Êzidî Şeda'nın hikâyesi: Esir alındı, kaçmayı denedi, şimdi özgürlüğü kucaklıyor!

  • 09:10 1 Ocak 2018
  • Yaşam

 

Roza Amed
 
ŞENGAL -  Şeda Salım Bışar 73. Fermanın ardından DAİŞ tarafından esir alınan ama bir an olsun özgürlük tutkusundan vazgeçmeyen, bu uğurda 5 kez kaçmayı deneyen ve en sonunda QSD güçlerine ulaşan genç bir kadın.  Hem kendi hikayesini hem de DAİŞ'in eline geçmemek için kendini suya bırakan halası ve kız kardeşlerinin hikayesini anlatan Şeda, "QSD olmasaydı ben şuan yaşamıyordum" diyor. 
 
3 Ağustos 2014 tarihinde Êzidî halkının yaşamış olduğu son fermana dair yazacaklarımız;  sözcükler deryasında sadece birer damla, yaşanmışlıklara dair birkaç kare beklide… DAİŞ'in göç yollarında ve esir kamplarında karartmaya çalıştığı hayatlar yeniden tomurcuklanmaya, yüzünü güneşe dönüp yaşama tutunmaya devam ediyor. Kendi özsavunma güçlerinden kendi meclislerine kadar pek çok alanda örgütlenen Êzidî kadınların direnişi ise tüm dünyaya örnek oluyor. 
 
Tüm bunların yanı sıra elbette bazı hikayeleri bazı yaşanmışlıkları anlatacak sözcükler bulmak zor. Belki de Bosna'dan Kıbrıs'a, Türkiye'den Kore'ye dünyanın pek çok yerinde militarizimle birlikte harmanlanan erkeklik özellikle savaş alanlarında kadın bedenini işgal toprağı gibi görüyor. Bunun son örneğini Rojava topraklarında yapmaya çalışan DAİŞ, başkent ilan ettiği Rakka'da cinsel işkencelere maruz bıraktığı ve esir aldığı Êzidî kadınların kız kardeşleri tarafından tarihin çöp sepetine atıldı. 
 
Ve geriye kalan… Êzidî halkının fermanlarla dolu tarihine mücadele ve direniş dolu cümleler eklemek. Bu cümleleri de yine en iyi ifade eden tanık kadınlar. Bu hikaye onların hikayesi ise onlar anlatmalı nasıl özgürleştiklerini, yaşama tutunmak için nasıl direndiklerini.  Fermanda DAİŞ tarafından esir alınan ve  Dêrazor'da özgürleştirilen bir bölgede 4 Kasım günü esaret hayatı sona eren Şeda Salım Bışar başlıyor anlatmaya… 
 
'68 yaşlı Ezidi kadını katlettiler'
 
Henüz 20 yaşlarında Şeda.  Fermanda yaşadıklarını dün gibi hatırlıyor. Kaçma fırsatları olmadığı için DAİŞ tarafından esir alındıklarını dile getiren Şeda, ferman gününü şöyle anlatıyor: "Tüm yakalananları okullara götürdüler. Üst kata kadınları alt kata da erkekleri koydular. Yanımızdaki tüm para, telefon ve altınları topladılar. Kısa bir zaman geçmeden tüm erkekleri arabalara koyup götürdüler. Onların hepsi öldürüldü. Biz kadınları da arabalara koyup Telafer ve Şengal arasındaki Solağ Köyüne götürdüler. Bir buçuk gün orada kaldık. Tüm genç kızları toplayıp Musul ve Rakka'ya götürüp sattılar. Diğer günün sabahında ise tüm yaşlı kadınları toplayıp bulunduğumuz okulun arka bahçesine götürdüler. O esnada onlarca silah sesi geldi. Okulun arka bahçesinden dönen DAİŞ'lilerin elbiseleri kanlı idi. Sadece okulun penceresinden bakabilmiştik, yaklaşık 68 yaşlı Êzidî kadının katledildiğini gördük. Ne bağırabildik ne ağıt yakabildik. Daha sonra da 9, 10, 11 yaşlarındaki erkek çocukları da toplayıp götürdüler. Bugüne kadar onlardan bir haber almış değiliz. Öldürdüler mi, asker olarak yanlarında mı götürdüler bilmiyoruz."
 
'Ailemden 15 kişi esir alınmıştı'
 
Daha sonra Telafer'de bir okulda bir buçuk ay boyunca esir kaldığını söyleyen Şeda, "Her gün gelip aramızdan beğendiklerini seçip götürüyorlardı. Yine Şii köyleri olan Qezılqiyo, Kesrılnehra'ya götürdüler. Her gün 50, 70 kadını beğenip götürüyorlardı. Tüm bunları ailemle birlikte yaşıyordum. Ailemden 15 kişi esir alınmıştı" diyor. 
 
'Çocuk dışarıda ağlıyor ben içeride ağlıyordum'
 
Esaretin birinci yılında ise Rakka'ya götürüldüğünü dile getiren Şeda, kendisiyle beraber 4 Êzidî kadının daha Suriyeli Fuad isminde bir DAİŞ'li ile yaşamak zorunda kaldığını söylüyor. "Bir ay boyunca orada kaldık. Korkudan hiçbir temizlik ihtiyacımızı karşılamadık. Banyo yapmamız için bize baskı uyguladı. Bizi satmaya çalışıyordu" diyen Şeda, iki buçuk yaşındaki erkek kardeşi ile beraber Ebu Ömer Irakti isimli bir erkeğe satıldığını söylüyor. 
 
Zorla götürüldüğü yerde savaşta yaralanan DAİŞ'lilere bakmak zorunda kalan Şeda, burada Suriyeli Ebu Salım isimli bir erkeğin kendisini tacize maruz bıraktığını ve Meyadin'e kaçırdığını dile getiriyor. Kardeşini kendi çocuğu olarak tanıtan Şeda, bu şekilde cinsel saldırıları önlemeye çalıştığını fakat başarılı olamadığını belirtiyor. Şeda, "2,5 yaşındaki kardeşimi dövüyordu. Elini kırdı, geceleri onu dışarı çıkarıyordu. Çoğu zaman geceleri erkek kardeşimi dışarıya bırakıyor ve kapıyı kilitliyordu. Çocuk dışarıda ağlıyor ben içeride ağlıyordum, yalvarıyordum fakat fayda etmiyordu. DAİŞ'lilerden çocuğum olmasın diye bir gün kardeşim hasta bahanesiyle Meyadin'de bir doktorun yanına gittim, oradan hap aldım. Tabi ki bunu çok gizli yaptım öğrenmiş olsaydı beni öldürecekti. Bizi katledenlerden bir de çocuk mu yapacaktım?" diye anlatıyor. 
 
'Kürdistan'a gitmek istediğimi söyledim'
 
Umudunu yitirmediğini ve kaçmayı denediğini söyleyen Şeda, o çabalarını ise şöyle aktarıyor: "Bir gece kaçtım ama üzerimde siyah aba olmadığı için gelip beni yakaladı. Bir kere daha kaçmaya çalıştım o zaman yanımda siyah aba da vardı. Hava karanlıktı. Kardeşimi omzuma alıp kaçtım. Sabahın 4'üne doğru tüm evleri çalmama rağmen kimse kapısını bana açmadı, beni içeriye almadı. Oradan başka bir yere gittim. İlkin kendimi tanıtmadım. 15 yaşlarında bir genç dikkatimi çekti. Ona DAİŞ'li olup olmadığın sordum. O da DAİŞ'li olmadığını söyledi. Ona güvenerekten Êzidî olduğumu ve kaçmak istediğimi söyledim. Fakat o kişinin DAİŞ istihbaratına çalıştığı ortaya çıktı. Bir kaç saat sonra yanında birçok DAİŞ'li ile geri döndü. Beni zorla gelip götürdüler. Neden kaçmak istediğimi sordular. Orada kalmak istemediğimi Kürdistan'a gitmek istediğimi söyledim."
 
'Ya Şengal ve halkını unutacaksın yada…'
 
"Bana Müslüman değil misin? diye sordular. Ben de 'hayır' dedim. Bana 'senin halkın kafir' dediler. Beni bir odaya kardeşimi başka bir odaya kapattılar. O gece vücudum kanayana kadar nar dalı ile dövdüler beni. 'Ya Şengal ve halkını unutacaksın yada bunları yaşayacaksın' diyorlardı.  Çok kısa bir zaman diliminde beni 25 yaşındaki Libyalı Nehli Remedan'a sattılar. Onun yanından birçok Êzidî kadın vardı. Kapıları sürekli bizim üzerimizde kilitliyordu. Savaşa gittiği zamanlar beni o kadınların yanına götürüyordu."
 
Bazen kadınların da savaş alanlarına götürüldüğünü ifade eden Şeda, "Her DAİŞ'li kendi satın aldığı kadını götürüyordu. Orada öylece duruyorduk" diyor. 
 
'Kaçma fırsatını bir kez daha kaçırmıştım'
 
Özgürlük sevdasından bir an olsun vazgeçmeyen Şeda, yeniden kaçmayı denediğini söylüyor: "Bir gün ben ve üç kadın kendimizi balkondan aşağıya bıraktık. Diğer kadınlar da bize yardımcı oldular. Bir eve gittik. Êzidî olduğumuzu söylemedik. Iraklı olduğumu ve eşimin Musul'da savaşta öldüğünü ondan haber alamadığımı ve bunun için telefona ihtiyacım olduğunu söyledim.  DAİŞ'li kadın bana telefon verdi. Bir odaya geçip gizlice ailemle konuştum. DAİŞ'li kadınların çocuklarıyla beraber dolaştığı belili saatler vardı. Dikkat çekmemek için saat 11.00 için randevulaştık. Elimizdeki beyaz poşetten birbirimizi tanıyacaktık. Keyifli ve mutluyduk. Fakat bu kısa sürdü. Gece saat bir gibi mevziye giden erkekler geri döndü. Kaçma fırsatını bir kez daha kaçırmıştım elimden."
 
Yeniden kaçmayı deniyor… 
 
Daha sonra Ebu Huda isimli bir erkeğe satıldığını ve onun evinde temizlik işlerini yaptığını dile getiren Şeda,  Rakka'yı özgürleştirme hamlesi başladığı sıralarda DAİŞ'li olmayan bir erkekle tanıştığını ve onunla birlikte kaçmaya çalıştıklarını söylüyor. "Fakat benim onunla gitmem için onunla resmi olarak evlenmem gerekiyordu. Bir Êzidî kadının DAİŞ'li olmayan biri ile görülmesi kadının ve erkeğin zindana konulup sonra da kadının satılması anlamına geliyordu" diyen Şeda, buna rağmen risk alarak kaçmayı denediklerini fakat ilk seferde başarısız olduklarını söylüyor. 
 
'QSD olmasaydı yaşamıyordum'
 
Birkaç ay sonra yeniden kaçmayı denediklerini dile getiren Şeda, "Mehkan ismindeki köyde bir evde saklandık. Halk o süreçte savaş alanlarını terk etmeye başlamıştı. Biz de onlarla beraber yer değiştirdik. Birçok uğraş sonucu Xelil ismindeki bir YPG'liyle irtibata geçtik. Bizim o alandan çıkıp Hecin mıntıkasına varmamız gerekiyordu ki bize ulaşabilsinler. Uzun sürdü bir kaç defa gidip geldik, birbirimize ulaşmadık çoğu zaman sabahtan akşama kadar bekledik, karanlık çökünce geri döndük. Fakat en sonunda Demokratik Suriye Güçlerine  (QSD)  ulaştık" diyor. 
 
QSD güçlerine ulaştığı an duyduğu mutluluğu da anlatan Şeda, "QSD olmasaydı ben şuan yaşamıyordum. Onları görür görmez özgürleştiğimi anladım. Yeniden doğrum. Onlar benim hem annem hem babam hem de komutanım!" diye ifade ediyor. 
 
DAİŞ'e karşı verilen mücadelede QSD güçleri ile aynı saflarda olmayı hedefleyen Şeda, gözyaşları ile başladığı hikayesini özgürlük kokan bir tebessümle sonlandırıyor. 
 
Ya ailenin diğer kadınları?
 
Şeda kendi yaşadıklarını anlatmayı bitiriyor ama ya ailesindeki diğer kadınlar? Şeda'nın  üç kız kardeşi ve halası DAİŞ'in eline geçmemek için kendilerini suya atıyor.  Şeda, o kadınlardan şöyle bahsediyor: "Temmuz 2014'te üç kız kardeşim ve halam DAİŞ'in eline geçmemek için kendilerini Cızir Rakka suyuna bıraktılar.  Halam 22 yaşındaydı. Adı Zine Bişar Xelef idi. Xade Salım Bışar ismindeki kız kardeşim ferman öncesi Şengal'de sağlık ocağında hemşirelik yapıyordu henüz 16 yaşındaydı. Diğer kız kardeşim Henan ise 15 yaşındaydı."
 
DAİŞ'in eline geçmektense kendini suya atan kadınlar… 
 
Yaşananları ise yine aynı şekilde kendini suya bırakan fakat yaşamını yitirmeyen kız kardeşi Wefa'dan öğrenen Şeda, anlatmaya devam ediyor: " 2 yıl sonra Wefa ile karşılaştık. Bana o anlattı olanları. Şöyle diyordu 'DAİŞ bizi Rakka'ya götürdü bir ay orada kaldık. Sonra biri geldi bizi Bağdat'a götürmek için. Aslında halamı istiyordu. Halam da bizi bırakmak istemiyordu. Dördümüzü bir arabaya koydular. 'Sizi satın aldık bizimle evleneceksiniz' diyorlardı. Ellerimizi sımsıkı bağlamışlardı. Ağzımızı kullanarak ipi çözdük. Onlar fark etmeden yaptık bunu ve hemen kendimizi attık arabadan. Silahlarla peşimize verdiler.  Saklanacağımız bir yer yoktu. Sadece akan nehir vardı… Mermilerin arasında kendimizi suya bıraktık. Ben su yüzüne çıkıp ölmedim. Yeniden ellerine geçmiştim. Halamı ve kardeşlerimi sordum. Bana iyileşince onları göreceğimi söylediler. Sonra onların gömüldüğü yere götürdüler ve sonları bu oldu dediler. Wefa'nın anlattıkları böyle." 
 
Kız kardeşleri, halası ve tüm kadınlar için mücadele azmi ile güçlenen Şeda ve Êzidi kadınlar yüzlerini güneşe dönerek gelecek güzel günleri karşılamayı bekliyor.