İmralı’daki ilk görüşmeye katılan Ayla Akat: Tecridi en iyi kadınlar anladı

  • 09:05 1 Ocak 2019
  • Güncel
DİYARBAKIR - PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması amacıyla 2012 yılında cezaevlerinde 10 bin tutsağın yer aldığı açlık grevi sonrası İmralı Adası’ndaki görüşmeye katılan Ayla Akat Ata, 3 Ocak 2013 tarihli görüşmeyi anlattı. Abdullah Öcalan’ın kadınların masada olması için verdiği mücadeleyi hatırlatan Ayla, tecridi en iyi kadınların anladığına ve bugün tecride karşı Leyla Güven’in başlattığı açlık grevine dikkat çekti. 
 
AKP Hükümeti’nin oyalayıcı politikaları ve PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çözüm adımlarının yanıtsız kalmasıyla birlikte 2012 yılında çatışmalar şiddetlenirken, PKK'li ve PAJK'lı tutsaklar da 12 Eylül 2012 tarihinde Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ve anadilde savunma hakkının tanınması talebiyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başladı. Tutsakların taleplerine Hükümet cephesinden uzun süre herhangi bir yanıt verilmezken, açlık grevine giren tutsakların sayısı her geçen gün arttı. Tarih 5 Kasım'ı gösterdiğinde ise tarihin en kitlesel açlık grevi eylemi başladı ve 10 bin tutsak süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine dahil oldu. 
 
Açlık grevleri Türkiye'nin ana gündemine otururken, dışarıda da milletvekilleri ve halkın katılımı ile eylem kitleselleşerek yayıldı. 17 Kasım 2012’de yani açlık grevi eyleminin 68'inci gününde Abdullah Öcalan'ın kardeşi Mehmet Öcalan, İmralı Adası'na giderek bir görüşme gerçekleştirdi. 
 
14 yıllık İmralı sürecinde bir ilk
 
Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla tutsakların eylemi sona ererken, kamuoyunda yeniden Kürt sorunun çözümü noktasında müzakerelerin başlaması için çağrılar yapıldı. Çağrılar üzerine 2012 yılının son ayında MİT heyetinin İmralı Adası'na giderek Abdullah Öcalan ile görüştüğü ortaya çıktı. Daha önce Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Aysel Tuğluk milletvekili olarak adaya gidip Abdullah Öcalan'la görüşmüştü ancak ilk defa resmi bir heyet, 3 Ocak 2013 günü İmralı'ya hareket etti. 
 
DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ile dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, İmralı Adası'na giderek görüşme gerçekleştirdi. Bu aynı zamanda 14 yıllık İmralı sürecinde de bir ilk oldu. Ayla Akat, 2013 tarihinden bugüne yaşanan sürece, buzdolabına kaldırılan “çözüm süreci” ve kadınların bu süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
İlk görüşme
 
Aradan geçen 5 yıllık zaman diliminin 2 buçuk yılına çatışmasızlığın hakim olduğunu, son 2 buçuk yıldır da çatışmalı bir sürecin yaşandığını vurgulayan Ayla, ilk görüşmeye nasıl gelindiğini şöyle anlattı: “1993'ten beridir başlayan bir süreç vardı. İlk görüşmede Sayın Öcalan 'devlet heyetiyle 20 yıldır görüşüyoruz' demişti. Yani 1993 ve 2013 yılları arasında bu görüşmeler vardı. Bu 20 yıllık görüşmenin sonucu Sayın Öcalan'ın dünyada eşi benzeri görülmemiş bir infaz rejimiyle tutulduğu İmralı Cezaevi'nde siyasetçilerin ziyareti ve devlet yetkililerinin katılımı ile bir diyalog sürecinin başlaması söz konusu oldu.” 
 
20 yıllık diyalog sürecinin bazı sonuçlar verdiğini ve akil insanlar heyetinin oluşturulduğu, parlamentoda çözüm yasasının görüşüldüğü ve Dolmabahçe deklarasyonunun konuşulduğunu hatırlatan Ayla, 2011'de Silvan'da yapılan saldırı sonrası çatışmasızlık sürecinin savaş sürecine evrildiğini söyledi. 2012 yılında ise eşi benzeri görülmemiş bir çatışma ortamının yaşandığını anımsatan Ayla, “Kürt siyasetçilerimizin anadillerinde ifade vermek istemeleri yargıyı da zorlamıştı ve Silvan saldırısı sonrası Sayın Öcalan’ın ailesiyle de görüşmesine kısıtlama getirilmişti. Hem tecridin kaldırılması, hem anadilde savunma hakkının tanınması eksenli cezaevlerinde bulunan yüzlerce siyasi tutsak süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı. Açlık grevlerinin ardından Sayın Öcalan ile ilk görüşmemizde, devlet yetkililerinin Sayın Öcalan ile görüştüğünü öğrendik. Devlet istihbaratının başındaki isim Hakan Fidan'ın Kasım ayına kadar da Sayın Öcalan ile görüşmeleri gerçekleşmiş ve biz de 3 Ocak 2013 tarihinde Ahmet Türk ile beraber Sayın Öcalan ile ilk görüşmeyi yaptık" diye konuştu. 
 
'Bir kadın bir erkek gidilmesini Sayın Öcalan istemişti’ 
 
Çok duyurulmasa da kamuoyunun da bilgisi dahilinde bu görüşmelerin yapıldığını ve sonrasında giden heyetlerin ise her görüşme sonrası açıklama yaptığını ifade eden Ayla, Amed Dicle'nin İmralı görüşmelerini kısmen anlatan kitabına işaret ederek, "Bu kitapta da görüşmelere dair bazı bilgilere ulaşılabilinir. Bu görüşmeler Kürdistan açısından da dünya açısından da bir ilktir" dedi. Bir kadın ve bir erkek olarak görüşmeye gitmelerinin önemine dikkat çeken Ayla, "Sayın Öcalan, bir kadın ve bir erkek olarak gitmemizi kendisinin istediğini ifade etmişti. Daha en başında kadın ve erkeği çözüm masasında eşit tutması ki kamuoyuna yansıyan tarafıyla Dolmabahçe deklarasyonunda 10 maddeden birinde kadın özgürlük mücadelesinin konu edilmiş olması çok önemli. 'Barış sürecinin kadın özgürlük mücadelesi ile ne ilgisi var' diye devlet aklının aklına gelmiş ve sormuş olabilir. Fakat Sayın Öcalan toplumun özgürlüğünün kadının özgürlüğünden ayrı ele alınamayacağını çözüm masasından önce de sonra da birçok kez dile getirmişti" ifadelerini kullandı. 
 
‘Sayın Öcalan KJA’nın örgütleyicisi oldu’ 
 
2013'te görüşmeler başladıktan sonra ve masadaki diyalog süreci müzakereye evrildiğinde kadınlar olarak “Çözüm nedir, barış mücadelesi nedir, masa bileşenlerinin ortaya koymuş olduğu iradenin yanında bir de kadının tüm sorunlara bakış açısı nedir?” sorularına yanıt aradıklarını belirten Ayla, “Biz kadın sorunu çözülsün diye o masada değildik, Kürt sorunu demokratik bir çözüme kavuşsun diye o masadaydık ve Sayın Öcalan bunun örgütleyicisi oldu. 2015'in başında Özgür Kadın Kongresi-Kongreya Jinen Azad (KJA) kuruldu ve kongreden bir arkadaşımız adadaki görüşmelere katıldı" diye anlattı.
 
‘Ardından KÖM'ün kuruluşu ilan edildi’
 
Kadın Özgürlük Kongresi'nin Kürdistani bir kongre olduğunu ve içinde Kürt, Süryani, Arap, Fars, Türk çok sayıda kadının yer aldığını aynı zamanda Türkiye Kadın Hareketi ile İstanbul'da çok yoğun toplantılar yaptıklarını ifade eden Ayla, Türkiye Kadın Hareketi tarafından Kadın Özgürlük Meclisi'nin (KÖM) ilan edildiğini söyledi.  
 
KÖM'ün farklı komisyonlarla çalışmalarını başlattığını anlatan Ayla, Anayasa Komisyonu, Hakikat ve Adalet Komisyonu, Uzlaşma Komisyonu gibi bu çalışmanın temeli olabilecek komisyonların oluşturulduğunu sözlerine ekledi. 
 
'Seçim çözüm sürecini bitirdi'
 
2015 yazında sürecin sonlandırılmasıyla yaşananları aktaran Ayla, şöyle devam etti: "Bu örgütlenme bir ileriki aşamaya taşınabilseydi Türkiye Kadın Hareketi açısından da Kürdistani kadın hareketi açısında da sürece bırakacağı etki çok farklı olacaktı. Biliyorsunuz adadaki görüşmeler bir İzleme Komisyonu’nun oluşturulması noktasına gelmişti. Bunun için isimler belirlenmişti ama tam da o noktada görüşmeler sonlandırıldı. Buna seçim de vesile olmuş olabilir. Dünyadaki çözüm süreçlerine baktığımızda seçim zaten görüşmeleri kısıtlayan bir rol oynar. Bu sadece 2013 ile 2015 yılları arasında yaşanan bir karakter değil. İktidarda kalma arzusu bazı hatalar ve yanlışlar yaptırabiliyor ve süreci birden bitirebiliyor. O sürecin üzerine bir de darbe süreci eklenince süreç belki de şuan hiç konuşmadığımız, konu etmediğimiz bir noktaya geldi." 
 
'Tecridi en iyi anlayanlar kadınlardır'
 
"Kadınlar büyük bir örgütlü irade sağlamalarına rağmen erkek egemenliğinin bu süreci bitirmesine engel olamadı. ‘Yenik düştüler’ demiyorum çünkü bu irade hala var ama erkek egemenin önüne geçemediler” diyen Ayla, erkek aklının barış sürecini sonlandırdığını vurguladı. Ama kadınların hala örgütlü olduğunu ve kampanyalarına devam ettiğinin altını çizen Ayla, “Toprağımıza, Önderliğimize, Özgürlüğümüze Sahip Çıkıyoruz” ile “Tecrit kaybedecek” kampanyalarını hatırlattı. 
 
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in tecridin sonlandırılması talebiyle başlattığı açlık grevini anımsatan Ayla, “2018'in sonlarındayken yine bir kadın arkadaşımızın öncülüğünde adadaki tecridin kaldırılması için başlatılan bir eylem var. Çünkü kadın iradesi adadaki tecridi Sayın Öcalan şahsında ele almıyor. Bu tecrit çözüme karşı, kadın özgürlük arayışına karşı konulmuş bir tecrittir. Tecridi en iyi anlayanlar kadınlardır. Çünkü dört duvarı en iyi kadınlar biliyor. Karşıdakinin izni olmadan insan olma haklarımızı kullanmamanın ne demek olduğunu en iyi biz kadınlar biliyoruz. Bu nedenle de tecride karşı en anlamlı mücadeleyi kadınlar yürütmüştür. Diyebiliriz ki kadınlar 2015'ten bu yana hiç durmadılar. Yine cezaevinden başlayan bir eylemle bu sürece cevap olmaya çalışıyorlar” dedi. 
 
'Bu sürecin emekçisi olmaya devam edeceğiz’ 
 
Tüm yaşananların kadınlar açısından önemli sonuçlar çıkarılması gereken bir süreç olduğunu ifade eden Ayla, son olarak şunları ekledi: “Sayın Öcalan kadınların sürecin içinde olmasını, her zaman sürecin sağlıklı yürüyebilmesinin bir ön şartı olarak kabul ettiğini hissettirmiştir, pratiği ile de ortaya koymuştur. Heyete de bunu hissettirmiştir. Bugün Kürt sorunu küresel ve bölgesel aktörlerin de etkisiyle sınırları aşan boyutta ele alınıyor. Kaldı ki Türkiye'deki karakteri de değişmiştir. Sınırların ötesinde devam eden bir savaş süreci vardır. Kadın hareketi de bu çerçevede daha örgütlü, daha net sonuçlar çıkartıp bunu bugünkü pratiğine yansıtan bir boyutta ele almaktadır. Biz de bu sürecin emekçisi olacağız ve olmaya devam edeceğiz."