir şey olur diye. Zaten polisler sürekli 'Çıkarsanız vurulursunuz, kimse kafasını çıkarmasın' anonsları yapıyordu. Bu yüzden kimse çıkamıyordu.  Sur'da gençler eşinden şiddet gören bir kadını kurtarmışlardı. Amaçları savaşmak, yakıp yıkmak değildi. Öyle olsa en başından yakıp yıkarlardı ama ne zaman ki polisler, askerler saldırmaya başladı o zaman gençler de kendilerini savunmaya başladılar. Biz 96 gün boyunca Sur'un bombalandığına tanık olduk. Çocuklarımız patlama seslerinden uyuyamıyordu. Günlerce yemek yiyemediler."
 
'Hiçbir gün umudumuzu yitirmedik'
 
Yaralanın birçok kişinin, çocukların dahi hastaneye dahi götürülmediğini aktaran Remziye, "Orada olduğumuz her gün umudumuz diriydi. 96'ncı günde çıkmaya başladığımızda yıkıntıları görmeye başladık. Bulunduğumuz sokağın neresi olduğunu bile anlayamıyorduk. Top atışlarında yıkmışlar her yeri. O gece tam bir cehennem gibiydi. Taciz edilircesine üzerimiz arandı. Sonra bizi zırhlı araca aldılar. Üstümüz başımız toz içindeydi. Bir Kürt kadını olarak o şekilde gözaltına alınmak ve aranmış olmak beni çok incitmişti, kendime kızmıştım. Emniyete gidene kadar hakarete, küfür ve tehdide maruz kaldık. 'Elimizde olsa sizi öldürürüz, sizin yaşamaya hakkınız yok' diyorlardı. Çocuklar alındı ve 'Yetimhaneye götüreceğiz' dediler. Sadece Beritan'ı alabildim. 1 yıl Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde kaldıktan sonra Elazığ'a sürgün edildik. Beritan E Tipi’ndeki koğuşu evi sanıyordu. O kadar çok cenaze, kan gördü ki ona sürekli bunun oyun olduğunu anlatıyorduk. Cezaevinde de 'Ben öldüm hadi beni hayata geri getirin' deyip oyun oynuyordu. Tahliye olduktan sonra uzun süre terapi gördü" dedi. 
 
‘Hem en büyük yara hem de en büyük direniş öyküsü’
 
Remziye, Dımdım Kalesi destanına benzettiği Sur'a dair son olarak "Canını verip, sokağını vermeyen Sur gençleri tarih yazdılar. Sur Dımdım Kalesi oldu ve o kale düşmedi. Hepimiz Dımdım Kalesi'nin içinde yaşamaya başlayan Kürtler gibi Sur'un içinde yaşıyorduk. Dışarıdan saldırılar vardı ve gençler canları ortaya koyarak direniyorlardı. Yıllar da geçse herkes Sur'u konuşacak. Sur'u anlatabilecek bir ifade yok. Sur'u yaşamak gerekir, anlatarak hiçbir şeyi hissettiremezsiniz. Sur bizim için hem en büyük yara olarak hem de bir direniş öyküsü olarak kalacak” ifadelerini kullandı.