Bir direniş geleneği: Roma döneminden bugüne açlık grevleri

  • 09:04 17 Aralık 2018
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Kürt kadın siyasetçi Leyla Güven'in bir ayı aşkın süredir devam ettirdiği açlık grevi eylemine birçok kentten ve ülkeden destek mesajları geliyor. Tüm demokratik siyaset kanallarının kapatıldığına inanılan süreçlerde başvurulan bir direniş ve protesto yöntemi olan açlık grevleri, oldukça köklü bir geçmişe sahip, şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinde başvurulan ve bütün kültürlerde saygıyla karşılanan son derece güçlü politik eylem biçimi oldu. 
 
Diktatöryal rejimler karşısında bir direniş ve mücadele biçimi olarak açlık grevi eylemleri, Kürt kadın siyasetçi Leyla Güven’in bir ayı aşkın süredir sürdürdüğü eylemiyle tekrar gündemde. Bir direniş yöntemi olarak açlık grevi sadece Kürdistan ve Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde de baskıcı devlet sistemlerine karşı direnmenin yolu oldu. Dünya deneyimlerinde açlık grevlerini kimlerin neden yaptığını görmek, bugün Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekilli Leyla Güven tarafından sistem karşıtı olarak sürdürülen protestonun kavranmasında da yardımcı olabilir.
 
Açlık grevi nedir?
 
Açlık grevi, hak arayışında ya da haksızlık karşısında kişi ya da kişilerin başvurduğu bir protesto biçimidir. Özellikle devlet sistemine taleplerini kabul ettirmek amacıyla tutsaklar tarafından başvurulan bir eylem biçimi olan açlık grevlerinde su, tuz ve şeker dışında hiçbir besin maddesi tüketilmemekte. 1991 tarihli Malta Bildirgesi'nde açlık grevi, "zihinsel olarak ehliyetli ve kendi iradesiyle açlık grevine karar vermiş kimsenin belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddetmesi" şeklinde tanımlanıyor. 
 
Roma dönemine kadar uzanıyor
 
Açlık grevinin en eski örneklerinden biri Roma dönemine dayanıyor. Kimi kaynaklara göre, Roma döneminde Hıristiyanlara dönük baskıya tepki olarak Roma İmparatoru Tiberius'un yakın arkadaşı ve ünlü bir doktor olan Nerva, açlık grevine başlar. Tiberius'un tüm ikna çabalarına rağmen Nerva, kendisine bir şey yapılmasını istemez ve ölmeyi tercih eder. Çünkü Nerva, ölümünün yakın arkadaşını sarsacağını biliyordu. 
 
Açlık grevlerinin politik bir mücadele biçimi olarak uygulanmasının ilk örneği Çarlık Rusya'sında görülür. Bu dönemde siyasi hükümlüler, baskıya karşı açlık grevleri başlattılar. İlk zorla besleme ise, 1889'da Kara Cezaevi'nde kadın grevciler üzerinde denendi.
 
Rusya'da açlık grevleri
 
Temmuz 1921 yılında Taganka Cezaevi’nde hiçbir makul neden olmaksızın tutuklu bulunduklarını söyleyen ve aralarında Fanya Baron, Lev Tcherny ve İvan Gavrilov gibi isimlerin bulunduğu 13 tutsak, özgür kalma talebiyle açlık grevi başlattı. Daha sonra Eylül ayında Çeka tarafından öldürüldüler.
 
Sibirya ve Sovyet Rusya'nın çeşitli bölgelerinde 1966'dan 1986'ya kadar tutsak kalan Kırım Tatarları'ndan Mustafa Cemilev, insan hakları tarihinde en uzun açlık grevi yapan kişi olarak bilinir. 
 
Süfrajetlerin açlık grevi eylemleri
 
Açlık grevlerinin dünya çapında duyulması ve dikkatleri üzerine toplaması 20. yüzyılın başında İngiltere'de oy hakkı isteyen kadınların, cezaevinde greve başlamasıyla gerçekleşti. İngiliz cezaevlerindeki süfrajetlerin gerçekleştirdiği açlık grevlerinden ilki 1909 yılında Marion Dunlop tarafından başlatıldı. Açlık grevine yoğun tepkilerin yükselmesi sonucu Marion, serbest bırakıldı. Ardından diğer süfrajetler de açlık grevine başladı. İngiliz yetkililerin süfrajetlerin başlattığı bu eyleme "zorla besleme" yöntemi ile müdahalede bulunması sonucu Mary Clarke, Jean Hewart, Katherine Fry ve birçok süfrajet yaşamını yitirdi.
 
İngiliz yoldaşları gibi Amerikalı süfrajetler de politik bir protesto yöntemi olarak açlık grevleri gerçekleştirdi. 1919 ve 1920 yıllarında ABD'de (ABD Anayasası 19. Ek Madde) ve 2 Temmuz 1928'den itibaren Büyük Britanya'da seçme ve seçilme hakkının değiştirilmesiyle kadın hareketleri amacına ulaştı.
 
İrlanda'da açlık grevleri
 
İrlanda tarihi, Britanya sömürgesine karşı devrimci tutsaklar tarafından yürütülen açlık grevi eylemleriyle dolu. 1970 yılında kurulan İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyeleri, cezaevi koşullarını protesto etmek için kendilerini açlığa yatırdı. Bobby Sands de dahil olmak üzere 10 kişinin hayatını kaybettiği 1980/1981 açlık grevleri, siyasi bir silah olarak en meşhur kullanım örneğidir. Bobby Sands,  ölümünden önce Sinn Fein tarafından İngiliz Parlamentosu'na aday gösterildi ve kendi seçim bölgesinde Margaret Thatcher'dan fazla oy alarak milletvekili seçildi. 10 tutsağın ölümünün ardından Hükümet, İrlandalı tutsakların siyasi statülerini yeniden tanımak zorunda kaldı.
 
Gandhi 
 
Mohandas Karamçand Gandhi, İngiliz sömürgesindeki Hindistan'ın bağımsızlığı için açlık grevi başlattı. Birçok kez açlık grevine giren Gandhi'nin bu sivil itaatsizliği, İngiliz sömürgesinin uygulamalarına karşı sarsıcı bir etki yarattı. Gandhi tarafından sürdürülen sessiz direniş, halk hareketine dönüştü.
 
RAF direnişi 
 
1960'lı yıllarda kurulan ve Almanya'da baskıcı sistem karşısında silahlı mücadele yolunu seçen "Rote Armee Fraktion / Kızıl Ordu Fraksiyonu" (RAF) adını aldı. Gerçekleştirdikleri birçok eylemin ardından olağanüstü operasyon ağında tutuklanan RAF üyeleri, ağır tecrit koşullarına ve yoldaşlarının katledilmesine karşı direnişe geçti ve 1972-1975 yılları arasında 3 kez açlık grevine girdi. Bu açlık grevlerinden en uzunu üçüncüsü oldu. 145 gün süren bu grev sırasında Holger Meins yaşamını yitirdi. Holger'in yaşamını yitirmesine rağmen geri adım atmayan yetkililere karşı, cezaevi dışında da direniş başladı. Dışarıda yeniden eylemlerin yapıldığı sırada 35 RAF militanı, açlık grevine başladı. Devlet tutsakların grup halinde kalmasına izin verileceğini ve cezaevleri arasında davalara göre tutsak değişiminin mümkün olacağına dair söz verince, tutsaklar açlık grevini bitirdi.
 
12 Eylül darbe döneminde açlık grevleri
 
Diyarbakır Cezaevi 
 
Diyarbakır Cezaevi ya da "5 Nolu Zindan" olarak da bilinen Diyarbakır Askeri Cezaevi, 12 Eylül'den sonra yaşanan işkencelerle ön plana çıktı. Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana'nın "cehennem" dediği Diyarbakır Cezaevi'nin "Allah"ı tutsakların kendi deyişiyle Binbaşı Esat Oktay Yıldıran idi. 1981 ve 1984 yılları arasında cezaevinde, 34 kişi hayatını kaybetti. PKK saflarında yer alan Ali Erek, 20 Nisan 1981'de zorla besleme sonucu hayatını kaybederken, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek, 17 Eylül 1982 günü yaşamını yitirdi. Yine aynı cezaevinde, 1984 yılı başında ve 54 gün süren açlık grevinde Orhan Keskin ve Cemal Arat yaşamını yitirdi. 
 
İstanbul cezaevlerinde açlık grevleri
 
İstanbul cezaevlerinde, askeri disiplin ve “tek tip elbise” dayatmasına karşı birçok açlık grevi yapıldı. Aralık 1980'de Alemdağ'da 8 günlük açlık grevi yapıldı. Mayıs 1982'de Metris'te 28 günlük açlık grevi gerçekleştirildi. 1988 yılına kadar askeri cezaevi olan Sağmalcılar'da Temmuz 1993'te 27 gün süren bir açlık grevi gerçekleştirildi. 13 Nisan 1984 tarihinde o zamana dek en uzun (75 gün) süren açlık grevi Metris ve Sağmalcılar cezaevlerinde başlandı. Bunun sonucunda 4 kişi yaşamını yitirdi.
 
1990'lı yıllarda yapılmış bir açlık grevi örneği de, 27 Mayıs ile 6 Haziran 1992 tarihleri arasında 29 solcu tutsak tarafından Ulucanlar Cezaevi’nde gerçekleştirildi. 26 Eylül 1999 günü Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde düzenlenen operasyonda 10 tutsak katledildi. 
 
Diğer cezaevlerinde yapılan açlık grevleri
 
Erzurum Askeri Mahkemesi'nde devam eden Artvin Devrimci Yol Davası’nda yargılanan 800 kişiden 350'si cezaevi koşulları protesto etmek için açlık grevine girdiler.
 
1 Ağustos 1988 tarihinde çıkarılan genelgeyle yasalaştırılan "hücre tipi" cezaevi uygulaması ilk olarak Oltan Sungurlu'nun bakanlığı döneminde Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde başladı. Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde tünel bulunması bahanesiyle tutsak ve hükümlülerin en temel haklarının gasp edilmesi üzerine 29 Haziran 1989 tarihinde açlık grevi başladı. Adalet Bakanlığı açlık grevinin 34. gününde sürgün kararı verdi. Aydın Cezaevi’nde sopa ve dipçiklerle dövülen PKK davasından yargılanan tutsaklar Mehmet Yalçınkaya ve Hüseyin Hüsnü Eroğlu 2 Ağustos 1989 tarihinde yaşamlarını yitirdi. 1991 yılında da birçok cezaevinde tutsaklar açlık grevlerine başladı. Ölüm sınırına gelinmesi üzerine dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Kahraman'ın girişimleriyle Eskişehir Özel Tip Cezaevi kapatıldı.
 
Çok sayıda cezaevinde açlık grevleri başladı
 
1996 yılında Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nin yeniden açılması ile İstanbul DGM'de yargılanan tutsakların buraya konulması öngörüldü. Bu genelgelerle birlikte artan baskılar nedeniyle 1996 yılı Nisan ayında çok sayıda cezaevinde açlık grevi başladı. Cezaevlerine bulunan MLKP, TKP/ML, TİKB, TKP(ML), Ekim, TKEP-Leninist, Direniş Hareketi ve DHKP/C tutsaklarının oluşturduğu "Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu", "Tabutluk genelgelerinin iptal edilmesi, savunma hakkı ve tutukluların tedavileri önündeki engellerin kaldırılmasını” talep ederek, 20 Mayıs'tan itibaren süresiz açlık grevine başlandığını bildirdi. 
 
Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde açlık grevi yapan tutsaklara karşı 29 Mayıs günü operasyon yapıldı. Saldırıda yaralan 19 tutsak, tedavi edilmeden Antep Özel Tip Cezaevi'ne gönderildi. Orada Fesih Erkaplan ve Mehmet Dursun saldırıyı protesto amacıyla kendilerini yaktılar. Açlık grevine Antep'te devam eden 19 tutsak, HADEP, Diyarbakır Barosu ve 28 kitle örgütünün çağrısı üzerine eylemi 28 Haziran günü bitirdi.
 
Adalet Bakanı Mehmet Ağar, 19 Haziran günü yaptığı açıklamada 2 bin kişinin açlık grevi yaptığını bildirerek, taleplerinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Buna karşı ilk kez 27 Haziran'da tutsak yakınları ile görüştü fakat her hangi bir anlaşma sağlanamadı. 
 
Ölüm orucuna çevrildi
 
Diyarbakır'daki açlık grevi, 8 Temmuz günü anlaşmayla sonuçlandı. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan 9 Temmuz’da yapığı basına toplantısında, "Mayıs genelgelerinin" iptal edildiğini ama Eskişehir Özel Tip Cezaevi'nin kapatılmasının düşünülmediğini söyledi. Bunun üzerine açlık grevleri “ölüm orucu”na çevrildi. Temmuz ayının ortasında ikinci grubun da eyleme katılmasıyla ölüm orucundaki tutsak sayısı 217'e ulaştı. İlk ölümlerden sonra 52 tutsak ve hükümlü daha 23 Temmuz gününden itibaren ölüm orucuna başladı. Eylem 69. günde bitti. 
 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal, İHD ve ÇHD İstanbul şube başkanları, RP ile CHP İstanbul milletvekillerinin de aralarında bulunduğu heyetle görüştü. Görüşme sonucunda Eskişehir'deki tutsakların Gebze ve Ümraniye cezaevlerine nakil edilmeleri, Eskişehir Cezaevi'nin siyasi tutsaklar için kapatılması, ailelere yönelik şiddete son verilmesi gibi konularda anlaşma sağlandı. Uzlaşmanın sağlanmasının ardında “ölüm orucu” ve açlık grevindeki 175 hükümlü ve tutsak 11 ildeki 15 hastaneye kaldırıldı. “Ölüm orucu”na katılanlar, yeterli ve gerekli tedavi görmedikleri için kalıcı sakatlık ve hastalıklarla karşı karşıya kaldılar. 
 
2000 yılında başlayan açlık grevleri
 
F-tipi cezaevlerine öncelikle siyasi tutsakların yerleştirileceğinin açıklanması ardından 20 Ekim 2000 tarihinde Türkiye'deki 18 cezaevinde Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C), Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP) ve Türkiye Komünist Partisi(Marksist Leninist) (TKP(ML)) örgütleri davalarından yargılanan 865 tutsak ve hükümlü, F-tipi cezaevlerini protesto amacıyla açlık grevine başladı.
 
13 Aralık 2000'de TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu, TMMOB Başkanı ve TTB İkinci Başkanı, Bayrampaşa Cezaevi'nde “örüm orucu”nda olan tutsak ve hükümlülerle görüştü. Mehmet Bekaroğlu, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün F-tipi cezaevlerinde yapılacak düzenlemelerle ilgili söz konusu sivil toplum kuruluşlarının bir taslak hazırlamalarını ve onlarla mutabakata varılmadan nakillerin yapılmayacağı sözü verdiğini bildirdi. Bu yaklaşımı güvence altına alacak formül henüz geliştirilmeden “Adalet Bakanı'nın verdiği süre doldu” gerekçesiyle görüşmeler 14 Aralık 2000 tarihinde gece yarısı sona erdirildi. 
 
Bu tarihten sonra tutsakların, sivil toplum örgütlerinin ve görüşmeci heyetin tüm ısrarlı taleplerine olumsuz yanıt verildi ve görüşmeler bir daha başlayamadı. Hükümet, 19 Aralık 2000 günü sabaha karşı açlık grevleri ve “ölüm orucu”nda olanları "hayata döndürme" operasyonunu başlattı. Operasyon sabahı Adalet Bakanı’nın "...İnsanların göz göre göre ölüme sevk edilmesine devletin seyirci kalması düşünülemez. Bu nedenle 20 cezaevinde bir müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir. Müdahalenin amacı, insanların hayatını kurtarmaktır.... Operasyon şu ana kadar tam bir başarı ile yürütülmüştür. Herhangi bir zayiat yoktur" açıklamasına rağmen İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanlığı'nın ortaklaşa hareket ettiği "hayat kurtarma" operasyonu, 2 asker ve 30 tutsağın ölümünün yanı sıra yüzlerce tutsağın yaralanmasıyla sonuçlandı. Operasyon, 22 Aralık 2000 tarihinde öğlen saatlerinde son bulundu. 
 
Operasyonun hemen ardından F-tipi cezaevlerine sevkler başladı. 20 Aralık 2000 tarihinde Kocaeli (Kandıra), Edirne ve Sincan F-tipi cezaevlerine toplam 490 tutsak ve hükümlü sevk edildi. Cezaevlerinde de tutsak ve hükümlüler üzerindeki baskılar artırıldı. Adalet Bakanı, 3 Ocak 2001 günü yaptığı açıklamada, 41 cezaevinden bin 118 tutsak ve hükümlünün süresiz açlık grevi, 395 kişinin de “ölüm orucu” eylemini sürdürdüğünü açıkladı.  
 
Abdullah Öcalan için yapılan açlık grevleri
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan için uluslararası komplo sonrası birçok eylem ve açlık grevi gerçekleştirildi. En çok yayılan ve bilinen eylemlerden biri 12 Eylül 2012 tarihinde Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ve anadilde savunma hakkının tanınması amacıyla PKK'li ve PAJK'lı tutsaklar tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi oldu. 
 
İlk gün 68 tutsak ile başlayan eylemde sayı 5 Kasım günü 10 bine ulaştı. İçerideki açlık grevine destek vermek için dışarıda da sayısız protesto gösterisi yapıldı ve hemen hemen hepsine saldırılar gerçekleştirildi. Aralarında milletvekillerinin bulunduğu açlık grevine destek çadırları ve stantlar kaldırıldı. 1 Kasım 2012 tarihinde TBMM İnsan Hakları Meclis Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan Cezaevleri Alt Komisyonu açlık grevine giren bazı tutsak ve hükümlü ile görüştü. CHP oluşturduğu bir komisyonla cezaevlerini ziyaret etti. 17 Kasım 2012 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan İmralı adasında Abdullah Öcalan ile görüştü ve Abdullah Öcalan'ın açlık grevlerine son verilmesini istediğini belirtti. Bunun üzerine açlık grevindeki tutsaklar, 68. günde yani 18 Kasım 2012 tarihinde eyleme son verdi. Ancak sonrasında Abdullah Öcalan’a yönelik sürdürülen tecride karşı aralarında siyasetçi, sanatçı, gazeteci ve hukukçuların bulunduğu 50 kişi, Diyarbakır Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) il binasında açlık grevi eylemi başlattı. Eylemciler arasında Leyla Güven de bulunuyordu. 5 Eylül 2016'da başlayan açlık grevi Mehmet Öcalan'ın 11 Eylül günü İmralı'da yaptığı ziyaret sonrası sona erdi. 
 
Kaynaklar
 
* Açlık Grevleri/Ölüm Oruçları, TTB ve Son Tartışmalar (Türk Tabipleri Birliği Toplum ve Hekim Dergisi 
Kasım-Aralık 2000 Sayı: 6'da yayınlanmıştır.)
 
* Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 57-1 Bir İnsan Hakları Sorunu Olarak Açlık Grevleri (Murat Sevinç)
 
* Türkiye'de ve Dünyada Açlık Grevleri (Ahmet Taşkın)